1. HABERLER

  2. MANŞET HABERLER

  3. Her merhemi her yaraya derman mı sanırsın?
Her merhemi her yaraya derman mı sanırsın?

Her merhemi her yaraya derman mı sanırsın?

Son üç asırı biraz geçkin bir süredir tüm alem-i islam düşünürleri bir noktada patinaj çekiyor.Özellikle kavm-i necip Türk milleti islam'ın bayraktarlığını...

A+A-

Son üç asırı biraz geçkin bir süredir tüm alem-i islam düşünürleri bir noktada patinaj çekiyor.Özellikle kavm-i necip Türk milleti islam'ın bayraktarlığını yapması açısından bu düşünce çıkmazının labirentlerinde mutlu sona ulaşamaması sahil-i selamete götürecek sefine-i rabbaniyenin kutlu kumsalları bulamamasından en fazla etkilenen oldu.

 

Zira bir yeryüzü imparatorluğu olan Osmanlı İmparatorluğu büyük bir gürültüyle çöktü.Bu elim ve tüm Müslümanları ızdıraba sevk eden bir felaketti.

 

Zaman çemberseldi.

Ve bugün ağlayanlar gelecekte gülenler olacaktı.

İslam düşünürleri özellikle Anadolu topraklarında neşv-ü nema edenler çeşitli ruhi kalbi siyasi ve zihinsel hastalıklar tespit ettiler ve bu bağlamda toplumumuzun damarlarına sirayet etmiş marazlardan halas edici reçeteler önerdiler.

 

Fakat bir türlü alil uzuvlarımızı iyileştiremedik. Beyin snaplarımızı temizleyemedik.

Ne siyaseten ne de eğitim yoluyla ne de Anadolu?nun en kuytu köşelerinde bizden önce gelmiş manevi büyüklerimizin açtığı yollarda ahsen-i takvim ölçüsünde seyr-ü süluk edemedik.

 

Bir türlü bir kelam etmek belki de haddimizi aşar kimilerince.Öyle ya başımızdaki ulul emr'ler her şeyi bilir ve onların yolu sırat-ı müstakim'dir.

Allah tüm mevcudatın Rabbi'dir ve O ölçüyü şu bağlamda vermiştir: Tüm kullar bir tarağın dişi gibi eşittirler.Üstünlük ancak takva ile olur.Kul günah işlemek ile mükelleftir.Günahsız kullar ancak ve ancak Peygamberlerdir.

Tüm insanlar kendi düşüncelerini özgürce beyan edebilirler. Hatta ateistler eşcinseller ve travestiler en marjinal sosyal gruplar dahi hak ve özgürlüklere sahiptirler ve eyleme dökmediktan sonra cebr ve şiddet kullanmadan örgütlenme hakkına sahiptir.

Hz.Peygamber döneminde yapılan ''Medine Vesikası'' buna en iyi örnektir.

İnsan eşref-i mahlûkattır ve insan Allah'ın yeryüzündeki en büyük hüccet-i katıası ve baliğasıdır.

 

Bazı akşamlar dizi seyrediyorum.Bu dizilerin bir kısmı geçmişte edebi eserler olarak yazılmış günümüz şartlarına uyarlanarak yenilenmiş.Tüylerim ürperiyor, iğreniyorum.Kiminle konuşsam herkes aynı şeyleri söylüyor.

 

Öyle bir toplum haline gelmişiz ki hayret ediyorum.Sanki birileri bir yerden düğmeye basmış bilim kurgu filmlerindeki gibi zihinsel evrim geçirmişiz.

 

Selena'nın sopası üzerimize değmiş gibiyiz.

 

Atalarımız insanı aşmış, toplum açısından everest tepesisinin nihai noktasına varmışlar.

Şefkatte merhamette mümeyyiz vasıflarda erdemde cenneti ala'nın bahçalarinde koşmuşlar.

 

''Gurabahane-i Laklakan'' isimli kuş bakımevi açıp garib ve yardıma muhtaç laklakanlara sahip çıkmışlar.

