1. YAZARLAR

  2. Hasan Aksay

  3. AB’den ayrılmanın yararlarından birkaçı
Hasan Aksay

Hasan Aksay

Yazarın Tüm Yazıları >

AB’den ayrılmanın yararlarından birkaçı

A+A-

Bir beraberlikten ayrılırken sadece yararlarına bakılmaz. Zira önemli olan yarar ve zarar arasındaki dengelerdir. Bu bakımdan yazımızın başlığında bir eksiklik var mıdır? Eğer böyle bir eksik başlıkta, yani konuyu ele alırken varsa, ciddi yanlışlara neden olur. Başlıkta eksikliğin olmamasının açıklığa kavuşması, Ramazan topunu atamayan belediyenin, 12 sebebini saymasına gerek bırakmayan, “Birincisi: Barut yok” gerçeği kadar önemlidir. Önce buna bakalım:

“AB’den ayrılmanın yararları” ifadesindeki, “Ayrılma” kavramı, birliğin teşekkülünden sonra kullanılabilecek bir kavramdır. Türkiye yarım asırdan fazla bir zamandan beri AB’nin kapısında bekletilmiş içeri alınmamıştır. Baştan beri,kavram  yanlış kullanılmıştır. Bu yanlış Türkiye’nin değil AB’nin marifetidir.Şöyle:

Hiç kimse AB’ye kendiliğinden gidip müracaat etmedi. Yarı resmi de olsa, bir kararla davet oldu. Devletler de müracaat ettiler. Müracaat edenler, fazla vakit kaybetmeden alınıp AB üyesi oldukları için, müracaat etmek, yarım asırdır kapıda bekletilen Türkiye; bir de, halk oylaması yaptırdıktan sonra almadıklarıKıbrıs Türk Devleti için istisna olarak gerçekleşmedi. Ama, bu iki dışında, müracaat edip de kapıda böylesine bekletilen kimse yok. Şartları yerine getirip getirmediğine adeta bakılmaksızın teamülde,“Müracaat etme”,  “Üye olma”anlamına geldi.

AB’nin en önemli kurucu üç sacayağından biri olan İngiltere, AB’den ayrıldığı gibi; şimdi de AB’nin gücüne güç katacak Türkiye’de, AB’nin, açık ve son derece çirkin tavrı nedeniyle artık kapıda beklememelidir. Kapıdan ayrılma için bu çirkin tavır yeterlidir. Oyalanmaya devamda yarar yoktur. Kaldı ki böyle bir karar, yararlar doğuracaktır. Birkaçını zikredelim: 

Kurucu ve en önemli üyelerinden İngiltere için dahi cazibesini kaybetmiş AB ortaklığının ayrılırken durumunu değerlendirecek değiliz. Bir komşusu ve insan olarak iyi olmalarını dileriz. Globalleşen aynı dünyada ve aynı bölgedeyiz. AB yönetiminin adil olmayan çapraşık virajlarına bulaşmadan, hem AB, hem de Türkiye için sağlıklı, yararlı, sürdürülebilir ikili ilişkileri tercih ederiz. 

Yarım asırdan fazla uzayıp giden tecrübelerin açık ve net olarak gösterdiği netice yarardan çok zarardır. Var olan mevcut münasebetleri dahi geriye götürmekte; açık ve net pazarlıklara dayanan anlaşmaların taraflarından Türkiye, taahhütlerini yerine getirmekte; AB ise, oyalamasına makuliyeti aranmayan bir söz dahi bulamadan, oyalamaya devam etmektedir. Gümrük anlaşmasında olduğu gibi sığınmacılar anlaşması da tek yönlü yürüyor.1980 öncesi iki sene AB Parlamentosunda, Türk Parlamento Grubu 2. Başkanı olarak bulundum. Bu konuda bazı hatıralarımı arz etmek vakit alır. Günışığı izah istemez. Oyalanmayıp ayrılmalı, iki taraf için de yararlı anlaşmalar yapmalıyız.  

Türkiye, gönül dünyasıyla; tarihi varlığı ve değerleriyle; potansiyel varlığı İslam dünyası, Türk dünyası ve gönülden takıntılı bulunduğu mazlum dünya ile bu birliğe sığmaz, sığdırılamaz. Zaten meselenin perde arkasındaki asıl rengi de budur.

