Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Belgeselci Pişmanlığı

Son sahnesi Adnan Menderes'in idamı olan belgesel, Birand'ın öğrencilik döneminde darbeye verdiği destekten duyduğu pişmanlığı dile getirdiği şu sözlerle bitiyordu:

Mehmet Ali Birand, hazırlayıp sunduğu, Türkiye'de 1946 ile 1961 arasındaki çok partili siyasi yaşama geçiş süreci, Demokrat Parti dönemi ve 27 Mayıs Darbesini anlatan “Demirkırat: Bir Demokrasinin Doğuşu” belgeselinin her bölümünün başında, dönemi tasvir eden ve özetleyen şu sözleri söylüyordu:

“Demokrasi dünyanın en narin çiçeğidir. Onu yaşatan hoşgörüdür, uzlaşıdır, diyalogtur.

Size bu gece Türkiye'de yetişen demokrasinin doğuş ve emekleme öyküsünü anlatacağız. Coşkulu, ancak güç bir dönemin örtüsünü açacağız.

Başrolü oynayanlardan hiçbiri hayatta değil. Ancak kurup bize hediye ettikleri demokrasi hâlâ yaşıyor.”

“Demirkırat” belgeseli, baştan sona çarpıtmaydı, yalandı. Ama ben bunu yıllar sonra, belgesel yapmaya başlayınca anlayacaktım.

Olayları, içinde yer alan ya da yakından tanıklık edenlerle konuştukça, kitaplarda dolaştıkça, medyada ve akademik çalışmalarda anlatılan her şeyin bir kurgu olduğunu görecektim.

Bu belgesel ve ana akım medyada yer alan haber dosyaları bile dünyanın gidişatını, ülkemizin vaziyet ve istikametini kavramamızı imkansız hale getirmek için ne kurgular yapmışlar bir bilseniz.

Sadece medya mı? Akademik çevreler daha çok kurgu üretmiş desem şaşırırsınız tabi.. Medya üniversiteyi izliyor doğal olarak, ikisi de Batı merkezli..

Son sahnesi Adnan Menderes'in idamı olan belgesel, Birand'ın öğrencilik döneminde darbeye verdiği destekten duyduğu pişmanlığı dile getirdiği şu sözlerle bitiyordu:

"İşte... hikâyemizin sonu. Bütün bu olayların üzerinden çok zaman geçti ancak dün gibi tazeler. O 27 Mayıs sabahı sokakları dolduran üniversiteli liseli gençlerin arasında bizler de vardık, bizim kuşağımız da vardı.

Gençtik, heyecan içindeydik. Göstericilere yiyecek taşımış, onlarla beraber "Olur mu böyle olur mu" şarkısını söylemiştik. Ülkenin yararına bir şeyler yaptığımıza inanıyorduk.

Bu gün geriye dönüp bakıyorum ve içimde bir burukluk hissediyorum. İnsan kendi kendine "bu şekilde olmamalıydı", "böyle bitmemeliydi" diyor.

İşte o zaman gerçek demokrasiye olan tutku daha da artıyor. Peki bütün bu olaylardan kim sorumlu?...

Aslında hepimiz sorumluyuz...”

Bu sözler aslında öğrencilik döneminde darbeye verdiği destekten duyduğu pişmanlığı değil, “Demirkırat” belgeselini yapmış olmaktan duyulan pişmanlığı ifade ediyor olabilir mi?

Mehmet Ali Birand da biliyor ki belgesel bahanesiyle gerçeği bir kurguda buhar etmek, en az 27 Mayıs darbesini yapmak kadar kötüdür.. Darbe belgeselcisi, dürüst değilse, doğru anlatmıyorsa, hangi nedenle olursa olsun olayları çarpıtıyorsa darbecilerden daha alçak olmaz mı?

Bu soruyu cevaplayabilmek için belgeseli dikkatli izlemek gerekiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.