28 Şubat’ın Ardından…

İçten samimiyetle en güzel işlerin, hayır hasenatın gizlice yapıldığı günlerdi.

En büyük hedefimiz, bir insanın İslam’ı kabul etmesi ve yaşamasıydı.

Bunun için çok büyük çabalar sarf ediyorduk. Bu amaç doğrultusunda ve imkânlar ölçüsünde çay ocakları açılıyor, paradan daha çok insan kazanımı önceleniyor ve önemseniyordu.

Evlerde özel oturumlar yapılıyor, Kur’an, hadis, tefsir dersleri yapılıyor, siyer, mezhepler tarihi, sahâbelerin hayatı, fikir kitapları, dergiler, vs… muhteşem bir okuma süreci yaşıyorduk…

Kendileri ihtiyaç sahibi olduğu halde parasını, ekmeğini bölüşen insanlarımızın en büyük yatırımları öğrencilerdi.

Özellikle geri bırakılmış kız çocukları okusun diye çırpınıyorlardı.

Ümmetin derdini kendilerine dert ediniyor, yardım ulaştırmaya çalışıyor, Filistin, Çeçenistan ve Bosna direnişçilerine, cuma günleri camii çıkışlarında destek eylemleri yapıyorduk.

Bazılarına göre küçük işlerdi bu yapılanlar, ama insanlar samimi, içten ve ihlâslıydı.

Biz kendimize güzel bir dünya kurmuştuk, İslamî kaynaklarımızdan beslenerek…

Kendilerini yeryüzünün ilahı gibi gören bir avuç mutlu azınlık, bu tercihten rahatsız olmuş, hatta kendileri için bir tehlike olarak görmüşlerdi..

Baskı yaparak İslamî yükselişin önünü kesmeyi hedefleyenler, direk İslam’a karşı olduklarını söylemek yerine, irtica ile mücadele adı altında Müslümanlara topyekun savaş ilan ediyorlardı.

Harekete geçen Batı Çalışma Grubu ve fişlenen, sokaklarda kovalanan sarıklı, sakallı insanlar!..

Okul önünde başörtüleriyle okula alınmayan kızlarımız, direnenlerin coplandığı  ve ikna odalarının kurulduğu günler!..

Namaz kılıyor diye işten atılan memurlar, ordudan ihraç edilen subaylar!..

Halkın  oyları ile göreve  gelen milletin vekillerine ve belediye başkanlarına yönelik yıpratma ve sindirme çalışmaları!..

Televizyonlara  çıkartılan sahte din bilginleri ve belamlar ile insanların kafalarını karıştırıyorlar!..

Uyduruk örgütlerin çökertildiği haberleri, Aczimendiler, Ali Kalkancı ve Fadime Şahinler sürülüyor piyasaya!..

Sonrası malumunuz… Tanklar yürütülüyor ve 28 Şubat hepimiz için bir dönüm noktası oluyor!..

Sivil duruş sergilemesi için meclise gönderilen vekillerin bir kısmı, korkudan başlıyor postal yalamaya…

Bazı  dinciler ilan veriyor gazetelere; "Biz yeşil sermaye  değiliz!.." diye..

Bu süreci başlatanlar "1000 yıl sürecek!.." dediler; ama olmadı, yargı önünde şimdi hesap veriyorlar!..

Onların ; "Muhtar bile olamaz!" dedikleri insanlar ise şimdi bu ülkeyi yönetiyorlar..

İşte dünyanın hali böyle, her çıkışın bir inişi var..

Hiç kimseye malı, mülkü, makamı baki değil..

Bu süreci yaşayanların ardından gelelim içinde bulunduğumuz sürece;

 - Ne durumdayız?

 - Neler yapılıyor?

 - Neler oluyor?

Ortalık kahramanlardan geçilmiyor, meydan artistlerle dolu,  ikiyüzlü insanların sayısı artmış, yalakalar/yalakalıklar çoğalmış…

İçtenliğin, samimiyetin yerini yapmacık, yüzeysel, göstermelik işler ve icraatlar almış..

Lüks ortamların rağbet gördüğü, dün olduğu gibi, bugün de insanların yine sınıflara bölündüğü,  mevki ve makam sahiplerine ilgi ve iltifatın arttığı protokol, Müslümanlığın daha fazla kabul gördüğü, imajların değiştiği bir süreci yaşıyoruz hep birlikte…

Allah rızası için yola çıkanların kendilerine sunulan mevki, makam, başkanlık uğrunda, yol arkadaşının ayaklarını nasıl kaydırdıklarına şahit oluyoruz..

Bazıları hala ağabeycilik oynamaya, bize çocuk muamelesi yapmaya devam ediyor.

Bizi bizden, bildiklerimiz ezmeye çalışıyor artık..

Sonuç:

Şubat her yıl olduğu gibi, 1 aydı..

Geldi,

Soğuktu,

Yirmi sekizi de bir gündü, geçti gitti…

Ve biz içimizde bastırdığımız acılarımızla, kırık, yaralı yanlarımızla, kendi dünyamızı kurmaya,  tüm acılara, aldatmalara ve ihanetlere rağmen Mart’a, bahar havasına doğru yürüyoruz… 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.