1. YAZARLAR

  2. Aysel Karakuzu

  3. Milliyetçilik ve Irkçılık
Aysel Karakuzu

Aysel Karakuzu

Yazarın Tüm Yazıları >

Milliyetçilik ve Irkçılık

A+A-

Dünya coğrafyasını ve demografik düzenini, menfaatleri doğrultusunda şekillendirmeye çalışan kaos  mihrakları, yeni bir oyun daha sahnelemeye başladı.

Osmanlı döneminde sınırlarımız içerisinde bulunan, coğrafi uzaklığından dolayı “ırak” olarak ifade edilen Irak ve bölgedeki enerji kaynakları nedeniyle yaşanan kavgalar ile birlikte girilen referandum süreci, toplumsal barışımızı etkileme ihtimali olan fay hatlarını tetikleyebilecek olması nedeniyle önem arz ediyor.

Kuzey Irak referandumu üzerinden şekillenecek dünya ve bölge siyaseti bizi de etkileyecek. Bölge insanını ve ekonomisini, geçmişten bugüne kadar, din ve etnik etnik temelli kaos yaratarak istismar edenler bugün, bir kaç yüzyıl once başlayan  oyunlarını, en başından itibaren başlayarak icra etmeye başladılar. Nitekim Kuzey Irak Kürt’leri, aslında bağımsızlık hamlesi olmayan  büyük oyunu fark edemediler.

Din ve etnik alanlardaki nifak yaratan projeler, daha çok Arap’lar, Türk’ler ve Kürt’ler üzerinde uygulanmıştı. Bizleri birbirimize ihanet etmiş gibi gösteren oyunların ve tarihi gerçeklerin  açığa çıkması, hem ülkemiz hem de Ortadoğu ülkerinin toplumsal barışına fayda sağlaması bakımından önemli.

Derinlerimize ekilen nifak tohumları neticesinde birbirimize düşman olma sebeplerimizi, istikbalimiz için  incelemeliyiz.

Batı ülkelerinin de, herkesin kazanabileceği, dünya barışına, adil  paylaşıma ve yardımlaşmaya  enerji harcamayı değil, uzun vadede   kendilerine de kaybettirecek haksız yöntemleri neden seçtiğini ve yanlışlarını görmelerini sağlamak mümkün olmalı.

Dünya toplumu olarak, yöneticilerine rağmen el ele, gönül gönüle bu rüyayı gerçekleştirebilir miyiz?

Görmek istediğimiz rüyaya engel olan en büyük neden, bireyin, bir diğerinin hayat, hukuk ve insanca yaşama hakkını gasp edebildiği bir  rûh hâli inşâ eden sistemlerdir.

Kalbi ile bağlantı sağlayamamış zihniyetler, dünyevî hırslarının esareti altında düştüğü özgürlük kuyusundan çıkabilmek için, başkalarının hakkını gasp ediyor. Sanma ey hace kim, senden zer-ü sim isterler/ Yevme la yenfeu’da kalb-i selim isterler diye seslenmişti  Bağdatlı Ruhî. Bugün Bağdat üzerinden Ortadoğu’da yeni bir ateşi alevlendirmeye çalışanların, bu şiirde bahsedilen değerlerden elbette haberi dahi yok. Batı ruhunu doğu aklını kaybetti derken haklıydı Muhammed İkbâl. Zulüm ve oyunlarının bir gün kendilerini de etkileyebileceğini fark edemeyenler ile mutlak barışa ulaşmak elbette bir rüya. Bir rüya olan dünya hayatının, Mevlânâ’nın  ifadeleri ile tanımlandığında ” duvara akseden gölgeyi yakalamaya çalışan”  oyuncularıyız.

 Çağımızın kanseri haline gelen ayrımcılık ve sözde milliyetçilik kavramının, ırkçılığın maskesi olarak insanlığın gündemine taşınması süreci, dünyayı istedikleri gibi şekillendirmek ve sömürmek isteyenler tarafından, tarihi süreç içerisinde daima kullanıldı.

 Bugünlerde, bağımsızlık referandumu ile gündemde olan Irak’taki Türk’lere, İngiliz’ler tarafından Lozan Konferansı sırasında Türkmen’ler denilerek,Türk’lerin Türkiye ile olan soy ve kültür bağları koparılmak istenmişti.

Tarihi süreçte dünyayı ırk kavgaları iklimine büründüren, ancak kendi topraklarında bu ayrılığa ve kaosa mani olan batı ülkelerinde de ırkçlık son zamanlarda yükselmeye başladı.

Ortadoğu’da, petrol ve enerji kaynaklarını bütünüyle hakimiyet altına almak için ırk çatışmalarını  canlandıran eller, Kuzey Irak Kürt’lerini bağımsızlık adı altında ayaklandırmaya çalışıyorlar. Referandumun, sadece bir halkın kaderini tayin hakkı olmadığını, bize ve diğer ülkelere de sıçrayacak bir savaşı ateşlemek amacı ile gündeme getirildiğini fark ediyoruz.

Bizler, dünyanın yeniden şekillendiği bu ağır süreçte birbirimize yaslanmak ve birlik olmak zorundayız.

Topraklarımıza ve Ortadoğu coğrafyasına nakil yolu ile gelen bu sorunları en aza indirebilir miyiz?

Bir ideoloji olarak milliyetçilik  masum sayılabilir mi?

