Hayri Bostan: Milli Eğitim ve Din Eğitiminde Sorunlarımız Üzerine

Hayri Bostan: Milli Eğitim ve Din Eğitiminde Sorunlarımız Üzerine

"Özellikle son yıllarda imam hatip liselerinde gözlemlediğim bir durum vardı. Okumak için şehre gelen fakir fukara çocuklarına bazı cemaat yurtları kapılarını açıyor. Hayır, açmıyorlar, yaptıkları reklamlarla, çalışmalarla bu çocukları çekiyorlar ve.."

Milli Eğitim ve Din Eğitiminde Sorunlarımız Üzerine

Özellikle son yıllarda imam hatip liselerinde gözlemlediğim bir durum vardı. Okumak için şehre gelen fakir fukara çocuklarına bazı cemaat yurtları kapılarını açıyor. Hayır, açmıyorlar, yaptıkları reklamlarla, çalışmalarla bu çocukları çekiyorlar ve oralarda hiçbir kaydı kuydu olmayan merdiven altı tabir edeceğimiz koşullarda beyinlerini yıkıyorlar. Bu şekilde belli yerlere şartlanmış olarak okula gelen çocuklar okuldaki hocaları ve dersleri umursamıyorlar.

İmam hatip lisesi, yüksek İslam enstitüsü eğitiminden sonra imam hatip liselerinde 35 yıl öğretmenlik yapmış ve emekli olmuş bir kişi olarak anlamakta zorlandığım bir durum var: Devletin ve milletin imkânlarıyla açılmış bu okullara bunca öğrenci geliyor, okuyup mezun oluyorlar, imamlık, hatiplik, öğretmenlik, müftülük, vaizlik görevi alıyorlar. Ama nasıl oluyor da toplumda bu kesim mensupları değil de, şu tarikat, bu cemaat daha etkin olabiliyor. Yurtlarına, kurslarına topladıkları çocukları kendilerine kayıtsız şartsız bağlı, aklını ve iradesini ipotek altına veren insanlar yetiştirmekte daha etkili olabiliyorlar.

Bunun elbette birçok sebebi vardır; ama en önemli sebebi iyi kötü temel bir din eğitimi ve öğretimi almış insanlarla süpliminal martavallarla belli bir ekole bağlanan, iradeleri sıfırlanan insanlar bir olmuyor. Birkaç gün önce bir arkadaşım bir paylaşım yaptı sosyal medyada. Din tahripçileri olarak Adnan Oktar, Haydar Baş, İskender Evrenosoğlu, Hüseyin Hilmi Işık gibilerle birlikte Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ı, Prof. Dr. Mehmet Okuyan’ı, Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ü, Prof. Dr. Caner Taslaman’ı, Mustafa İslamoğlu’nu, Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır’ı aynı kareye toplamıştı. Hepsi bir yana hocaların hocası Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ı din tahripçisi olarak lanse eden kafayı anlamak mümkün müdür? Bunların yanında Cübbeli Ahmet, İhsan Şenocak, Nurettin Yıldız, Mahmut Ustaosmanoğlu yoktu. Demek ki onlar akredite hocalardı ona göre.

Bu çarpık zihniyetin temeli bence “Mühendis Müslümanlığına” dayanıyor.

Bunu bir örnekle açıklamam gerekirse, en az altı yıl temel tıp öğrenimi görmüş, üzerine TUS sınavlarına hazırlanmış, kazanmış ve uzman doktor olmuş bir insanla çarşıya pazara, köşe başlarına açtığı aktar dükkânlarında her derde deva olduğunu söyledikleri kurutulmuş otlar, baharatlar satan ve bunların her derde deva olduğunu söyleyenlerin durumuna benziyorlar. İnsanların çoğu esaslı bir tıp öğrenimi görmüş doktorları anlamak yerine bu alternatif tıp iddialı kimselerin söylediklerini daha inandırıcı bulmaları ve onlardan medet ummalarına benziyor.


Kur’an-ı Kerim’de: قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ ﴿٩-Deki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.(Zümer9)

Özellikle son yıllarda imam hatip liselerinde gözlemlediğim bir durum vardı. Okumak için şehre gelen fakir fukara çocuklarına bazı cemaat yurtları kapılarını açıyor. Hayır, açmıyorlar, yaptıkları reklamlarla, çalışmalarla bu çocukları çekiyorlar ve oralarda hiçbir kaydı kuydu olmayan merdiven alt tabir edeceğimiz koşullarda beyinlerini yıkıyorlar. Bu şekilde belli yerlere şartlanmış olarak okula gelen çocuklar okuldaki hocaları ve dersleri umursamıyorlar.

