1. HABERLER

  2. KÜLTÜR - SANAT - YAŞAM

  3. Adanapost sıradan bir olay değil...
Adanapost sıradan bir olay değil...

Adanapost sıradan bir olay değil...

  Bir şiirden bir mısralar geliyor yüreğime ezgin ezgin.Hüzünle bestelenmiş  med vakitlerinde.Suyun insana ve toprağa can veren yönünün...

A+A-

 

 

Bir şiirden bir mısralar geliyor yüreğime ezgin ezgin.

Hüzünle bestelenmiş  med vakitlerinde.

Suyun insana ve toprağa can veren yönünün en keskin durumunda kınından apansız çekilen bir Zülfikar misali.Bilenmiştir insanoğlu ve su gecenin karanlığında dolunayın şavkı vururken Seyhan'a Ceyhan'a yada Dicle'ye.En çaresiz kelimelerden yepyeni dünyalar kurarsınız ilmek ilmek dokunan geleceğin aydınlığına.Bilemezsiniz o an o saniye ne yaptığınızı.Müdahil bir yed-i kudret'tir sizi yönlendiren acizliğinizde zaifliğinizde. Bu irade-i külliyedir anlamı hiç ama hiç olmayan o cüz-i iradenizin içinde.

''Onu atarken atan sen değildin'' sırrınca attıranın kimliği üzerinde söz söylemeye gerek olmadığı kanaatindeyim. 

Barla Dağları'nda katran ağaçlarının tepesinde asra ve materyalizme meydan okuyan Osmanlı'nın son devrimci yiğidi geleceği kalp gözüyle keşfettiği saliselerde ''acele ettim kışta geldim, siz cennet asar bir baharda geleceksiniz ve mezarımın başında henienleküm nidasını işiteceksiniz'' diyordu.Biz  O yiğidin kendisine bir mezarla bile bilinmeyi ihlas-ı etem dairesinde kendisine çok gördüğünü biliyor ve dualarımızı arkasından gönderebiliyoruz.

Toprak insan bağrını  bir yar gibi açarken derin sularda bu geçici konaklama mevkiinde bizler kucağını açabiliyor derin mavilerde bizleri sarıp sarmalıyor. 

Sezen Aksu bestesinde dediği gibi: Pamuklara sarar sarmalarım seni ne bedel ister ne de hesap sorarım...

 

Ahmet Yürekli ağabey ile 1980 li yılların başında tanıştım.

Adana'nın o kaldırımları taşları en mübarek mekanlarından Ulucamii yanında Davet Kitabevi sohbetlerinde. Ulucamii apayrı bir mekan.Ramazanoğulları ailesinden zevat-ı muhteremler defnedilmiş.Ramazanoğulalrı beyliğinin manevi önderleride orada medfun.Camii içinize bir inşirah salar.Allah'a iman etmenin hazzını yaşatır içinizde. 

Davet Kitabevi?nde özellikle cumartesi günlerinde çok hoş sohbetler olurdu.Çıkarsız samimi gittiğinizde sizden zekat istemeyen kurban parası verin diye diretmeyen diriliş erleri ağabeylerimiz vardı.Sezai Karakoç'un o bembeyaz kapaklı kitaplarından okunan nur huzmeli vakitler yaşardık. 

Allah ve Kuran anlatılırken asrı anlamamızı sağlayan argümanların erguvan renklerini müşahade ederdik. 

A.Yürekli ağabey ile uzun bir süre görüşemedik. Benim fakülte maceralarım. Elime aldığım inci tanesinin bir kristal gibi yere düşüp kırılması, hakikatini nazarımda kaybetmesi ve yaşadığım yanılsamalar.Ve geçen yıllar... 

Bir yatsı namazı  vaktinde girdiğim camide Yasin okuyan şahsın bana nazar etmesi ve tanıdım seni der gibi bakması ile tekrar yaşamın aynı karelerinde Ahmet abi ile yer almamız.

