1. HABERLER

  2. AFRİN - MÜNBİÇ VE BARIŞ PINARI HAREKATI DOSYASI

  3. Allah'ın kudretini farketmek ödüldür?
Allah'ın kudretini farketmek ödüldür?

Allah'ın kudretini farketmek ödüldür?

"Hepimiz dünya denen çöplüğün içindeyiz" diyen Yavuz Bahadıroğlu, ayaklarının dibindeki çöplüğe değil Hz. İbrahim gibi yıldızlara bakmayı tercih...

A+A-

"Hepimiz dünya denen çöplüğün içindeyiz" diyen Yavuz Bahadıroğlu, ayaklarının dibindeki çöplüğe değil Hz. İbrahim gibi yıldızlara bakmayı tercih etitğini söylüyor.

ORHAN TURHAN
Yavuz Bahadıroğlu için yazmak bir tutku. Öyle ki günlük konuları Şeref Baysal çocuklarla ilgili kitaplarını Niyazi Birinci tarihi romanlarını da Yavuz Bahadıroğlu adıyla yazarak 100'ün üzerinde esere imza etmış. Tarihi romanlarla adından söz ettiren Bahadıroğlu "Bizim kadim medeniyetimiz 'insan eksenli' bir medeniyettir" diyor.

Medeniyet pencesinden baktığımızda hayatı nasıl okumalıyız?

Ben Allah'ın yarattığı bazı güzellikleri fark etmeye çalışıyorum. Galiba başkalarından daha mutlu bir hayat yaşıyorum bu nedenle. Hepimiz dünya denen çöplüğün üzerinde duruyoruz. Ancak bazılarımız yıldızlara bakıyor. Yıldızlara bakanlar galiba daha mutlu! Ben çöplüğe bakmamaya çalışıyorum. Yıldızlara bakmaya çalışıyorum. Biraz da Hazreti İbrahim metoduyla bakmaya çalışıyorum. O zaman Allah bana farklı güzellikler ihsan ediyor. Allah'ın kudretini fark ettiğim için Allah'ın beni ödüllendirdiğini düşünürüm. Çöplüğe dönüşmüş bir dünyada güzelliklerin farkında olmadan yaşamak; hep stres içinde olmak anlamına geliyor.

Hala bir medeniyet iddiamız var mı?

Var tabi ki! Bugün uygulanan dış politika o medeniyet iddiasının yansımalarını gösteriyor. Biz 20 milyon kilometrelik coğrafya üzerinde 500 sene hâkimiyet kurmuş, bir Osmanlı'nın devamıyız. Bu bir dönem inkâr ettiler ancak şimdi kimse inkâr etmiyor. Biz şunu unutmayalım ki 500 yıllık bir medeniyet birikiminin ve devlet yapısının üstünde oturuyoruz. Pek çok yaşanan gelişmelerde o medeniyetin günümüze yansıması olarak geliyor. Biz medeniyet iddiamızı kaybedersek kayboluruz. Sözün tam manasıyla bu böyle! Mutlaka Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenler, geçmişteki birikimden hareket halinde olmak zorundadırlar. Bizim Afganistan'a, Irak'a, Filistin'e gösterdiğimiz ilgi zaten eski birikimimizin, eski yükümlülüğümüzün yeniden gündeme gelme halidir. Yoksa medeniyet birikiminden kopuk yürek sahiplerinin dediği gibi 'Filistin'den bize ne, Afganistan'dan bize ne? Irak'tan bize ne' gibi mülahazalarla baktığınız zaman 'ne kadar menfaat, o kadar yakınlık' fikri benimsenmiş oluyor. Hiçbir menfaatimiz olmadan maddi zararlarımıza, şehitlerimize rağmen bir Filistin'e sahip çıkılıyorsa, evet bir medeniyet davamız hala vardır o zaman!

Cumhuriyet döneminde Medeniyet iddiası ne zaman yeşerdi?

Bizim 1950'ye kadar ki dönem sözün tam manasıyla bir kopuş dönemidir. Sonra rahmetli Adnan Menderes ve ekibi bunu tekrar Türk-İslam geleneğine yakıştırmaya çalışmıştır ve onun bedeli olarak hayatını vermiştir. Turgut Özal'ın yapmak istediği Tayip Bey'in yapmak istediği de tam olarak budur. Biz köklerimizi aramazsak 'neyin mirasçısıyız ve neyin üzerinde duracağız?' sorusunun cevabını veremeyiz.

Bu değişim nereden besleniyor, temelinde ne var?

Merkezinde insan vardır ve 'her şey insan içindir' deyişi, Osmanlı Devleti'nin kuruluş aşamasından itibaren devletin özel ve önemli politikası olmuştur. "Şeyh Edibali'nin Vasiyeti" diye takdim edilen, "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" anlayışı tam da bu anlayış üzerine oturuyordu. İnsan dediğimizde hiçbir ayrım yapmadan insanı esas alıyordu. Neye inandığıyla, nasıl giyindiği ile ilgilenmeden bunu yapıyordu. Baltacı Mehmet Paşa balkanlardan getirilen göçmendi. Saraya oduncu olarak girdi. Bayağı odun kesiyordu. Ancak aynı Baltacı Osmanlı İmparatorluğu'nda Sadrazamlığa kadar çıkmıştır. Bu medeniyetin özünde insan var. Kabiliyetlerine göre insanlara fırsat veriliyor, imkân veriliyor. Pek çok Ermeni'nin musikişinas olması yine pek çoğunun Osmanlı sarayı içerisinde yüksek mevkilere gelmesi tam da bunu gösteriyor bize.

Kur'an sesini duyunca hüngür hüngür ağladık

1951'in Ramazan ayındaydık. Demokrat Parti iktidarıydı. O döneme kadar radyolarda Türk Halk Müziği ve Sanat müziğinin yanı sıra Kur'an kesinlikle yasaktı. O akşam halam radyonun başında duruyordu. Ajans haberleri bittikten sonra 'şimdi Kur'an-ı Kerim' anonsunu duyduk. Halam şaşırdı. Bize baktı. Kur'an okunmaya başlandığında herkesin tüyleri diken diken olmuştu. Halam hıçkırarak ağlamaya başladı. Ben en başında kavga ettiklerini düşünmüştüm. Ancak o hıçkırıkların sebebi ilk defa radyoda duyulan Kur'an sesiymiş.

Ramazan ailenin dirilişidir

Ramazan büyük bir fırsattır. Mesela çocuk eğitimi için özellikle... Çocuk normal zamanlarda akşam yemeğine gelmez ancak Ramazan ayında bu böyle değildir. Daha özen gösterir. Mutlaka evde olmak ister. O iftar sofrasını çok iyi değerlendirmek lazım. Osmanlı'da iftar sofrası muhabbet sofrasına dönüşmüştür. Büyükler sohbet eder çocuklar dinler, 14 yaşından sonra çocuklara soru sorma hakkı verilir, 17 yaşından sonra da fikir söyleme hakkına sahip olunur. Çocuklara kişilik veriliyor. Ramazanlarda güzel sesli hafızlarla namaz kılınır evlerde. Çocuklar küçük yaşlarda bunlarla haşır neşir olur. Küçük yaşlarda kitap okuma alışkanlığı kazandırılır. Osmanlı'yı Osmanlı yapan bu güçlü iradedir. Ramazan bu anlamıyla dirilmenin diğer adıdır.

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.