Özellikle dışarıdan bitirme derslerine gelenlerin durumu daha da içler acısı. Çünkü hem bir şey bilmiyorlar, hem de öğrenmeye tamamen kapalılar. Öğretmenlerin çoğu da bu derslere zaten alacakları ek ücret için girdiklerinden kimseyle kötü olmamaya, geçer not verip göndermeye bakıyorlar.
Özellikle açık lise derslerinde çözüm çok basittir. Öğretmenler dersleri okutmalı ve o derslerin sınavları merkezi bir sitemle yapılmalıdır. Merkezi sistem sınavlarında başarılı olabilmek için öğrenciler çalışacaklardır. Öğretmenler de, öğrencileri çok başarısız olursa gelecek dönemlerde ders alamayacağından öğretmeye çalışacaktır. Eğer bu söylediklerim yapılmazsa bu kalitesizlik, bu hamakat aritmetik olarak hızla artacak ve zaten canımıza tak eden diz boyu cehalet daha da artacaktır. Çünkü oralardan hiçbir şey öğrenmeden sınıf geçenler görev alacaklar ve gene merdiven altı koşullarda kendileri gibi cahil cühela üretmeye devam edeceklerdir. Bu kısır döngü ile yetişen öğrenciler başka bilgisiz insanlar yetiştirecekler ve bu cahiller asıl okumuş, ilim-irfan için göz nuru harcamış ilim ve irfan insanlarına çamur atmayı, karalamayı dini bir görev bileceklerdir. Zamanı geldiğinde de bunların oylarını torba oy olarak birileri bir yerlere pazarlayacaktır. 15 Temmuz bizlere bu durumun ne kadar ağır faturalara mal olduğunu gösterdi. Ama bana öyle geliyor ki hiç ders alınmadı, hiç ibret alınmadı. Bugün Türkiye’de fetö olmaya namzet yığınla oluşum vardır.
Bunu önlemenin yolu elbette eğitim öğretimin devlet denetiminde olmasıyla mümkündür.

Fetö ve benzeri oluşumlara aslında devlet ve devleti temsil eden kişiler çanak tutmaktadırlar. Çünkü kimse rahatının bozulmasını istemiyor. Devlet memuru zihniyetiyle gelene ağam gidene paşam adamlar mevki ve makamlara getiriliyorlar.

Okullarda ders verimliliğinin artırılması için merkezi sınav sistemi orada da en güzel çözümdür. Birçok öğretmen sınav yaparken A ve B grubu bile yapmıyor. Adeta kopya ve sahteciliğe çanak tutuyorlar. İstiyorlar ki bir şekilde geçer not alsın geçsinler. Gene de istenen başarı gösterilemezse bu sefer de performans notlarını hormonlayarak geçiriyorlar. Sınavlar merkezi sistemle ciddi olarak yapılırsa bu öğretmenleri de, öğrencileri de hizaya getirecektir. Eğer bir şeyler yapılmazsa çok daha böyle cahil cühelanın ağzında gerçek ilim ve irfan insanları sakız olmaya, ayaklar baş, başlar ayak olmaya devam edecektir.

İzmir Ödemiş Kaymakçı Çok Programlı Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen iki öğrencisi tarafından tüfekle vurularak öldürüldü. Bu vahim olayla ilgili görevlendirilen müfettişin görüşlerini herkes okumuş olmalıdır. Her isteği yerine getirilen, hiçbir emek sarf etmeden, başarı göstermeden hep ödüllendirilen çocukların ileride neler yapabileceklerine örnekleri çoğaltmak mümkündür. Hırsızlıkların, kapkaççılıkların, cinsel saldırıların, tecavüz ve öldürmelerin altında da bence bu yatmaktadır. Devlet tablet dağıtıyor; ama bir başarıyı ödüllendirmek için değil, herkese eşit. Belediyeler bisiklet dağıtıyor ama gene bir başarıyı ödüllendirmek için değil herkese veriyor. Anne babalar en pahalı cep telefonlarını, bilgisayarları alıyor, cebine harçlığını koyuyor ve başından savıyor. Sabahları evlerde kahvaltı hazırlanmıyor. Anne babalar ya da veliler okula sadece çocukları bir olay yaptıklarında, cep telefonlarını yersiz kullandıkları için el konulunca geliyorlar. Okul idaresi ve öğretmenlerle, çocuklarının daha iyi yetişmesi için işbirliği amacıyla gelenlerin sayısı yok denecek kadar azdır.

