İbrahim Halil Sipahi

İbrahim Halil Sipahi

Aya Yorgi mutlu, Ayasofya Mahzun,

Vakıflar Genel Müdürlüğü, Son yıllarda ülkemizin farklı şehirlerinde kendi bünyesinde bulunan gayrimüslim toplumlarının ibadethanelerini restore ederek, kültürel değer anlamında insanlık mirasına kazandırılması projesi hayata geçirilmeye devam ediliyor. Büyük Edirne Sinagogu’nun restore edilmesinin ardından İstanbul’da da bir Rum Kilisesi restore edildi.  Edirnekapı Aya Yorgi Kilisesi, Vakıflar İstanbul 1’inci Bölge Müdürlüğü tarafından, 3 yılda 4 milyon TL harcanarak kapsamlı restorasyon’un tamamlanmasının ardından Pazar günü yeniden kapılarını ibadete açtı, ilk ayin yapıldı.

Edirnekapı Aya Yorgi Kilisesi kesin olarak bilinmekte birlikte 9, yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyor.  Birkaç defa yıkılıp yeniden yapılan kilise, 1556 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin yapılması için yıkılmış ardından Camiinin yanına yeniden yapılmış. 1726 yılında kilisenin ilk restorasyonu yapılmış ancak daha sonra çıkan bir yangında harap olmuş. 1836 yılında mimar Hacı Nikolaos yeniden inşa edilmiş.

Kilise, uzun yıllar boyunca ibadete açık kalmış. Ancak 1974 yılında Edirnekapı Aya Yorgi Kilisesi ve Mektebi Vakfı, mazbutaya alınarak yönetimi Vakıflar Genel Müdürlüğüne geçmiş. O tarihten sonra da kilisede ibadet yapıldığı biliniyor. Kilise en son 1980’li yıllarda restorasyon görmüş.

Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu’da her geçen gün yeni bir medeniyete ait kalıntılar, tarihi eserler ortaya çıkıyor. Tüm bu restorasyonlar yapılırken gerek medeniyetimizin, gerek Anadolu’da hüküm sürmüş diğer medeniyetlerin tarihi mirası gün ışığına çıkarılırken; medeniyetimizin ortaya koyduğu tüm eserlere de gerekli hassasiyetin gösterilmelidir. Hem mevcut hem de yeni ortaya çıkan tarihi eserler aslına uygun olarak onarılmalı ve korunmalıdır.

Yaşadığım bölgede Adana ve Mersin’de, kaderine terk edilmiş tarihi eserleri,  İstanbul’a her gidişimde ecdat yadigârı Anadolu Hisarı, Ayvan saray ve daha birçok tarihi eserin kaderine terk edildiğini görmek kahredici.

Ülkemiz toprakları üzerinde bulunan ibadethaneler, tarihi eserler, azınlık olarak tanımlanan gayrimüslim vatandaşlarımızın kullanmakta oldukları Kilise, Sinagog, Havra gibi ibadethanelerin zamanında resterasyonu yapılarak korunması takdire şayandır.

Müslümanlar için manevi anlamı da, değeri de oldukça yüksek olan Ayasofya’nın ibadete açılması ve asli fonksiyonunu icra eder hale gelmesi Müslümanların en büyük arzularındandır.

 

Ayasofya mahzun, Müslüman mahzun;

Ayasofya ilk defa miladi 360’da ahşap bir kilise olarak yapılmış, bugünkü haline gelene kadar defalarca yıkılarak yeniden yapılmıştır. Kastil Krallığı Elçisi Cılajivo Seyahatnamesinde 1402'de Ayasofya’nın tamamen harap halde ve kubbe kısmen çökmüş olduğunu, bu nedenle Fatih’in 1453’de İstanbul’u fethettiğinde Ayasofya’nın harap olduğunu yazıyor.

Ecdadımızın âdetine göre, bir şehir feth olunduğunda, fethi yapan Hünkâr veya Kumandan, ancak Cuma günü şehre girer, o zamana kadar mahallin Camii haline çevrilen en büyük kilisesinde, Cuma namazını eda ederdi. Fatih Sultan Mehmed de, 30 Mayıs Cuma günü şehre girdi. Ayasofya kilisesi temizlenmiş, kubbenin sağlam kalmış kısmının altı namaz kılınacak hale sokulmuş, muvakkat bir mihrab oturtulmuştu. Akşemseddin Hazretlerinin imametinde, Fatih Sultan Mehmet Cuma namazını kılmıştı. Bu andan itibaren artık Ayasofya kilisesi, Ayasofya Camiii olmuştu.

19. Yüzyıla kadar, her bir Hünkârın zamanında, gerek Camii’nin ibadethane kısmına, gerek binanın diğer bölümlerine, avlusuna, bahçesine, birbirinden güzel Türk mimari, eserleri eklenmiş, bina tamamen bir Türk sanat abidesi olmuştur. (İstanbul Ansiklopedisinin 3. cilt de Ayasofya maddesi).

1 Şubat 1935’de restorasyon çalışması nedeni ile geçici olarak ibadete kapatılan Ayasofya Camii, bir daha ibadete açılmamış ve halen müze olarak kullanılmaktadır.

Ayasofya’nın tekrar Camii olarak ibadete açılması için 2014’de TBMM Başkanlığı’na teklif veren Tarihçi ve Kayseri Milletvekili Yusuf Hallaçoğlu, Ayasofya’nın Atatürk’ün imzası taklit edilerek müzeye çevrildiğini iddia ediyor. Ayasofya’nın 24.11.1934 tarih ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile müze haline getirildiğini söyleyen Halaçoğlu,“Bu karar Resmi Gazete vb. devletin hiçbir resmi yayınında yayınlanmamış, bu yönden hukuksuzluk söz konusudur” diyor.

Fatih Sultan Mehmed’in vakıfnamesinde, Ayasofya’nın amacının dışında kullanılmaması gerektiği noktasında telkin vardır. Ayasofya 481 sene, Camii Kur'an-ı Kerim tilaveti ve Ezan sesleri yankıları ile yaşamıştı. Şimdi Ayasofya mahzun, kubbeleri mü’minlere, minareleri, ezan sesine hasret. Ayasofya bugün aynı sesleri yeniden duymak hasreti içindedir. Ayasofya bir Camii’dir. Aslına uygun olarak, yeniden asli fonksiyonuna döndürülmelidir. Ayasofya kubbeleri ve minarelerinin yeniden ezan sesleri ve Mü’min cemaati ile buluşması toplumumuzun en doğal hakkıdır.

 

İbrahim Halil SİPAHİ

22.11.2017/adana

twitter.com/ihalilsipahi

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum