1. YAZARLAR

  2. Yüksel Kanar

  3. Sezai Karakoç Ve Dergiler / 16. Büyük Doğu Günlük Olarak Çıkıyor ve Yağmur Duası
Yüksel Kanar

Yüksel Kanar

Yazarın Tüm Yazıları >

Sezai Karakoç Ve Dergiler / 16. Büyük Doğu Günlük Olarak Çıkıyor ve Yağmur Duası

A+A-

Fakülte birinci sınıf geçilmiş ve tatil başlamıştır. Büyük Doğu dergisi Ergani’ye gelmekte ve Sezai Karakoç da okumaktadır. Bu arada Necip Fazıl’ın kumar olayı dolayısıyla yazdığı ve gazetecilere verdiği cevapları içeren 54. Sayı gelmiyor. Bu sayıyı daha sonra okuyor. Olay yatışmış, Necip Fazıl da şoku atlatmıştır. Sonbahara doğru dergide, artık günlük gazete olarak çıkacağı haber veriliyordu. “Daha sonra, N. Fazıl’ın 101 Hadis isimli eserinin, imzalı olarak, o gün için biraz yüksek bir fiyatla alınması ve böylece günlük gazeteye geçileceği yazıldı. 101 Hadis’te hem hadislerin aslı, hem de Necip Fazıl’ın manzum tercümeleri yer alıyordu. Sonbaharda Büyük Doğu ilk kez günlük olarak çıktı. İlk günkü manşet şöyleydi: Müslümanlar! İşte şimdi sizin de bir gazeteniz var!” (Hatıralar, Diriliş, 9 Haziran 1989, Dönem: 7, sayı: 47).

Fakülte ikinci sınıfta, ihtirası olmamakla birlikte şiir yazmaya devam ediyor. Anılarında “Aklımda kaldığına göre, 1951 yılında, güz mevsiminde Yağmur Duası adlı şiirimi yazmıştım. Bu şiir ancak 1952 Mülkiye Dergisinde yayınlandı” dediği ve uzun süre hiçbir kitabında yer almayan şiir şudur:

YAĞMUR DUASI

Ben geldim geleli açmadı gökler;

Ya ben bulutları anlamıyorum,

Ya bulutlar benden bir şeyler bekler.

Hayat bir ölümdür, aşk bir uçurum.

Ben geldim geleli açmadı gökler.

 

Bir yağmur bilirim, bir de kaldırım:

Biri damla damla alnıma düşer;

Diğerinde durur göğe bakarım.

Ne şehir, ne deniz kokan gemiler:

Bir yağmur bilirim, bir de kaldırım.

 

Nedense aldanmış ilk gece annem.

Kan rengi bir gömlek giydirmiş bana.

İşte vuramadı gökler bana gem,

Dinmedi içimde kopan fırtına.

Nedense aldanmış ilk gece annem.

 

Biri çıkmış gibi boş bir mezardan,

Ortalıkta ölüm sessizliği var.

Bana ne geldiyse geldi yukardan

Bana ne yaptıysa yaptı bulutlar.

Biri çıkmış gibi boş bir mezardan.

 

İyi ki bilmiyor kalabalıklar

Yağmura bakmayı cam arkasından,

İnsandan insana şükür ki fark var;

–Birine cennetse birine zindan–

İyi ki bilmiyor kalabalıklar…

 

Yağmur duasına çıksaydık dostlar,

Bulutlar yarılır hava açardı.

Şimdi ne ihtimal, ne de imkân var.

Göğe hükmetmekten kolay ne vardı,

Yağmur duasına çıksaydık dostlar!

 

Ben geldim geleli açmadı gökler;

Ya ben bulutları anlamıyorum,

Ya bulutlar benden bir şeyler bekler.

Hayat bir ölümdür, aşk bir uçurum

Ben geldim geleli açmadı gökler.

