Mehmet Yürekli

Mehmet Yürekli

Efendimiz’ in nûru, bereketi âfâkı tutmuştur’

‘Bal sensin, varlık petek..'

Allah Teâlâ hazretleri Âdem (a.s)’ın yaratılması için yeryüzünden toprak alınmasını emreyledi. Kürre-i arzın her tarafından toprağın iyisinden de habisinden de alınmış oldu. Allah Teâlâ’ya mahall-i îmân olan Kâbe’nin yeri toprağından alınan Nebîmiz Muhammed (s.a)’in toprağı, Âdem (a.s) toprağıyla yoğrulmuştur. İşte menba’-ı nübüvvet olan Neb’imizin toprağı, Âdem (a.s)’ın cesedi toprağının hamuruna bir mâya gibi olmuştur. Eğer bu böyle olmasaydı işhâd gün hiç kimsenin "Ben sizin Rabbiniz değil miyim’" ile hitap edilince ‘Elbette’ ile icâbete tâkati kalmazdı.(3), Efendimiz’in ‘Âdem, su ile toprak arasında iken ben nebî idim’ (4) sözünün manası işte budur.

Hülâsa, Efendimiz Muhammed (a.s)’ın ‘Her yeni doğan, Allah’ın onu yarattığı fıtrat üzere doğar.’(5) hadis-i şerifinin manasını iyi anlamak, bütün insanların imanda "Ben sizin Rabbiniz değil miyim’" ile hitap edilince ‘Elbette’ demekte, ‘Lebbeyk, Allahümme!’ ile ikrâr üzerine bâkî kıldı’

İşte böylece her şey, Muhammed (a.s)’in berekâtı umûma şamil, rahmeti umûm-ı halâyık üzerine tam bir şekilde sârî olmuştur. İşte, ‘Seni bütün varlıklar için, ancak eşsiz bir rahmet olarak gönderdik.’ (6) ayeti onun cihanı kaplayan rahmeti hakkındadır.

 

O’ âlemde maksadı masum,

O’ müşahidliği güvenilir,

O’ muzaffer ve mueyyed,

Yani, Allah’ın yardım ettiği ve desteklediği bir Seyyid’

O’nun için Gece ve gündüz teşhir olunmuş,

O’nun zikriyle Cihan yükselmiş,

O’nun sırrı ve kaderi üzere tenbîh olunmuş,

O’nun tasdiki mîsâk alınmıştır’

Sonra nübüvvetiyle enbiyâyı, kitabıyla kütüb-i semâviyyeyi, risaletiyle resulleri hatmetmiştir.

Hz. Âdem (a.s) O’na tevessül eylediği için tekrar cennete girdi,

Hz. İbrahim Halîl (a.s)’in O’nun sülbüne intikalinden dolayı ateş ona selam oldu,

O’nun nuru Hz. İsmail (a.s)’e tevdi olunduğu için zebh-i âzim fîda olunmuştur.

Sonara bu rûhâni ma’nanın nuru âlem-i sardı’

Bu durumu Allah Teâlâ hazretleri, ‘Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler.’ (7)emreyleyerek; âlemin nuruna, O’na atfen ‘Sen aralarında bulunduğun müddetçe Allah onlara azap edecek değildir.’(8) den, ‘Muhammed. Allah’ın Resûlü’dür. Onun beraberinde bulunanlar kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında ise merhametlidirler.’(9)den ibarettir.

Onun içindir ki, Efendimiz Muhammed (a.s): ‘Ben yaradılışça insanların evveli, zuhurca sonuncusuyum.’(10) Tasavvuf kültürü acısından şu hadis de bu şekilde anlaşılır: ‘Biz zaman bakımından sonra isek de, hakikatçe ve mertebece önde olanlarız.’ buyurmuşlardır.(11)

 

Bir şiir dinlemiştim,

‘Cihan bağında insan bir şecerdir gayrılar yaprak

Nebiler meyvedir sen zübdesisin yâ Resulallah.’ diye. (Niyazi-i Mısri)

Ve

"Sen, fikir kadar güzel; Ve tek, birden daha tek!

Itrını süzmüş ezel; Bal sensin, varlık petek..." (Necip Fazıl)

 

Ruhumuzun nuru, o yüce Seyyidimizi, Efendimizi arayan, ayağının izini süren ‘Tubba’ Padişahı asırlar önce Medine’ye ev yaptırıp, ailesinin ileri gelenleri ve âlimleri O parlak ışığı, O aydınlık durağında beklemeye bırakmış.

