Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Ebedi hayat emaneti


Mustafa Yürekli, namazdan kaçarken hocaya yakalanma anısından hareketle İmam Hatip liselerindeki öğretmen öğrenci ilişkisini irdeliyor. Halkın ebedi hayatının emanet edildiği hocaları yetiştirme zorluğunu anlatıyor.

Ezan okunurken camiinin önünden geçiyordum... Namaza gitmedim.

Namazdan kaçarken hocaya yakalanmıştım üstelik. O kadar üzüldüm, o kadar mahcup oldum ki.. Muhittin Hoca'ya durumu izah etmeye çalışmadım. Şadırvana kaçarak abdest almaya başladım. Sonra da camaate yetişip akşam namazını kıldım.

Camiden çıktığımda, avluda, çiseleyen yağmurun altında Muhittin Hoca'nın beni beklediğini gördüm. Yanına vardım, ellerimi uzattım, musafaha yaptık.

Muhittin Aksoy ve babam Ziya Yürekli, Adana İmam Hatip Lisesi meslek dersleri öğretmeniydi; ikisi de Adana'nın Karaisalı ilçesinin ilk üniversite okuyan çocuklarıydı. Dağ köylerinden şehre inip okuyan bu Yörük çocuklarının hikâyesi 50'li, 60'lı ve 70'li yıllarda bölgede bir efsane gibi anlatılırdı. Köy çocukları, onu örnek alırdı. Karaisalı ve Pozantı'nın dağ köylerindeki çocukların Adana İmam-Hatip Lisesi'nde okumalarına öncülük etmişlerdi. Eğitim için şehre gelen çocuklara veli olmuş, yurt yönetiminde gönüllü sorumluluk alarak sözkonusu öğrencilerin sorunlarıyla yakından ilgilenmiş ve İmam Hatip eğitiminin yaygınlık ve derinlik kazanmasına ciddi katkıda bulunmuşlardı.

Hava kararmıştı. Onu evde bekleyen bir ailesi yok muydu? Bana vakit ayırıyordu, bu büyük bir şerefti benim için. Caminin karşısındaki pastaneye gittik birlikte.

Pastaneye girince, köşede yanan tüplü ısıtıcının önüne bir sandalye koyup ceketimi çıkarmamı söyledi. Ceketi, sandalyenin arkasına asıp kuruması için ocağa yaklaştırdı.

Saçım, gömleğim, pantolonum, hatta ayakkabım da ıslaktı.. Hoca durup şöyle bir tepeden tırnağa süzdü.

Masaya oturduk, hoca garsona iki sahlep ısmarladı ve dışarıdan da iki dürüm Adana kebabı almasını söyledi. Yüzüme bakarken öyle tatlı gülümsüyordu ki hala unutamadım, hep o hali gözümün önüne gelir, hocayı anınca ya da hatırlayınca. ?Çok ıslanmışsın.. Yağmurda ne çok yürümüşsün böyle!' dedi. Sustum.

Muhittin Hoca'yla, o akşam, Gülek Camii'nin karşısındaki Sadi Usta'nın Pastanesi'nde yaptığımız sohbeti hiç unutamam: Hz.İbrahim'in, gençken, ülkesinin devlet başkanı Nemrut'un karşısında, hakikati cesurca dile getirişini anlattı bana. Dürüstlüğün temelinde, tek mutlak hakikat olan Allah'ı rab, kendini de kul bilmek olduğunu anlattı.

Hz. İbrahim'in söz ve davranışlarını hakikate, inancına ve ilkelere göre ayarlayarak Allah'ın dostu haline gelişini konuştuk; tevhit inancının sosyal, ekonomik ve siyasal boyutlarına dair sorular sordu bana.. Verdiğim cevaplardan sorular çıkarıyordu, beni düşündürmek için.

Sohbet sırasında sahlep içildi.. Kebaplar yendi, şalgamlar içildi. Üstüne de tatlılar yendi. O akşamı her hatırlayışta içim ısınır, mutlu olurum hep.

Hz. İbrahim'le Hz. İsmail'in elbirliğiyle Kabe'yi yapışlarını konuştuk, baba oğul ilişkisi bakamından. Kur'an-ı Kerim'deki peygamberlerle oğullarının ilişkisine dikkatimi çekti. Her insan evlenir, aile kurar; dolayısıyla her insan, kurucu liderdir. Babalığın saygınlığı, Allah'ın emrettiklerini eşine ve çocuklarına emretmelerinden ve yasakladıklarını da yasakladıklarından geliyordu. Babalar, Allah'ı sayarak saygın olurlar ve sayılırlar, inançlı, ibadet sever, iyilik düşkünü olurlar ki çocukları da aynı yolda yürüsünler..