Ya şimdilerde...?

Hal-i ahvalimiz tüm cümle ahali tarafından aşina.

Her şeyimiz 'money-para' olmuş.

Kıblemiz bankalar hayat-üs sahabe'miz ''lüküs hayat'' olarak terf-i mevki etmiş.

 

Bu hale gelişimiz ne geçmişte 'müstağrib-batı hayranı' olmamızla açıklanabilir.

Ne de Avrupa'da Endüstri Devrimi'nin proleterya-burjuva'yı doğurması kapitalizmi ve  komunizmayı peşinde ortaya çıkarması değildi elbette.

 

İslam toplumu iktisat merkezli değildi.Kaldıki müslümanlar bu dünya için yaşamıyorlardı.Ve yine kaldı ki Dünya'nın en mükemmel toprak ve kaynakları müslümanların elindeydi bu halende böyle.Kıyamete kadar da öyle olacak.Petrol en fazla terviç olan bir malzeme ve tüm kaynaklar müslüman topraklarında.Arabistan'a gidin Türkler'den nefret eden bir zihniyet olduğu gibi Türkiye'dede Araplar için pek iyi şeyler düşünülmez.Okullarımızda öğretilen ilk düşüncelerden birisi Arapların Türkleri 1.Dünya Savaşı'nda 'arkasından vurduğudur'.

 

Arkamıza neden bakmazsak şu koskoca savaşta...

 

1.Dünya Savaşı nur içinde yatsın Kemal Sunal'ın Halit Akçatepe ve Şener Şen ile canlandırdığı komedi filmlerindeki gibi cereyan etmemiştir.

 

Birileri bir yerlerden ''Günah Üretiyor''.İşin sırrı bu ''günah üretme'' kavramında.Güncel tüm kurum ve yöntemlerle bu topraklarda tam 350 yıldır muzahrafat ve eracif sunuyor önümüze günde bilmem kaç defa.

 

Aslında suç bizde değil.Vallahi biz yapmadık.Hani hoca sorar Roma'yı kim yakti tüm sınıf vallahi biz yakmadık derler ya ondan işte.

 

Mesih Sabatay Sevi 1676 yılında gökyüzüne çekildi.Birgün yeryüzüne inecek.Aynı Hz. İsa gibi.Aslında Hz.İsa'da bir musevi idi fakat daha sonra kendi dinini vaz etti ve buna ilk ret yine musevilerden geldi.Museviler bir ''mesih'' bekliyorlardı.

 

Şabat (cumartesi)  günü doğacak ve buluğ çağında Tanrı'nın söylenmesi yasak olan yüzüncü adı'nı söyleyebilecekti.

 

Tüm musevileri 'arz-ı mevud'da birleştirecek ve onlara müreffeh üstün bir yaşam bahşedecekti.

 

Beklenen mesih Sabatay Sevi'ydi.Tüm yaşamı boyunca inanışa göre bu özelliğini destekleyen argümanlarla yaşadı.Ona bağlı insanlar halende aynı tazelikte Sabatay Sevi'nin öğretisine göre yaşıyorlar.Ne bir eksik ne de bir fazla.Hem de olanca gizlilikte.

 

Sabatay Sevi ''günahların çok olduğu bir dönemde'' ve de ''bülbüllerin çokca öttüğü bir anda'' yeryüzüne tekrar inecektir.

 

O'nun yeryüzüne tekrar gelmesi dünyanın en harika olayıdır.

Ee o zaman Mesih'i nasıl getirebiliriz.

Günah işleyelim ve işletelim...

Buna ''Günahın kutsallığı'' doktrini diyoruz.

Günah o büyük mesihin gelmesine neden olacaksa bu faaliyet en önemli vazifemizdir.

 

Günahı bu denli bu kutsal topraklara sokan ve süreklilik kazandıran amil saik faktör neden budur işte.

 

Bir dönem edebiyat ile kanto ile tiyatro ile yeri geldiğinde sinema ile tv ile video kasetler ile toplumumuzu saptırdılar.