O imamlığı, önderliği baştan verilen, kendinden önce iz görmemiş, öyle bir iz tanımamış olan,  Rabbine bir yayın iki ucu kadar, hatta daha da yakın olan Hz. Peygamber’in izini sürdüren kral, amacına asırlar sonra torunlarından Eba Eyyûb Hazretleri ancak O’sevgiliye kavuşmak nasip olmuştur.  Böylece Efendimizin Medine'ye ilk hicret ettikleri zaman Eba Eyyûb Hazretlerinin evinde misâfir olmuş ki; Bu ev ise Yemen meliki Tübba tarafından inşa edilmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de iki yerde ‘Tübba’ ın kavminin helake ve azaba mahkum olduğu bildirilmiştir. Bunların reisi olan ‘Tübba’nın mü’min olduğu müfessirler tarafından yazılmıştır.*

Şöyle ki: ‘Tübba’ Peygamberimizden birkaç asır önce ve İsa (a.s)’dan sonra yaşamış olan bir Yemen Padişahı olup uzun bir seyahat çıkmıştı. Mekke’ye geldiğinde bazı harikulade haller görmüş olduğundan beraberinde bulunan (ehli kitab) ulamaya sormuş ve onlarda: ‘Bu şehirde âhir zaman peygamberi olacak zat doğup büyüyecek, halkı İslamlığa davet edecek, sonra Rabbül âleminin emriyle Medine’ye hicret edecek, orada bulunduğu müddetçe Müslümanlık kuvvet bulup Mekke ve birçok yerler alınacak ve bu mübarek Peygamber ömrü tamamında Medine’de defnolunacak, demişler.

Bunun üzerine ‘Tübba’ Mekke’de bazı hayırlı işler yapmış, bu meyanda Kâbe’ye kumaştan örtü yaptırmıştır.

Sonra Medine’ye gelmiş, ulaması orada kalmak istediklerinden onlar için dört yüz kadar ev yaptırmış ve âhir zaman Peygamberine hitaben bir mektup yazıp ulamanın reisine teslim ederek, bu mektubu Muhammed (a.s)’a teslim et! Eğer erişemezsen sen de evladına böylece vasiyet et ki, Hz. Muhammed’in Medine’ye gelmesinde bu mektup muhakkak ona verilsin! ‘diye tembih etmiştir.

İşte baş ulemanın birçok göbek sonraki neslinden ‘Halidübnü Zeyd Ebu Eyyübül’ensarî rad. (Yani İstanbul’da yatan Eyüb Sultan) gelmiş ve Resûlü Ekrem’in Medine’yi teşrifinde devesi bu zatın kapısı önünde çöktüğünden ona misafir olmuş. (Medine halkı buraya yerleşmiş olan alemlerin neslinden gelmiş olduğundan İslam dinini çabucak kendilerine mal edip Rasûlü Ekrem’i memleketlerine davet eylemişler, İslam dininin Hz. Peygamberin ve ilk Müslüman olan muhacirlerin yardımcıları olduklarından Kur’an-ı Kerim’de bikunduğunda ‘..merhaba ya salih kardeşim’’buyurup Tübba’nın biatını Rabbi Teâlâ’nın emriyle kabul etmişlerdir.

 

‘Tübba’ ın mektubunun tercümesi:

‘Allah Teâlâ’nın Resul’ü ve Peygamberlerin sonuncusu, Abdulmuttalib evladından Muhammed (a.s)’a ‘Tübba’ tarafından:

Ben muhakkak sana iman ettim. Sana gelen kitaba da inandım. Ben senin dinin ve sünnetin üzerineyim. Rabbin Teâlâ’ya da iman ettim. İman ve İslam hakkında Rabbinden gelen şeylerin hepsine inandım. Eğer ben senin zamanına erişebilirsem ne ni’met, ne devlet! Eğer sana yetişmek bana nasip olmazsa, Kıyamette bana şefaat et! Beni şefaatinden mahrum etme! Sen gelmeden evvel sana biat ettim. Ben senin ve ceddin İbrahim (a.s)’ın milleti üzereyim!’ (İmamı Suyuti’nin Eserinden)

Yukarıda bahsettiğimiz asırlar öncesinden vasiyet edilen mektup şu ifadeler bulunmaktadır: 'Ben Ahmed'in (asm) risâletini tasdik ediyorum. Ben O'nun zamanına yetişseydim, O'na vezir ve ammizâde olurdum. (yani Ali (ra) gibi O'na fedâi bir hâdim olurdum.)'  (19. Mektup, Mu'cizat-ı Ahmediye)

