Cevap Veriyorum

Gündemimiz yoğun. Referandum, Esed’in zulmü,  kamuoyunun zulme tepkisi ve bunun akabinde Türkiye Müslümanlarının hali. Maalesef Müslüman kitlenin büyük bir çoğunluğunun dili keskin, ayrıştırıcı ve yaralayıcı. Bunlar sürekli konuşan sorgulayan ama karşı tarafın görüş, eleştiri ve yorumlarına asla tahammül edemeyen, bilgi birikimi olan, birçoğu kanaat önderi veya kitlesi olan insanlar. 

İslam kaynaklarına bakıyoruz. Peygamberimizin yaşadığı dönemde ona tabi olanlarla bizim yaşadığımız İslam arasında çok ciddi bir fark ortaya çıkıyor.

Cahiliye devrinde kendi elleriyle helvadan put yapıp acıkınca yiyen, kendi kız çocuklarını acımadan diri diri toprağa gömen insanların, Peygambere gelen vahiyden sonra muhteşem dönüşümü başlıyor. Çölde çadırlarda yaşayan, okuma yazma dahi bilmediği bedevilerin nasıl Allah ve Resulüne bağlı sahabelere dönüştüğü ortada. Onların dönüşümü yoğun bir tefekkürle devam ediyor, kendi içlerine dönüyor,  nefis tezkiyesi yapıyor. Ölçü aldıkları kitap ve sünnet oluyor. Hayatlarının merkezinde dünyayı değil artık ahreti yerleştiriyor ona göre konuşuyor ona göre yaşıyordu. 

Gelin söylediklerimi bir örnekle somutlaştıralım: Rasulullahın katiplerinden Ebû Ribi Hanzala kendi başından geçen bir hadiseyi şöyle anlatır“ Bir gün Ebû Bekirle karşılaştım. Bana: Ey Hanzala nasılsın? dedi. Ben: Hanzala münafık oldu dedim.

 O: Subhanallah sen ne diyorsun? dedi.

Ben: “Rasulullah’ın huzurunda bulunuyoruz. O bize cenneti ve cehennemi hatırlatıyor, sanki (cenneti ve cehennemi) gözlerimizle görüyoruz. Fakat Onun huzurundan çıkınca, hanımlarımızla, çocuklarımızla meşgul oluyoruz. Onların işleri ile meşgul oluyoruz. Çok (şeyi) unutuyoruz.”

(Bunun üzerine) Ebu Bekir (RA) şöyle dedi:

“Vallahı mutlaka bizler de bunun (söylediklerinin) benzeri ile karşı karşıya kalıyoruz.”

(Hanzala (r.a) anlatmaya devam ederek): “Ben ve Ebû Bekir (Rasulullaha) kopup gittik. Nihayet Rasulüllahın huzuruna vardık.”:

“Hemen ben, Hanzala munafık oldu. Ey Allahın Rasulü dedim. Rasulullah (s.a.v) bunun üzerine:”

- O nedir (o ne biçim söz) dedi. Ben de söyle dedim:

“Ey Allahın Rasulü! senin huzurundayken bize cehennemi cenneti hatırlatıyorsun. Sanki gözlerimizle görüyoruz. Fakat huzurundan çıkınca, eşlerimizle çocuklarımızla meşgul oluyor, mesleğimizi icra ediyoruz. Çok (şeyi) unutuyoruz.”

Bunun üzerine Rasulüllah (SAV) şöyle buyurdu:

“Nefsim kudreti elinde olana yemin olsun ki: Huzurumda bulunduğunuz hal üzere ve (o sakilde) hatırlamağa (zikirde) devam etseydiniz. Melekler (evlerinizde) döşekleriniz üzerinde ve yollarda sizinle musafaha ederlerdi. Fakat ya Hanzala, bir saat ibadetle bir saat dünya işleriyle uğraşınız, yeter” diye üç defa tekrarladı. (Müslim rivayet etti). (Riyâzus-Sâlihîn s. 140. 14. bab, 151. hadis.)’’

Gelin birlikte bir de kendimize göz atalım. Bizde durum nedir? 

Kendilerini ilahiyatçı, kanaat önderi hoca olarak tanımlayan bilgelerimiz tahlil,  tespit,  öneri sunmaktan çok;  sorgulayan, yargılayan ama hiç yanılmayan bir kitle oluşturmaya başladı. Kitap ve sünnete uymak yerine;  kendi fikir ve yorumlarını güçlendirmek adına ayet ve hadisleri kullanan bu zihniyetin bir kısmı sorun üretmeye, gerçeklerin üzerini örtmeye devam ediyor. 

Diplomamız, entelektüel birikimimiz,  makamımız bizi tek başına kurtaracak değil. Eğer savunduklarımız, okuduklarımız amele dönüşmüyor yalnızca söylem olarak kalıyorsa, büyük sıkıntı var demektir. Allah muhafaza Kitapta yazan ‘kitap yüklü merkep’ tabirine uygun düşmüş oluruz. Maalesef insan kendi potansiyeline kibirlenir hale geldi. Söylediklerimiz, fikirlerimiz davranışa dönüşerek bizi üretmek yerine tüketmeye başladı.

Referandum çerçevesinden bakarsak evet/ hayır demek kişilerin özgür iradesine kalmış bir tercihtir. Asıl sorun ise kişilerin karşı tarafın tercihini yok sayıp, aşağılayan, hakarete kadar götürdükleri durumdur.

Suriye’de hepimizin gözleri önünde yaşanan acı verici olaya sebep olan ve destek verenlere sesimizi yükseltmemiz bazılarını rahatsız etmiş. Maalesef zalimin mazlum, mazlumun zalim gösterildiği bir döneme şahitlik ediyor ve buna itiraz ediyoruz.

 Cemil Meriç’in ifadesiyle diyoruz ki zulmün olduğu yerde, tarafsızlık namussuzluktur.” 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.