 

İlk sinemayı İspanyol Yahudisi ''İpekçi'' ailesi getirdi.El Hamra sineması İstanbul'da açıldı.Sinemanın ismi dahi Musevilerin zuhur ettiği  eski Mısır'dan bir beldenin ismini taşıyordu.

 

Yeşilçam'da ise yıllarca ''Sabataycı'' tekel kırılamamıştır. İslami filmleri yapan ve o filmde rol alanlar Teşvikiye Camii'nde kılınan bir öğle namazının ardından ya ''Bülbülderesi ya da Feriköy Mezarlığına'' gömülmüştür.

 

Hangi ailenin evinde yeğen amcasının karısıyla zina eder?

Evlerimize yakın akrabalarımızı almayalım mı?

Aşk-ı Memnu'nun yazarı Halit Ziya Uşaklıgil böyle bir çarpık ilişki yumağının içindemi yaşamış

 

Evlerimize yakın akrabalarımızı kabul etmeyelim mi?

Paranoyalara takılalım herkese kötü gözle mi bakalım?

 

Hanımın Çiftliği adlı romanın yazarı Orhan Kemal'dir. Gerçek adı Abdulkadir Kemali Öğütçü olan yazar eserinin baş kahramanlarından birisi olan Güllü'ye Öğütçü soyadını vermiştir.

Büyük bir ihtimalle kendi ailesinde ya da yakın çevresinde bu olaylar örgüsüne benzer bir şeyler yaşamıştır.

 

Divan Edebiyatında yatak odası yoktur.Hatta Sabataycı kadroların Osmanlının son dönemlerinde yaptıkları edebi hareketlerden önce de yoktur.

 

Divan edebiyatında aşk'tır aslolan. Sevgili vardır, onun dudağı gözü kaşı çeşm-i sureti vardır. Sevgilinin göğüsleri kalçası göbeği yoktur.

 

Sevgili bir anlamda temizliği vücud-u beyzayı simgeler.O Allah' a vasıl olmada bir basamaktır.Aşk-ı mecazi'den aşk-ı hakikiye yapılan dikeysel evrimde başrol oyuncusudur.

 

Halit Ziya Uşaklıgil ''Uşşakizade'lerden'' Atatürk'ün eşi Latife Hanım'a akraba bir aileden geliyor.

 

Orhan Kemal'in orijine nede inersek aynı etnik kökeni görürüz.

 

Sabataycı cemaat bir anlamda 'kuzenler cemaati'.Dışarıdan evlilik yapmamışlar.Gizliliklerini bozmamışlar.

 

Toplumumuzu yıllardır atıl bırakan unsur batı hayranı olmamız değil.Devletimizin yada insanımızın batıya yönelmesi hastalığın kaynağı değil.

Aydınımızla toplumsal dinamiklerimizle bu paradoksu çözemedik.

 

Onlar günah işlemeye ve bülbüllerin ötmesini beklemeye devam etsinler.

Bülbülü altın kafese koyup çile bülbülüm çile diye niyaz etsinler.

Umulurki bir gün beklenen mesih tekrar gelir.

 

Çıkmadık canda ümit vardır.

 

Kıyamete kadar daha uzun yıllar var.

 

Ümitvar olmak gerek.

 

Üzerimize ölü toprağı atılmış gibiyiz, birileri bize kara büyü yapmış ve biz bir türlü bunu çözemiyoruz.

Ne ürettiğimiz anti-misyoner tezler ne de yaptığımız diğer faaliyetler ''günahın kutsallığını'' önlemeye yetmiyor.

 

Ziya Paşa'nın dediği gibi:

"Bir illet-i kıl müsavada tasatti;

Her merhemi her yareye derman mu sanursun...''

 

Evet hastalığın tedavi çaresi için o marazı tespit etmek gerekli ve yeterli...

 

 

 

 

Ahmet Hamdi Döner

19.12.2009

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.