Bu basit bir tesadüften öte ''tevafuk'' kelimesi ile anlamdıracağımız bir olay.

Adanapost internet gazetesinde yazmaya başlamam. Marjinal özgün ve cesur söylemler ile seçkin okuyucu kitlesinin karşısına çıkmam. Adanapost sıradan bir olay değil. Gelecekte tarih yazıp değerlendime yapan entellektüeller benim gaybaşina sözlerimi takdir edeceklerdir.

Bugunkü okurlar ise belki küstahca ya da megalomanca olarak kabul edebilirler.

Peki bu cılız sayfaların  şanslı okurları. Onlarda geleceğin dünyasını oluşturacak beyinlerin altyapı hazırlayıcıları.

2010 yılı bu iş  için bir milad.

''Keramet velinin hayzıdır'' denir tasavvufun derin lal-ü güherlerinde. Hatta merhum

N.Fazıl kerametini izhar eden veli için ''Aybaşılı iç çamaşırı ile balkona çıkan kadın gibidir'' der.

Böyle bir durumdan öteyiz biz bu söylemelerimizle. Küçük ipuçları veriyoruz. Gelin okuyun demiyoruz. Hodri meydan diyoruz sadece...

 

Usul usul bir şarkı  geliyor ötelerden.

Ben ıslanıyorum üşüyorum.

Doğa insanı ölüme çağırıyor.

Tepemden uçan rüzigarlar kaldırımların ayakkabımdan sızarak ayakuçlarımı donduran soğuğu.

Şiirlerde adının geçtiği yerlerde karanlığı ve yalnızlığı hatırlattığı o kaldırımlar bana nedense bu gündüz ve devam edecek saatlerde akşamda gecede hep aşkı betimliyor.Platonik mevsimlerde yere dökülen yapraklar yada üşümekten tüylerini kabartan kuşlar gibi geceyi evsiz barksız park banklarında geçiren insanlar gibi buluyorum kendimi, anlamlandırmaya çalıştığım rüyalarımın ortasında. 

Şimdilerde bir vakit bekliyorum tam karnımın acıktığını hissettiğim bir anda bulduğum şikemperver bir sofranın ortasında hani gözünüzü doyuran verasında gönlünüzü mutmain eden maverasında dile gelmeyen hasretler gibi...

Şimdilerde bir şiir bekliyorum okudukça sizi İspanyada şatolara götüren. Çölün ıssızlığında O'nun ayak izlerinde yepyeni bir gezegen keşfettiren bir kripto gibi.

Gündönüyor gayri.

Bu gündönümünde yerimizin olması gereken yerde olmasına dua ediyorum. 

İzmir'de kaldığım dönemde sürekli dilimden düşmeyen bir şiir vardı.Ankara'da onu yazanla tanıştığımda çok sevinmiştim.M.Yasin isimli bir şairdi.Yüz çizgilerinde o (bana göre) muhteşem şiiri yazdıran acıları mutlulukları gördüm. 

Hani okullarda ''günün mana ve önemine uygun'' faaliyetler yapılır.M.Yasin'in o şiiri aslında bu yazının nihayetinde 'hitam-ı misk' nevinden okuyucuya sunulacak öneme haiz.

Ümide tutsak günlerim

 

Ümide tutsak günlerim

Izdırabın çemberinde.

Aydınlık birgün beklerim

Karanlığın her yerinde. 

Çırpınarak boğuşurum.

Elem, keder, gam selinde.

Sazın bir bam teli vardır

Tüm duygular bam telinde. 

Bu sam yeli dinsin artık

Izdırabın seherinde.

Yepyeni birgün beklerim

Bugünlerin ötesinde. 

Yalnız bir günü severim

Şu günlerin ötesinde.

Yalnız bir günü severim

Mevsimlerin bestesinde. 

Ümitsizlik can veriyor

Sabrın çelik pençesinde.

Beni ürperten şu şarkı

Sonsuz zafer bestesinde.   

M.Yasin

  
 
 

A.Hamdi Döner

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.