Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Ey Adana

 

1.

Sağ ayağımla ilk adımda  

Adana hemen tanıdın beni  

 

Bir mavi parçayım  

Uğradığın en büyük hayal kırıklığından 
 

Toprağındadır 
Ana teriyle yoğrulmuş gençliğim çocukluğum 
Ve baba gözyaşlarıyla  

3.

Seyhan’ın kıyılarında kavak yeli

Baba bakışı rüzgar altı 
 

Coşkuları ruhu kanatlandırır 
O ılık o kadim rüzgar

Az kitap sayfası çevirmedi 
Az defter sayfası kalemimin altında
 

Uykusuz acılı gecelerde 
Geldi kanlı bakışım dikildi tam karşına
Kısılmış sesim 
 

Ama kalmaya değil 
Darılma sakın arsız deme 
Kederimle bırak beni 

3.

Oğlum dedin  bana  hep
Ey İncirlik’in pençesindeki Adana 


Ekmek verdin su verdin 
Sırtımı sıvazladın ramazanlarda 
 

Saçımı okşadın Kur’an okurken

Ve namazlardan sonra 
 

Bile bile şair olacağımı 
Niyet ettim Allah rızası için devrim yapaya

 

Fransızlar Ermenileri de alıp gitti ama 
Büyük bozgundur başımızdaki 

4.

Akif’le feryat ettim yıllarca
Düş kurdum bozgunda Yahya Kemal’le 
 

Ve Necip Fazıl’la çile çektim 
Diriliş dersleri aldım Sezai Karakoç’tan 


Baharı kelimelerle karşılamayı öğrendim 
Yola çıkarmayı bir halkı 

Önlerine düşüp
 

Sadaka taşları dikmeye götürüyordum

Kuş evleri yapmaya  
Her rahle bilgi çeşmesi 

5.

Atalarımın mezarları var bağrında

Kimini ellerimle verdim sonsuzluğa 
Benim için meçhul mezarlar da var 
Söylemez Fakı dedeminki mesela aramaya geldim 
 

Babam yirmi sekiz ocak iki bin yediden beri 
Kabasakal Mezarlığı’nda gül ağaçları altında

Gönül dağımın güney yamacında 
 

En mahcup tebessümü çiçeklenecek en sevecen bakışı 
Ben toprağını sulayınca 
Son dersini ölümünle verdin 

 

Ey Hadimü’l Kuran Ziya Hoca 
Biz vefasız öğrencilerine 
 

Eyup Sultan’dan selam getirdim sana 
Fatih Sultan Mehmet ve Hüdayi’den 
 

Başucunda Yasin okuyacağım 
Ayak ucunda Fatiha 
 

Gülleri söküldü mü acaba 
Sarmaşıklar mı dikildi yerine

 

Toroslara çıkacağım dedemden kalma topraklara 
Mustafa Çavuş’un tarlalarında ne arayacağım ne bulacağım 
 

Bağdan sepet sepet üzüm

Ve murt vereceksin avuç avuç 
Filikli’de İncirli Bahçe’de 
 

Kara dut ağacının tepesinde

Tek ayak duran o leylek 
Bekliyor mu beni hala 
Yuvasına sahip çıkan her yıl göçse de 
Göçerlerden bir o mu kaldı 
 

6.
Ata dinlemez

Yola gelmezlerden değilim ben 
 

O leylekten öğrendim

Sıla-i rahimi 
Allah’ın kanunlarına boynum incedir 

 

O leylek kadar olamıyorsam 
Bu darbeler yüzündendir

Perişanlığımız paşalardandır ağalardandır 
 

Sahip çıkamadım topraklarımıza

Utancım oldu 
Adana bir süre daha pençesindesin İncirlik’in kızma bana 
Hüznümle bırak beni

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.