Tübba'nın kendisine yapılan îman ve biatını kabul eden Allah Resûlü (asm) şöyle der 'Tübba'ya sövmeyin, çünkü o iman edenlerdendir ve Kâbe'ye örtü örten ilk kişidir.' (Tarih-i Taberî, 2/96)

Peygamberimiz’ in (a.s) Medine'de kalabileceği bir ev yapması mümkün olduğu halde bu evde kalmayı tercih etmesi çok mânidardır. Resûllüllah (a.s) bu evde kaldığı yedi aylık süre içinde Müslümanlardan biat almış, ilerde yapacağı önemli hizmetlerin temelini bu kutlu hânede atmıştır.

Yaratılmışların gerçek sevdası, inancı hep sevgiliye kavuşma umudu, heyecanı ile geçmiş ve geçmektedir’

 

Hz. Peygamber’i (s.a)’e hasretiı bir de Şeyh-ul Ekber İbn-i Arabi hazretlerinden dinleyelim:

‘...Bütün Peygamberler O’nun huzurunda saf bağlamış; ‘en hayırlı ümmet olan’ ümmeti de O’na bağlandı.

O’na göz kamaştırıcı güzellikte büyüleyici melekler O’nun makamının arşı etrafından O’nu kuşatmışlardı; işleri yapmaya hazır öteki meleklerde O’nun önünde saf olmuş, O’nun emrini bekliyorlardı.

 

..daha sonra Hz. Peygamber’e şöyle dedim:

‘Bu Seyyid, bu Efendi bir nişan olsun

Peygamberler devresinden ayırdığın

 

Daha Âdem ‘Yaratılışta balçık ve su’ arasındayken

Kendisi en güzel bir asıl yaptın

 

Zamanı gelinceye dek ondan ona naklettiğin

Sonunu başlangıca atfettiğin

 

Kendisini zelil bir kul yaptığın

Daima Senden korkan, Hıra mağarasında Sana yalvaran

 

Senin katından müjdeler getiren Cebrail gelinceye dek

Cebrail ki görevi kutsal haberler getirmek

 

‘Selam sana, dedi Cebrail, sen ey Muhammed!

Kulların sırrı ve peygamberlerin sonuncusu!’

Yüce Allah(c.c), Efendimiz’ e karşı duyduğumuz sevgiyi, inançlarımızla var olama mücadelemizi, dayanma ve direnme gücümüzü arttırarak versin.

Müslümanlar arasında var olan veya olması gereken saygı ve sevgi ortamında; dünyanın neresinde olursa olsun, maddi ve manevi bir musibete maruz kalan her Müslüman kardeşimizin ıstırabı, bütün Müslümanları rahatsız etmeli, huzursuz etmeli, uykusuz bırakmalıdır.

 

Hz. Peygamberin istediği İslamiyet’in istediği kardeşlik isteği muhabbet ve fedakârlık budur. Aslında İslam toplumunu toplum yapan da bu ruh ve şuurdur. Zaten böyle olamayan İslam kardeşliği de Hz. Peygamberin istediği manada bir kardeşlik değildir. Bu şartları taşımayan iman ve İslam da O’nun tam istediği iman ve İslam değildir.

 

Seyyidimiz, Efendimiz Hz. Muhammed’e salât ve selam olsun.

Eba Eyyûb Hazretlerinin şefaatine nasip ve müessir etsin.

Cenab-ı Allah sevgilinin yolunda bizi daim,  şefaatini bizlere nasip eylesin’

 

Mehmet Yürekli, adanapost

02.02.13, Adana.

 

KAYNAKÇA:

1- Türkiye Diyânet Vakfı, Ebâ Eyyûb el Ensarî mad.

2- Mustafa Asım Köksal, İslâm Tarihi

3- A’raf, 7/172,

4- Tirmizî, Menâkıp, 1 (3968)

5- Muvatta, Cenâiz, 16 (572); Buhârî, Cenâiz, 79 (1359)

6- Enbiyâ, 21/107

7- Mâide, 5/54

8- Enfâl, 8/33

9- Fetih, 48/29

10- İbn Sa’d, Tabakatü’l-Kübrâ, I.s. 124.

11- Buhârî, Vudû, 68 (268)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.