Bütün bunlar ve benzeri olumsuzluklar açık yüreklilikle değerlendirildiğinde insanlarımız neden çevreyi çok rahat kirlettikleri, trafik kurallarını hiçe saydıkları, emniyet kemeri kullanmadıkları, kurallara uyanları adeta ayıpladıklarını anlamak hiç de zor olmayacaktır. Beyni ve insani özellikleri gelişmemiş bireyler her zaman ilk fırsatta mahmuzlarını kullanmaya, kavga etmeye, şiddete kullanmaya, öldürmeye, baskılamaya, tehdit etmeye yatkın olacaklardır.

Sene sonlarında okullarda seminer uygulamaları yapılıyor ve bunun için öğretmene ve idarecilere ücret de ödeniyor. Yahu bir Allah’ın kulu gidip de bir denetlemez mi ki neler yapıyorlar oralarda diye. Hantal devlet yapısı insanları sorumsuzluğa, kuralları hiçe saymaya, sallabaşını al maaşını anlayışına adeta teşvik ediyor. Kimse de çıkıp da biz nerede hata yaptık ya da yapıyoruz demiyor.

Yeni başkanlık sisteminde ve özellikle yeni Milli Eğitim Bakanının devrinde inşallah iyi şeyler olacak. Milli Eğitim Bakanlığının, öğretmen sendikalarının, sivil toplum örgütlerinin birinci öncelikli görevi bu olmalıdır. Eğitim öğretimin, dolayısıyla insanın kalitesini yükseltmek. Özellikle 15 Temmuz 2016 Darbe kalkışması göstermiştir ki iyi yetişmemiş, Man kurtlaşmış, düşünce seviyesi düşük, kafasını bir yerlere ipotek etmiş insanların dindar olmalarının hiçbir değeri yoktur. Hatta bunlar çok daha tehlikeli olabilirler. Çünkü yaptıkları kötü işleri Allah rızası için, Allah rızasını kazanmak için, cennete gitmek için yapmak gibi korkunç bir paradoks da sergiliyorlar.

Kemal Tahir Kurt Kanunu romanında Kara Kemal’in ağzından bunu sorgular. Orada Tanrı inancı bile olmayan Emin Bey son derece dürüst, hakikati teslim etme uğrunda canını ortaya koyabilecek cesaret ve kişiliğe sahiptir.
Nasıl ki sağlıklı beslenmek önüne geleni yemek, eline geçirdiğini mideye indirmek le olmazsa önüne konulanı okumakla, yanlış okuma stratejileriyle de olmaz bu iş.

Kısacası Milli Eğitim sorunu Yüce Türk Milletinin tarih sahnesinde var olma, varlığını sürdürme meselesidir. Ve bu sorun öğretmen maaşlarının artırılması, kat sayının 3600’e çıkarılması ile de aşılacak bir sorun değildir. Talim terbiye kurullarından ve bakanlıktan gelen genelgeler sadece kitabına uydurmak, yapmış görünmek için yapılıyor. Alınan tedbirler, verilen talimatlar bir tarafta duruyor. Herkes kafasına göre takılmaya devam ediyor. Bakanlığın yaptığı etkinliklere başta idareciler katılmıyorlar. Diyelim ki bir seminerde bakanlık müsteşarı konuşuyor ve herkes dinleyecek. İdareciler kendilerini muaf görüyorlar. Bu kafalarla bu iş tamamen Allah’a ısmarlanmış gitmektedir.

Gelişmiş batı ülkelerinde kimsenin yaptığı yanlış yanın akar kalmaz. Müthiş bir denetim vardır. Denetimlerde toplumun her ferdi adeta görevli sayar kendini. Bizde ise “kol kırılır yen içinde kalır”, “arkadaş arkadaşın pe…dir…” anlayışı hâkimdir.
Böyle gelmiş; ama böyle gitmez inşallah.


Hayri BOSTAN
uzmanustaz@hotmail.com

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.