Selami Kaytancı

Selami Kaytancı

İlim Başka, İrfan Başka

Hikayecilikte idolüm, Ömer Seyfettin’dir. Onun, “Ben Gönen’de doğdum.” diye başlayan “And” hikayesi de “Kaşağı”sı, “Pembe İncili Kaftan”ı, “Forsa”sı, “Başını Vermeyen Şehit”i, “Topuz”u, “Yalnız Efe”si… neredeyse ezbere anlatabileceğim hikayelerinden birkaçıdır.

Ben bu yazıda, onun başka bir yönünü, başka bir yaşanmış hikayesini anlatarak başlayacağım asıl anlatmak istediğim şeylere… Ömer Seyfettin’in, kendisinden hiç ayrılmadığı canciğer bir arkadaşı vardır: Ali Canip Yöntem.

Ali Canip Yöntem ile Ömer Seyfettin, neredeyse gece gündüz bir birinden hiç ayrılmayan iki arkadaştır. Payitaht’ın Mekteb-i Sultânî gibi, Kabataş gibi o zamanın ünlü liselerinde, birlikte Edebiyat öğretmenliği yaparlar. Canciğer kuzu sarması bu iki arkadaşın bir müşterek özelliği vardır: İkisi de son derece inatçı, mücadeleci bir yapıya sahiptir. Sürekli fikir tartışmasına tutuşur; bir birlerine fikirlerini ispatlamak, kabul ettirmek için, olmadık şeyler yaparlardı. Öğretmenler odasında, çoğu zaman bu iki arkadaşın  fikri tartışmalarına, şamatalarına tanık olunurdu.

Ömer Seyfettin, karşısındaki kişilerle konuşurken, tartışırken sürekli “cancağızım!.” hitabını kullanırdı. Bir gün, öğretmenler odasında bir fikir tartışması başladı... Tartışmanın bir aşamasında Ömer Seyfettin, Ali Canip’e, “İlim başka, irfan başka; âlim başka, ârif başka cancağızım!..” dedi. Ali Canip, hemen itiraz etti: “Olur mu efendim; ilim başka irfan başka olur mu?!.. Âlim kişi, aynı zamanda ârif kişidir!..” dedi. Ve öğretmenler odasında bitmez tükenmez bir tatlı tartışma başladı.

“İlim”, insanın kitapla, tahsille, okuyarak elde edebileceği bilgi birikimidir, yetenektir; “irfan” ise, kişinin akılla, idrakle, sezgi ve kalp gözü ile elde edebileceği bir birikim, yetenektir.

Ömer Seyfettin, iddiasını ispatlamak için, ertesi güne bir plan kurdu kafasında. Çoğu zaman böyle yapardı. Sabahleyin, öğretmenler odasına büyük bir heyecanla daldı: “Arkadaşlar, duydunuz mu; Bulgaristan bize kırk vagon dolusu şeker gönderiyormuş!..” dedi. Şeker bulmanın güç olduğu o günlerde, bu haber, öğretmenler odasında bir heyecan fırtınası oluşturdu. “Ne zaman geliyormuş, nereye geliyormuş kim getiriyormuş; biz de alabilsek!..”  Öğretmenler derin bir şeker muhabbetine dalmışlardı; Ömer Seyfettin ise, bıyık altından kıs kıs gülüyordu. Biraz sonra öğretmenler odasına, okulun yaşlı müstahdemi Mehmet Efendi girdi. Ömer Seyfettin, hemen atıldı, “Mehmet Efendi, duydun mu?!..” dedi. Mehmet Efendi: “Hayırdır beyim?!..” dedi. Ömer Seyfettin: “Bulgaristan bize kırk vagon dolusu şeker gönderiyormuş!..” dedi. Mehmet Efendi, elini şöyle bir salladı: “Geç beyim geç!.. Bulgaristan şekeri bulsa, kendisi yer!..” dedi.

