1. YAZARLAR

  2. M.Zeki Uyanık

  3.  Aziz Sancar..
M.Zeki Uyanık

M.Zeki Uyanık

Yazarın Tüm Yazıları >

 Aziz Sancar..

A+A-

Türkiye’nin medarı iftiharı Aziz Sancar’ı, vücudumuzdaki hücrelerin, hasar gören DNA’ları nasıl onardığını bulan buluşu nedeniyle Nobel Ödülünü alan ilk Türk olma vasfını elde ettiği zaman yazmayı temenni etmiştik ancak kısmet olmamıştı.

Aziz Sancar Nobel Kimya Ödülü replikasının Mardin Artuklu Üniversitesi’ne takdim töreni vesilesi ile geç de olsa bu köşeyi kaleme aldık.

Aziz Sancar, Mardin Savur’un bir köyünden Nobel Ödülüne uzanan bir başarı hikâyesidir. Bu başarı hikâyesi, şartlar ne kadar zor, imkânlar ne o kadar kıt da olsa azim ve çalışma varsa başarı da mümkün gerçeğinin en güzel numunesi ve mührüdür.

Bu başarı hikâyesinin kahramanı Aziz Sancar, aynı zaman da Türkiye sevdasının da adıdır. Bu sevdasını da, "Bu ödülü Türk milletine adıyorum", “Ben Türküm” açıklamaları ile de bütün dünyaya ilan etti. Ödülden dolayı aldığı 325 bin doları da Türkiye’den Amerika’ya gelen akademisyenlere kalacakları bir yer temin etmek için kurulan “Türk Evi Vakfına” bağışlayarak Türkiye sevdasının sözde değil, maddi ve manevi manada da olduğunu gösterdi.

Bu başarının bir hikâyesi ve sevdası olduğu gibi aynı zaman da bir vefa tarafı da söz konusudur. Bu vefa, Aziz Sancar’ın doğduğu ve büyüdüğü şehri, okuduğu üniversiteyi, ekmeğini yediği ülkesini unutmaması, dahası ne oldum delisi olmayışı, bilakis ismine ve unvanına yakışır asil bir duruş sergilemesidir.

Bu asil duruş, tevazu, bilgelik, vizyon, ülke sevgisi, ve vefayı içermektedir. Nitekim ödülün aslını ve replikalarını nerelere verdiğine bakarsak bu asil duruşun izlerini orada da görmemiz mümkündür. Sayın Sancar, ödülün aslını Anıtkabir’e hediye etti. Bir replikayı mezun olduğu İstanbul Tıp Fakültesi’ne, ikinci replikayı Mardin Artuklu Üniversitesine takdim etti.

Sancar, bu güzel jesti ile hem ülkesine hem de şehrine vefasını, sevdasını ve bağlılığını göstermiştir. Dahası, “benim ödülüm onların ödülüdür” diyerek başarı hikâyesinde emeği olanları unutmayarak, vefanın bir semt ismi olmadığını alçak gönüllülükle ortaya koydu.

Replikayı vermesi için Türkiye’ye davet edildiğinde ise Sayın Sancar’ın yaptığı şu açıklaması, kendisini daha da büyüttü: “Türkiye’yi bir ay ziyaret ettiğimde bilimsel araştırmalarımdan uzak kaldım ayrıca bir tanınmış bir aktör gibi işlem gördüm, ben hayatımda bunları yaşamış insan değilim, konsantrasyonum da bozuldu. Şimdi gelirsem ilgiden ve sevgiden bunalacağım ve tekrar bilimsel araştırmalarımdan uzak kalacağım. Onun için sizden ricam bu replikayı siz verin.”

Bu açıklaması ile başarının tesadüf olmadığını ancak istenilen yere geleceğini gösterdi. Ayrıca şöhretin ve unvanın şehvetine kapılmadan insana ve bilime hizmet etmek gerektiğini vurguladı.

Aziz Sancar, buluşu ve başarısı ile haklı bir ödül ve unvan almıştır. Bu başarı ve unvan onundur. Ancak kendisinin de ifade ettiği ve vefa gösterdiği gibi bu başarıda doğduğu, büyüdüğü ve okuduğu toprakların da bir emeği var. Ancak üzülerek ifade edelim ki Nobel ödülünü kazandıran çalışmasını beyin göçünden dolayı bu ülkede yapmadı. O da, nice başarılı insanımız gibi batıya gitti. 

Umarım ki, Aziz Sancar bu topraklardan batıya giden son “beyin göçü” olur.

Duamız ve temennimiz, bu tarz bilge insanların, bilimsel çalışmalarını, buluş ve başarılarını ülkemizin üniversitelerinde gerçekleştirmeleridir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.