İdeolojik milliyetçilik, yaşadığı  toplumu sevmek değil, kendini mensubu olarak adlandırdığı bir etnik grubu benimsemek ve diğerlerini kendinden ayrı görmektir.

Kişinin bağlı bulunduğu, üyesi olduğu topluma şartsız bağlılığı ve sevgisi, diğerlerine olan dışlama, hor ve hakir görme duygularını arttırdığında, yok etme faaliyetlerine dönüşebiliyor.

 Nitekim bir hadis, "Kişinin soyunu, sülâlesini (kavmini, ulusunu) sevmesinin asabiyet (kavmiyetçilik, ırkçılık) sayılmadığını, lâkin, kişinin kavmine zulümde yardımcı olmasının  asabiyet / kavmiyetçilik olduğu uyarısını yapıyor.

Başka bir hadis, “Irkçılığa (asabiyyeye) çağıran bizden değildir; ırkçılık için savaşan bizden değildir; ırkçılık üzere, asabiyye uğruna ölen bizden değildir" ifadesi ile bizi birliğe çağırıyor.

Ayrılık duyguları bize dışarıdan miras.

Fransız ihtilâli, Rönesans-Reform ve aydınlanma dönemlerinde Avrupa’da inanç, fikir ve sosyo-politik müesseselerdeki çökmeler neticesinde oluşan boşluklar oluşmuştu. Din ve soy temelli feodal yapıların geride bırakılması ile, toplulukların bir arada yaşayabilmeleri için, kimlik açısından yeni izahatlar gerekli oldu. Barış, hürriyet, kardeşlik adına yola çıkılan süreç, çeşitli nazariyeler, tezler, tahliller sonucunda kavgaya, kaosa ve savaşlara dönüştü. İmparatorlukların dağılmasına neden oldu.

Velhasıl ırkî milliyetçiliğin fikir babası Rus Bolşevizmi ve Fransız İhtilali’dir.

Millet ve ırk tanımları ile ilgili  araştırmalar ve ihtilaflar, toplumları uzun süre meşgul etti. Sosyal ve siyasal tasniflerle bağlantı kurularak oluşturulan nazariyeler, çok sayıda ihtilaflı  tezlerin ortaya çıkmasını sağladı.

Milliyetçiliğin çıkış noktası olan batıda, saf ırk olmadığı hususu ağırlık kazandı. Bugün, batı ülkelerinin kuruluşlarını incelediğimizde, ırk mülâhazalalarının etkili olmadığını görüyoruz. Farklı  etnik grupları barındıran ülkeler, etnik milliyetçilik probleminden bağımsız olarak, bu tür sorunlara  enerji harcamayarak gelişimlerini sürdürmekteler. Fakat son yıllarda batı ülkelerinde, ırkçılık hareketleri yükseliş göstermeye başladı.
Batıda vücut bulan milliyetçi ideolojik akım, Osmanlı toplumuna sıçrayarak, inancı, vatanı ve tarihi aynı olan kavimler arasında ayrılığa ve bölücülüğe neden oldu. Türk ve Kürt milliyetçileri tarafından dernekler kuruldu. Araştırmalar, makaleler, kitaplar hazırlandı ve topluma dayatıldı.

Millet üzerine farklı kriterleri olan çeşitli tezler üretildi. Kendi içlerinde bir kısmı samimi ve iyiniyetli olan, Avrupa menşeli bu tezlerin en büyük yanlışı, “toplumun doğru gözlemlenmemiş” olması idi. Doğru gözlem yapılabilmiş olsa idi, millî zannedilen bu tez ve akımın, toplumun inanç ve demografik yapısı ile zıt ve tamamı ile “gayri millî” olduğu görülebilecekti. Kaldı ki, savunanları dahi kendi aralarında ihtilafa düşürmüş olan bu tezler, ülke toplumunu bir araya nasıl getirebilirdi?

Her millet kendi varlık sahasında güçlü olabilir. Etnik kimlik ön plana çıkarılarak yapılan bir siyaset ve yönetim tarzı, bu toprakların ve toplumun zehirleyici unsuru olmaya devam edecektir. Bu olguya yaklaşım tarzımız, arzu etmediğimiz halde, kaos ortamından yararlanmak isteyenlere yardım faaliyetine dönüşebilir.

Gerçek  milliyetçilik, yaşadığımız topraklardaki maddi ve mânevi tüm unsurları sahiplenmek, beraberlik duygusuna zarar veren  engelleri ortadan kaldırmaya çalışmaktır.

Samîmi milliyetçilik, sosyal, siyasal, ekonomi ve teknoloji alanında dışarıya bağımlılığı azaltacak yatırım ve çalışmaları yapabilmek ve yapanlara engel olmamaktır.

Bu bağlamda, tüm etnik milliyetçilikler, zararlı birer ideolojiler olarak kalmaya, ülkelerin ve dünyanın  huzur ortamını bozmaya devam edecektir.

Biz, öncelikli olarak kendi birliğimizi tesis etmek durumundayız.

İstiklâl şairimiz M.Akif Ersoy;

Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize,

Fikr-i kavmiyyeti şeytan mı soktu zihninize,

İşte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti!

İşte Irak’ı da taksim  ediyorlar şimdi,

Demişti  1913 yılında ve  uyarmıştı;

Ne Arap’lık ne de Türk’lük kalacak aç gözünü/ Dinle Peygamber-i Zişan’ın sözünü…

Vahdet fikrinin gönüllerimize nakşolunabilmesi temennisi ve selâmlarımla.


Aysel Karakuzu
 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.