 

Bu şiirle ilgili açıklamaları, bize şiirin anlaşılması için oldukça önemli ipuçları vermekte, aynı zamanda onun çok erken zamanlarda poetikasını da kurduğunu göstermektedir:

“İlk şiirlerimin birçoğu gibi bunu da yayınlanan kitaplarıma almadım. Belki sonradan o şiirleri de bir kitapta toplama imkânı olur. [1989’da bu satırları yazdığında söylediği bu sözler, dokuz yıl sonra gerçekleşiyor ve 1998’de Şiirler IX- Monna Rosa- İlk Şiirleradıyla yayınlanıyor. Daha sonra da toplu şiirleri Gün Doğmadan içinde (ilk baskı 2000) yer alıyor]. Bu şiirde bir mısra vardı ki, yanlış anlaşılmalara sebep olacağı için, hep onu değiştirmek ihtiyacı duymuşumdur (nitekim yukarda onu değişik biçimde yazdım). Mısrada ‘kadın gömleği’ imajı geçiyordu. Bunu o zamanlar yazmaktan maksadım, insanın kaderinde karşı cinsin adeta metafizik bir etkisi, hatta doğumla başlayan bir etkisinin bulunduğunu poetik bir imajla anlatmaktı. Fakat mısra karanlık kalıyor ve hiç de istenmeyen yorumlara kapısını aralık bırakıyordu. Çok sonraları Cemal (Süreya), ‘o mısraı bana ver’ demiş, bende: ‘haydi senin olsun’ demiştim. O da bir şiirinde: ‘bir kadın gömleği üstümde’ biçiminde kullanmıştı. Yine bu şiirin bir özelliği, orijinal yanı, kader ironisi olarak, ‘yağmur duası’na, yağmurun yağması için değil, yağmaması için çıkılmak istenmesidir. Bir hayli çapraşık bir mantık ve hayal oyunu söz konusu. Talihsizliğin ironik ifadesi de diyebiliriz buna.

Ben geldim geleli açmadı gökler

dediğimize göre, yağmur duasına çıkmamız, talihsizliğimiz sebebiyle, tersinin gerçekleşmesine, tersinin gerçekleşmesine, yani bulutların yarılıp göklerin açmasına, böylece sanki kaderin aldatılıp yine de mutluluğa erişileceğine imkân verecektir. Bütün bu dolambaçlılığı, bir umut arayışı ve bir mutluluk hayal edişi yolu gibi düşünmemize rağmen, kader değişmez, yine de biliyoruz bunu. Fakat öyle de olsa, bir an için insan, sanki kaderini yenmiş ve göklere hükmetmiş olmanın tesellisini bulacaktır. Kaderle saklambaç oynayarak, ondan kaçarak ya da ona yakalanarak, hayat denen oyunu tamamlamış olmanın, geçici de olsa, tesellisini bulamayacak mı insan?

Göğe hükmetmekten kolay ne vardı?

Yağmur duasına çıksaydık dostlar!  

Hep talihsizliğe atılan taşlar bunlar. Eğer biz yağmur duasına çıksak, yağmur yağmayacak, tam tersine hava açacak. Yağmur yağmasını niçin isteyelim, zaten her zaman hava kapalı. Biz, istesek istesek, havanın açılmasını isteyebiliriz. Bunu da ters tarafından sağlamaya çalışmalıyız, çünkü: arzularımızın zıddı daha çok gerçekleşme şansına sahip. Yağmur duasına çıkarsak, belki hava açılır. Böylece bir nevi aldatmaca ile göğün açılmasını sağlamış oluruz. Bir nevi, talihsizliğe karşı geliştirilmiş metafizik bir hile. Tabii ki, şiir mantığında geçerli olabilen bir hile.” (Hatıralar, Diriliş, 16 Haziran 1989, Dönem: 7, sayı: 48)

O yıl daha birçok şiir yazıyor. “Fakat onları yeterli bir olgunluğa varmış bulamadığımdan yırttım attım. Kütüphanede Verlaine’i ve Mallarme’yi okuyordum. Bu sebeple yazdıklarımı kolayca beğenmem elbet söz konusu olamazdı.”

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar