1. HABERLER

  2. MANŞET HABERLER

  3. Ergenekon?la yargı da ikiye bölündü..
Ergenekon?la yargı da ikiye bölündü..

Ergenekon?la yargı da ikiye bölündü..

Türkiye?de 1960?tan beri tam 50 yıldır atanmışlar, güç birliği yaparak seçilmişleri hizaya getirebiliyor ve kendi çizdikleri yolda yürümeye zorlayabiliyor.Türkiye,...

A+A-

Türkiye?de 1960?tan beri tam 50 yıldır atanmışlar, güç birliği yaparak seçilmişleri hizaya getirebiliyor ve kendi çizdikleri yolda yürümeye zorlayabiliyor.

Türkiye, Erzurum ve Erzincan savcılarının kavgasıyla sarsıldı. Çünkü bu iki savcının pozisyonu ve mücadelesi, Ankara?daki güç savaşlarının bir yansıması ve toplumun ikiye bölündüğü demokratikleşme çabalarının bir parçası.   

Erzincan savcısı, derin devlet bayrağını açtı: Savcı, 28 Şubatçıların söylemini sürdürüyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti için asıl tehdit irtica, diyor. Cemaatlerin irticayı beslediğini düşünenler Erzincan Savcısını destekliyor. Ergenekon Terör Örgütü?ne mensup olmakla suçlanıyor.

Erzurum savcısı, demokrasi bayrağını açtı: Hukukun üstünlüğünü, savunuyor. Batı standartlarında bir demokrasiye ulaşmanın önündeki engelin Ergenekon yapılanması olduğunu ve bu yapılanmanın ülkenin güvenliğini tehdit ettiğini savunuyor. Anayasanın ve kanunların verdiği yetkisini kullanıyor. 

ANKARA BARONLARI DİRENİYOR

Türkiye AB ile tam üyelik müzakerelerini sürdürürken zorunlu olarak değişiyor. Her geçen gün Batı standartlarında bir demokrasiye daha çok yaklaşıyor. Batı standartlarında bir demokraside, ?seçilmişler? millet iradesini temsil ettikleri için daha güçlü bir konuma sahipler.

Oysa Türkiye?de 12 Eylül Anayasası asıl gücü atanmışlara vermiş:

Anayasa Mahkemesi, yasama organı olan TBMM?ni istediğinde kilitleyebiliyor.

Danıştay, yürütme organının elini konulu bağlayabiliyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, çok zorlama delillerle iktidar partisini kapatma ve siyasi yasaklanmanın eşiğine getirebiliyor.

Ordu 27 Nisan muhtırasında olduğu gibi, Anayasa Mahkemesi?nin 367 kararına moral ve lojistik destek sağlayabiliyor.

Türkiye?de 1960?tan beri tam 50 yıldır atanmışlar, güç birliği yaparak seçilmişleri hizaya getirebiliyor ve kendi çizdikleri yolda yürümeye zorlayabiliyor. 

Seçilmişler, kendilerine oy verenlerin talep ve ihtiyaçlarından ziyade atanmışların taleplerini ön planda tutuyorlar. Aksi halde krizler çıkıyor. Muhtıralar, darbeler veya kapatma davaları - yargı darbeleri gündeme geliveriyor.

Kısacası, Türkiye?de Ankara baronları ne istiyorsa o oluyor. Ankara baronları, her biri savaş yenilgisi kadar büyük maddi ve manevi zarar veren darbelerle su başlarını tutmuşlar ve dünya güçlerine hizmet ediyorlar.

İRTİCA VE BÖLÜNME KORKUSU

Türkiye tabandan, halktan gelen taleple ve reformların da yardımıyla değişiyor.

Türkiye?de anayasada ve kanunlarda değişiklikler yapılıp demokratikleşmede yol alındıkça va Batı tipi bir demokrasi yavaş yavaş hakim olmaya başlayınca, bürokratların uykuları kaçıyor. Ankara?daki bürokratik elit, değişime karşı ittifak yapıp direniyor.

Milletten iktidar olacak kadar oy alma umudu olmayan siyasetçiler de bu ittifaka katılıyor.

Atanmışların mevcut iktidarını savunan bu ittifak, seçilmişler karşısında, iktidarın iplerini elinden bırakmak istemiyor. Atatürk, TBMM?ne ?Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir.? yazmış, Atatürkçü geçinen bürokratlarımız hakimiyeti millete vermeye yanaşmıyor.

Atanmışlar, seçilmişlere karşı sözde güvensizlik duyuyor, gerçekte ise dış güçlerin biçtiği rolleri oynuyorlar ve rantlarının kesilmemesi için statükonun devamını istiyorlar. Dahası atanmışlar, seçilmişlerin Türkiye?yi ?böleceğini ve irtica düzeni getireceğine..? medyanın da desteğiyle toplumun neredeyse yüzde 20?sini inandırmış durumdalar.  Atanmışların oluşturduğu bu irtica ve bölünme korkusunu, toplum her geçen gün üzerinden atıyor. AK Parti?nin 8 yıllık iktidarında böyle bir korkunun gerçek olmadığı ortaya çıktı.

Toplum, demokratikleşmenin inanç ve düşünce özgürlüğü, ekonomik kalkınma ve bağımsızlık olduğunu görüyor artık. Dolayısıyla Ankara baronları, artık toplumun demokratikleşme talebi karşısında aciz kalıyor.

Asıl sorun, Ergenekon soruşturmasının verdiği rahatsızlıktan kaynaklanıyor.

YARGI YARGIYA KARŞI

Türkiye?de yargı elbette işliyor. Anayasa ve yasalarda değişiklik yapıldıkça, yargı, doğal olarak demokratikleşme ekseninde toplumun iradesi doğrultusunda çalışıyor. Savcılar ve hakimler, Ergenekon soruşturması ile son 10 yılda demokratik sistemin işleyişine antidemokratik yollar ve yöntemlerle yapılan müdahaleleri ortaya çıkardı - çıkarıyor ve sorguluyor.

Kavganın kamufle edilen gerçek sebebi şu: 28 Şubat?tan bu yana demokratik sistemin işleyişine hukuk dışı yollarla müdahale edenler hesap vermek istemiyor.

Ergenekon soruşturması sürecinde yapılan bazı adli hatalar, sürenin uzaması, belki bazı eksik ve yanlış uygulamaları da istismar ederek, bu dava engellenmeye ve boşa çıkarılmaya çalışılıyor. En azından daha fazla ilerlemesi istenmiyor.

Seçilmişler, demokratik sistemin işleyişini antidemokratik müdahalelerin artık yaşanmaması için bu davayı destekliyorlar.

Ama atanmışlar, geçmişte yapılan hukuksuzlukların hesabını vermek istemiyorlar. Bu davanın önüne, daha fazla genişlememesi ve kapanması için her gün yeni bir barikat kuruyorlar. Şemdinli Savcısının meslekten atılması, Ergenekon davasına bakan savcıların görev yerlerini değiştirme girişim ve çabaları ve en son 17 Şubat?ta aldığı karar ve günde 3- 5 kez yaptığı açıklamalarla HSYK, Ergenekon davasını engellemeye çalışmıştır. Yüksek yargının bu çabası öyle görüyor ki devam edecektir.

Yargının bir tarafı Ergenekon soruşturmasını derinleştiriyor, gerçek suçlulara ulaşmaya çalışıyor.. Öteki yarısı da yargının bu soruşturmasını durdurmaya çalışıyor. Bürokrasinin ortadan ikiye yarıldığını de görüyoruz artık.. 


Mustafa Yürekli 24.02.10

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.