Globalleşen dünyanın iyileri çok ama,  eşkıyası, uğursuzu, münafığı da var. Silah tüccarları, darbe ve terör destekçileri, zehir piyasasının, haset ve fitne pazarının vicdan fukaraları da var. İyiler ne kadar çok, güçlü olursa olsun, maske ve tuzak çeşitliği çöplüğüne dönen bu dünya,yalnız kalınacak bir dünya değil. Katar, yalnız kalsa, kurtlar kapıdaymış. İyilik isteyen devlet, kendilerine güvenmeli. Ama yetmez. İyilerin kardeşliği, dayanışması, vahdeti şart...

AB Bakanlığımızı kaldırırken, Pakistan’la da, ilişkileri geliştirmek üzere karşılıklı birer bakanlık kurmalı, yola devam etmeliyiz. Pakistan devleti halkı, toplumu ve siyasi tavırlarıyla; dostları ve düşmanlarıyla; benzerliklerimiz olan, kısa zamanda anlaşabileceğimiz, güçlerimizin karesini alarak gelişme imkanı bulabileceğimiz, 250 milyon insan gücünü aşan ikikardeş milletiz. Katar’dan sonra bu dayanışma, yeni ufuk ve imkalar doğuracak güzel bir başlangıç olur. 

AB kapısından ayrılmanın, kendimize sağlayacağı önemli bir yararıyla yazımızı noktalayalım. Zarar ve acının büyüklüğüne rağmen, asırlık bir alışkanlık olduğundan, farkına varmak için dahi, özel bir dikkat gerekiyor. Tedavi ise şart:

19. Asırda İttihat Terakki Cemiyeti ve Partisiylebaşlayan, Batı hayranlığı ve taklitçiliği; Ekonomide ithalat kolaylığı, garantisi ve zenginliği ile destek bulunca, özel bir refah grubu doğurdu. Siyasi Batıcılık hareketiyle imtiyaz kazanıp güçlendiler. Kendi ülke ve milletlerinin imkanlarını, güzelliklerini göremez, yadırgar hale geldiler. Alenen ve filen kendi değerlerine düşman tavır takındılar. 

Komünist devrimlerde, her zaman ve her şartta görülen açık ve net gerçek, devrim, sözcüğüyle en akıl almaz zulümler dahi savunulmasına gerek olmayan ve mutlak hakikat ve mütearifeler olarak kabul edilen bir putperestliğe dönüştürülmektedir. Batıcılığı, böyle bir anlayışa taşımak isteyenler oldu.

Farzı muhal AB tamamını harfini dahi değiştirmeden uygulamamız gereken kurallar koyabilse, yine de, bu derece bir dışa bağımlılık, daha doğrusu, “Aklını, yabancıya kiralama” her topluluk için ciddi felakettir. İttihat Terakki’den beri devam eden Batı hayranlığı, devrim sloganları kullanarak, tamamen akıl ve mantık dışına çıkmış ve kendine özel ve imtiyazlı bir yer edinmiştir. Fransamasonları toplanarak, Türk masonlarına, “Baş örtüsüne geçit vermeyin!” deyince, on binlerce öğrencinin, yüz binlerce senelik tahsil hayatları yakılmış; Halk Partili milletvekillerinin tamamının, ayakta, “Dışarı!.. dışarı!..” alkışlarıyla, Merve Kavakçı’nın,milletvekilliği düşürülmüştür.

İngiltere’nin AB’den ayrılması İngiltere’nin itibarına halel getirmediği gibi; Türkiye’nin de zaruret haline gelen, AB kapısındaki nöbetini bitirmesi, diğer faydalarına ek olarak, Batı Taklitçiliğine, “Devrim” diyerek kendilerini şartlandıran kimselerin, kendi kendilerini tedavide küçümsenemez bir imkan olacaktır. “Elden gelen öğün olmaz; olsa da vaktinde bulunmaz.” 

Zor, fakat güzel günlerdeyiz. Zorluklar artabilir. İmtihanın zorluğu, mükafata değer katar.

Hamd Allah’a! 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.