Kurban olayında, ilkelerin, baba ile oğlunun ruhlarını nasıl sağlamlaştırdığını izah etti, bana, o akşam Muhittin Hoca. İslam'ın gençlere sağlam karakter kazandırdığını, şahsiyet haline getirdiğini açıklarken yatsı ezanı okunmaya başladı. ?Mustafa, sen dürüst, mert, açık yürekli bir gençsin. Seni seviyorum.' dedi hoca, son söz olarak. Yatsı namazını da camide cemaatle kıldık.

Babam da camideydi, eve birlikte döndük. Annem, mutfakta bana akşam yemeği için masa hazırlamış; tok olduğumu, yemeyeceğimi söyledim. Odama geçip üstümü değiştirdim. Az sonra annem de geldi odaya. ?Akşam namazında baban seni camide görünce çok mutlu olmuş.' dedi. Muhittin Hoca'yla pastaneye gittiğimizi de anlatmış. Annem, ?Oğlum, bir saygısızlık yapmadın hocana değil mi?' diye sordu. Münasebetsiz bir söz söyleyip söylemediğimden emin olmak için neler konuştuğumuzu anlamaya çalıştı. Hoca'yla görüşmemde bir yanlış yapmış olmamdan korkuyordu. Ergenlik döneminin başlangıcındaydım ve o kadar ters davranışlar gösteriyordum ki ailem artık yorulmuştu..

O sohbette, hocada bıraktığım izlenimin bozuk olması ihtimali.. İşte o akşam da fark ettim sözlerimizle ve davranışlarımızla başkalarında izlenimler oluşturduğumuzu, herkeste bir izlenimimiz olduğunu ve izlenimler arasında tutarlılık olması gerektiğini.. Bunu sağlamak mümkün mü?

Her insana göre davranışımızı ayarlamaya kalksak, sürekli rol yapar hale geliriz, kendimizi yaşamaktan vaz geçip oynamaya başlarız; herkeste olumlu izlenim bırakayım derken hem tutarlılığı sağlayamayız, hem de kendimiz olamayız, benliğimizi geliştiremeyiz. Gerekli olan, gereksiz olan ekseninde yaşamanın adı, kula kulluk yapmak olmalı.

Oysa Allah'a dönük yaşayınca, benliğimizi geliştirmekle birlikte, başkalarında oluşturduğumuz izlenimlerimiz arasında da tutarlılık sağlarız. Doğru yanlış, iyi kötü ve güzel çirkin ekseninde yaşamaktır bu, ilkeli olmak ve sadece Allah'a kulluk yapmaya çalışmak..

Anneme, caminin önünde namazdan kaçarken hocaya yakalandığımı söyleyemezdim. Hoca'nın tanıklık ettiği namazdan kaçma kötülüğünün öznesi olduğumu fark edince, benliğimdeki zayıflığı gördüğünü ve benliğimi, sorumluluk duygumu geliştirmem gerektiğini bana uzun uzun anlattığını anneme nasıl söyleyebilirdim? ?Nasihat etti bana.. Namazlarımı aksatmamam gerektiğini anlattı..' dedim. Annem de üzerinde durmadı.

Muhittin Hoca, babamın vefatında taziye için geldiğinde, babamla ilgili birkaç hatırasını anlattı ve okul yıllarını da konuştuk. Yurtta, yatılı öğrencilere sert davrandığını, çok pişman olduğunu ve haklarını helal edip etmeyecekleri meselesini de çok düşündüğünü söyledi. Yüzlerce gencin sorumluluğunu taşımanın zorluklarından söz etti bir süre.. ?Köyden şehre gelmişlerdi, sinemaya kaçıyorlardı, kahvehanelere gidiyorlardı.. Bozulmasınlar diye çırpınır dururduk..' dedi. Üzgündü.

Babam, Ziya Hoca, ?Eğitim önemlidir. Halkın ebedi hayatının emanet edileceği hocaları yetiştirmekse daha önemlidir..' derdi.. Allah ondan razı olsun, rahmetiyle muamele etsin, taksiratını affetsin. Muhittin Hoca, ?Gençler ailelerin emanetleriydi. Amel defterlerini açık tutsunlar diye gönderilmişlerdi. Biz de öğretmenleriydik. Dünya ve ahrette mutlu olacakları yolu gösterecektik onlara.' dedi. Allah selamet, sıhhat ve afiyet versin, emeklerini mizanına koysun inşallah.

İmam Hatip öğretmenleri, öğrencilerini emanet bilip aşkla, coşkuyla ve umutla hizmet ettiler. Eğitimle topluma müdahale ettiklerinin, tarihi şekillendirdiklerinin bilincindeydiler. Sorumlulukla, öğretmen öğrenci ilişkisinin içini doldurmaya, derinleştirmeye çalıştılar.

Mustafa Yürekli - Haber 7

mustafayurekli@gmail.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.