“Allah'a yemin ederim ki; hepiniz dünyaya sarıldınız!”

Yüzleşmek istemiyoruz onunla. Korkuyoruz. Herkese yakıştırıyor ama bir türlü kendimize yakıştıramıyoruz onu.  Bizi sevdiklerimizden koparan, geldiği zaman da boş dönmeyen ve bir daha dönüşü olmayan yol.. 

Çokça merak ettiğimiz buna rağmen hep kendisinden kaçıştığımız, içimizi acıtan, acımızı tarif edemediğimiz, veda için bile fırsat verilmeyen, geride gözü yaşlı, yaslı insanlar bırakan.. Ölüm.

Rasulluallah(As) nasihatlerinde şöyle buyurur; “Ağızlarınızın tadını kaçıran ölümü çokça anın ve tefekkür için kabir ziyaretleri yapın.”

Bu nasihatlerin muhatabı olan insanlarımız tam tersi yönde çabalıyor adeta. Kabirlerin üzerlerini kaliteli mermerler ile döşüyor, etrafına rengârenk çiçekler ekiyor.İnsan ölümle, kendisiyle yüzleşemiyor. Peki, bu güzel görüntünün altında merhum ne yapıyor dersiniz?

Her gün ölüm haberlerini okuyor, izliyoruz. Yaşlı, genç, çocuk birçok insanın ölümüne şahit oluyoruz ve bir gün sıra bize de gelecek bunu da biliyoruz. Bildiğimiz halde, ölmeyecekmiş gibi tavır takınıyoruz. Hasır üzerinde yatan bir Peygamber’in(as) ümmeti olarak Allahın tüm nimetlerinden yararlanmak, bu dünyanın tadını çıkarmak istiyoruz.

Peygamberimiz ’in(as) bize getirdiği din, yaşadığı İslam, ölüm ötesine hazırlığını nasıl algılıyor nasıl yaşıyoruz?

O’na(as) tabi olanları Saadet Asrı’nın yıldızları olarak tanımlıyor İslam tarihi. Bu yıldızlardan bir yıldız, gür bir ses, net bir tavır ve yalnız ama cesur bir adam; Ebu-zer El Gıfari..

Birçok insandan farklı bir hayat tarzı benimsemiş, ölüm ve yoksulluk diyerek yükseltmiş kulluk çıtasını.

Elleri hep zenginlerin yakasında olmuş, Sultanların baskılarına boyun bükmemiş. Konuşma yasaklarına rağmen susmamış. O, hep konuşmayı tercih etmiş. Çok zaman yalnız kalmış.

Medine’ye yakın bir yerde; Rebeze’de iki yıl yaşamış. Burada ailesinin yanında hayata veda etmiş.

O hayata gözlerini yumduğunda yanında ne bir arkadaşı, ne salasını verecek cami, ne onu duyacak komşuları varmış.

Binlerce yıl önce Müslümanları tek tek gezen, onlara hakkı haykıran ölümü hatırlatan bir Ebu-zer varmış.

Aradan asırlar geçti Müslümanlar güç sahibi oldular, iktidarı ve muhalefeti ile partileri var. 

Büyük şirketleri, dev alışveriş merkezleri, Zemzem Tower’dan Kabe’ye bakan bilmem kaç yıldızlı otelleri, lüks acenteleri, meşhur hocalar eşliğinde hac-umre seyahatleri, haremlik-selamlık havuzlu tatil beldeleri, isteyen herkese kredi kar payı veren bankaları, reyting patlatan televizyonları, tirajı yüksek gazeteleri, semazen eşliğinde alimlerinin kabirlerine ücretli  ziyaretleri, çalgılı-danslı kutlu doğum etkinlikleri, kutlayacak özel gün ve geceleri, büyük camilerde büyük adamların ruhu için meşhur kar’ilerden Kur’an ziyafetleri, kabirlerini temizleyen özel işçileri var..

Bu büyüme, iktidar ve imkân sahiplerine; kendilerinin birer emanetçi olduklarını, gerçek mülk sahibinin Allah olduğunu, ellerindeki imkânlarından dolayı bir gün hesaba çekileceklerini hatırlatmamız gerekiyor. 

Bir de onlara ve bu gerçeklerden yüz çevirenlere Ebu-zer’in o meşhur sözünü hatırlatmalıyız;

“Allah'a yemin ederim ki; hepiniz dünyaya sarıldınız!”

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.