Beklediği cevabı alan Ömer Seyfettin, yerinden büyük bir heyecanla fırladı: “Gördünüz mü cancağızım!..” dedi. Ben size demedim mi, “ilim başka, irfan başka; âlim başka, ârif başka” diye!.. İşte bakın, ben bir uydurma haber verdim, hepiniz balıklama atladınız üzerine… Siz ki hepiniz ilim sahibi, âlim insanlarsınız!.. Ama Mehmet Efendi, irfan sahibi, ârif bir insandır!.. İrfanıyla hemen olayın künhüne vakıf oldu; sizin yuttuğunuz dolmayı yutmadı!.. Öğretmenler, şaşkın şaşkın bir Mehmet Efendi’ye, bir Ömer Seyfettin’e, bir Ali Canip’e bakıyorlardı… Ömer Seyfettin, iddiasını ispatlamış olmanın verdiği şişkinlikle dört köşe olmuş, herkesin dersini vermiş, gururla yerine oturuyordu…

Evet, ilim başka, irfan başkadır; âlim başka, ârif başkadır!.. Adam, “okumuş çocuk” tur… Yıllarca dirsek çürütmüş, ilim tahsil etmiş, öğretmen, doktor, avukat, mühendis… olmuştur. Hatta profesör, ordinaryüs profesör olmuştur!.. Ama gel gör ki, bu kadar ünvana sahip adamda “irfan”dan eser yoktur!.. Nasipsizdir!.. İdrak, iz’an, feraset, muhakeme… adamın semtine uğramamıştır!.. Hele adamın bir de kini dini olmuşsa, ne anlatırsanız anlatın, hangi kanıtı, delili getirirseniz getirin, anlamaz; anlatamazsınız!..

Bu tiplere Allah, Kur’an’da “kitap yüklü merkepler” der. Kitap yüklü merkeplerin en meşhuru, Ebu Cehil’dir. Bakmayın siz onun lakabının Ebu Cehil (cehaletin babası) olmasına!.. Asıl adı, Amr bin Hişam olan Ebu Cehil, zamanının edebiyat profesörüdür. Arap yarımadasında, şiirden, edebiyattan onun kadar anlayan başka bir kimse yoktur!.. Kur’an’ın bir şiir kitabı olmadığını, bir “mu’ciz’ül beyan” olduğunu en iyi anlayacak, bilecek kişidir. Ne var ki, kendi elinde büyüttüğü, huyunu suyunu, kişiliğini çok iyi bildiği bir “resul”e, sırf kibiri, gururu, inadı yüzünden iman etmemiş ve Cehennem’e kütük olmuştur.

Adam “tarihçiyim” diyor, “ben bilirim” diyor da başka bir şey demiyor!.. Anlattığımız, yazıp çizdiğimiz onca şeye rağmen, çıkmış bana İngiltere Genel Valisi’ni övüyor!.. Onun hakkında konuşamazmışım!.. O, bütün dünyanın övdüğü bir büyük komutanmış!..

Anlatıyorsun, şunu şunu yapmadı mı; bunları kim için, neden yaptı?!.. “Evet, yaptı; ama o günkü şartlar onu gerektiriyordu!..” diyor. Adamda feraset, akıl fikir, iz’an, muhakeme..den eser yok!.. Yahu, “o günkü şartların gerektirdiği” dediğin şey, kime hizmet ediyordu, nasıl bir sonuç doğurdu, biliyor musun?!.. Sen Hatice’ye bakıyorsun; ben, neticeye bakıyorum!.. Estek köstek!.. Benim sorduğum, sıraladığım soruların cevabını ver, diyorsun; söyleyecek söz, verecek cevap bulamıyor!..

Yahu, senin her tarafın tarihçi olsa ne yazar!.. “İlim, tahsil, insanın cahilliğini alır, eşekliği bâki kalırmış!..” diyeceğim ama, senin cahilliğini de almamış!.. Kitap yüklü merkepler!.. Emile de büyük tarihçi!.. Cumhuriyet çocukları, onun yazdığı tarih kitaplarıyla büyüdü!.. Baştan sona hıyanet yüklü, yalan dolan yüklü, masal kitabı!..  Bu memlekette neden bu kadar çok hain türüyor, biliyor musunuz?!.. Bu hainlerin yazdıkları masal kitaplarının yüzünden!..

Gerçek kahramanlar, gerçek tarihimiz gizlendiği, sahte kahramanlar rol model olarak gösterilip ilahlaştırıldığı için!.. Ama merak etmeyin, gerçeklerin er geç ortaya çıkmak gibi bir huyu var çok şükür!.. Pisliklerin de, üzerleri ne kadar örtülürse örtülsün, ne kadar gizlenirse gizlensin, kokularının er geç ortaya çıkma huyu var!.. Hiçbir şeyi örtemeyecek, hiçbir şeyi gizleyemeyeceksiniz!.. Bu asıl millet, bu şerefli millet, kimin ne mal olduğunu, kimin kaç kırat olduğunu anlayacak ve o zaman o sahte kahramanlar da siz de sığınacak delik bulamayacaksınız!..

İlim, irfan sahibi, iz’an ve feraset sahibi, muhakeme yeteneği olan ufku geniş bir insan, bir tarihçi, asla çalı çırpıyla, ağaçlarla uğraşmaz; ormanı görür!.. ORMANI GÖREMEYEN, ÇALI ÇIRPIYLA UĞRAŞAN BİRİ, ASLA GERÇEK VE MİLLİ TARİHÇİ OLAMAZ!.. Bunlar, milleti cambaza baktırarak hakikati, hıyaneti, haini, gerçek kahramanı gizleyen eblehlerdir!..

Allah, Kur’an’da, “Cahillerle tartışmayın; sonra üzülürsünüz!..” diyor. Evet, bu nasipsiz cahiller ile tartışmayayım diyorsunuz; ama etraf, eşek sürüsü gibi bu cahillerle dolu!.. Şimdi bana, “Kim bu cahil?!” diye sormayın!.. Çünkü, eminim ki sizin etrafınızda da bu türlerin bol bol örneği vardır!.. Sizin etrafınızdakinin adı Mehmet, benimki Ahmet!.. Ne fark eder ki; ha Ahmet ha Mehmet!.. Ha Ali ha Veli!..

Bir diğer nasipsiz adam(!) benimle Sevakin adasını tartışıyor, bilge adam havasında!.. Neymiş, burnumuzun dibinde Yunanlılar bilmem kaç tane adayı işgal etmişlermiş de, benim adam, dünyanın bir ucundaki adayla boş beleş uğraşıyormuş!.. İşte adamın çapı!.. “Çapsız Abidin!..”  Sende zerre kadar irfan olsa, muhakeme gücü, ufuk olsa, onun “dünya liderliğine soyunan bir ülkenin, uzun mesafeli bir planının ürünü” olduğunu anlarsın!.. Ama sen bunu asla anlayamazsın; çünkü sen, o “kini, dini olmuş”lar güruhundansın!.. İrfan kim, ufuk kim, feraset kim; “insanlık, adamlık” kim?!..

“İlim başka, irfan başka!..” cancağızım!.. Âlim başka, ârif başka!.. Ne mutlu hem âlim hem ârif olabilene!.. Ne mutlu kinini dini yapmamış, hakikatin, hikmetin peşinden koşan feraset sahibi, ufuk sahibi, vizyon sahibi kimselere!..  Yazıklar olsun o kimselere ki, sırtlarında bir yığın üniforma, bir ton kitap vardır; ama tüy kadar kıymet-i harbiyeleri yoktur!..

Biz son sözü yine merhum Mehmet Âkif’e söyletelim en iyisi:

Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;

Fazîlet hissi, insanlarda Allah korkusundandır.

 

Bir insanda ilim yok, irfan yok, üstüne üstlük Allah korkusu da yoksa, ondan her türlü çukurluk beklenir!..

 

Selami Kaytancı

12.01.2018, Adana

 

NOT:Zor Zamanda Konuşmak” yazımızdan dolayı, bize tebrik ve teşekkürlerini ileten tüm MHP ve AK Parti teşkilatlarına, bilmukabele teşekkürlerimi iletiyorum."

 

Acaba geldikleri gibi mi gittiler?!.

Zor Zamanda Konuşmak..

 'Siz hiç çiğ yediniz mi?!..'

 'Siyaset Dünyası!..'

'İnkılab mı ihanet mi?!..'

'Exeterlileştiremediklerimizden misiniz?'

'FETÖ’nun Çıkış Noktası: Mehdilik..'

Saraydaki casuslar!..

'Kaç türlü vatan hainliği vardır?!..

Zeytinyağlı yiyemem aman!..

Fulbright Commission’u…

FETO, NATO, BOP ve Evangelizm..

Türkiye petrolleri, ya da ihanetin belgesi!..

Ayrılmış Anne - Babalar Ve Çocuklar!

 

Kaynak: . - Selami Kaytancı

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum