Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Jeopolitika – Oryantalistlerin Üç Semavi Din Söylemi

Yahudilik ve Hıristiyanlık, merkezinde vahiy özelliği olmayan / muharref kitapların olduğu, Allah’ın vahyinin olmadığı, hiçbir peygamberin tebliği etmediği ve son halini onaylamayacağı, Allah katında geçerliliği olmayan, beşeri kurgulu dinlerdir. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de farklı pek çok ayette yinelenerek vurgulanır: “Kim, İslâm’dan başka bir din edinir ve yaşarsa, ondan o din kabul edilmeyecek ve o kişi ahirette tamamen zarar edenlerden olacaktır!” (Al-i İmran, 3/85)

Oryantalistlerin ortaya attığı “üç semavi din” ya da “üç ilahi din” söylemi ve inancı, kesinlikle yanlış, Allah katında geçersiz, Avrupa aydınlarının propagandalarından ibarettir. Bu söylemin İslam aleminde aydınlar arasında da yaygınlık kazanması, Kur’an’ın muhtevası açısından iyi değerlendirilememesinden kaynaklanmaktadır.

Alemlerin yaratıcısı Allah, tek “semavi din” diğer ifade ile “ilahi din” göndermiştir, o da İslam’dır. İslam Dini,Hz.Adem (a.s.)’dan en son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v.) kadar gelip geçen tüm peygamberlerin Allah’tan alıp insanlara tebliğ ettikleri, vahyin tevhid öğretisiyle tuğla tuğla inşa edilerek tamamlanmış İlahi bir dindir. Allah, hiçbir zaman Yahudilik ve Hıristiyanlık adıyla bir din göndermemiştir. Hem asılları itibariyle hem de sonradan kazandırılan durumları itibariyle Yahudilik ve Hıristiyanlık Tevrat’ın ve İncil’in esasını teşkil ettiği ilahi/semavi din değildir, olamaz da. Bugün Yahudilerin elinde bulunan Ahd-i Atik,Eski Sözleşme, Allah'ın kitabı Tevrat ve Zebur değildir, bu kitaplar muharref, anonim kitaplardır. Hıristiyanların elindeki Ahd-i Cedid, Yeni Sözleşme de Hz.İsa'nın tebliği ettiği İncil değildir; Yeni Sözleşme, daha sonra yazılmış, Hz.İsa'ya ait olduğu ileri sürülen anıları toplayan, çeşiitli rivayetleri derleyen, tarihsel belge niteliği bile olmayan bir kitaptır.

Tarihte ilk defa adlandırıldıkları /dillendirildikleri günden itibaren Yahudilik ve Hıristiyanlı’ğa gelince; bu iki dinin gerçekleri, dinler tarihi tarafından tespit edilmiştir. Dinler tarihi verilerine de ters düşen, gerçeği yansıtmayan "üç semavi din” söylemini çürütmek için dinler tarihinin Yahudilik ve Hıristiyanlık hakkında verdiği bilgilere şöyle bir bakmak yeterlidir.

“Öyle anlaşılıyor ki İslâm Dini ve Medeniyetini kemale erdirmek üzere önce Yakup oğulları /İsrail oğulları seçildi. Onlar, (kitap ve peygamber gönderilmesi, MY) bakımından çağdaşlarına tercih edildiler. Allah onlara özel ve sayısız nimetler (peygamberler, sıddikler ve salihler, MY) ihsan etti. Seçildikleri tarihten itibaren tüm peygamberler ve yöneticiler hep onlardan oldu. Fakat bu soy, Allah’ın kendilerine atfettiği bu değeri gerektiği ölçüde takdir edemedi. Lütfedilen nimetlere nankörlükle mukabele ettiler. Hz. Musa’ya bile iftira ettiler. O da: “Ya Rabbi! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum; artık benimle şu yoldan çıkmış kavmin arasını ayır!” diye dua etti. Rabb’i de “Peki öyleyse! Orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır; onlar da çölde şaşkın şaşkın dolaşsınlar. Sakın ha, fasıklar topluluğuna üzülme!” dedi…”(Maide, 5/25, 26) Hz.

Musa’dan yaklaşık bir buçuk iki asır sonra, Yahuda’nın soyundan gelenler Yahudiler adıyla İsrail Oğullarından kendilerini ırk ve din olarak ayrıştırdılar. İslam’dan saptıkları tarihten itibaren Allah’ın gönderdiği peygamberlerine hep karşı çıktılar, hatta bir kısmını öldürdüler… “İsrail” olarak da adlandırılan “Yakub’un 12 oğlundan 4.’üncü oğlunun adı Yuda veya Yahuda idi. Yehuda kabilesinin soy atası oldu…” (Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Isparta, 2002, s. 250)

Kabilenin soy atası Yahuda’dan dolayı bu dine Yahudilik adı verildi. “Yahdilik’te yüce bir tanrıya Yahova’ya ya da Yahve’ye inanç vardır. Ancak inanılan bu tanrı özelde Yahudî halkının tanrısı olarak kabul edilir; aynı şekilde Yahudîler de tanrının seçilmiş üstün halkı olarak görülür. Yahudilikte ırk temeline dayalı bir din anlayışı hâkimdir. Karailer gibi bir iki marjinal mezhep dışında genellikle Yahudiliğin belli bir soya mahsus olduğuna inanılır.” (Şinasi Gündüz, Din ve İnanç Sözlüğü, 1998, Ankara, s, 391)

Yahudilikte din ile ırk iç içe girmiş, birini diğerinden ayırmak zorlaşmıştır. Onu en iyi, kutsal kitaplarında yer alan şu cümle tarif etmektedir: ‘İşte ayrıca oturan bir kavimdir ve milletler arasında sayılmayacaktır.’ Kutsal kitaplarına dayanarak Yahudiler kendilerini dünya milletleri arasından seçilmiş kavim olarak görürler. Tanrı Sina’da bu kavmi kendine muhatap kılmış, onlarla ahitleşmiştir…” (G. Tümer, A. Küçük, Dinler Tarihi, Ankara, 1993, s. 176, 177)

Yahudiler, Tanrı Yahova’nın kendileriyle özel ilişkide olduğunu ve soylarını kutsadığını iddia ettiler. Yahudiler bu inançları sebebiyle Hz. Musa’yı ve Harun’u takip eden Davud, Süleyman, Eyyüb, İlyas, Zekeriya, Yahya (as.) gibi peygamberlerin yolundan, dolayısıyla Allah katında geçerli tek din olan İslâm’dan saptılar ve ırkçılığı esas alıp yeni bir din ihdas ettiler. Allah’a oğul isnat ettiler ve Uzeyir’in Allah’ın oğlu olduğunu söylediler. (Bkz. Tevbe, 9/31)

Allah’ın gönderdiği elçilere karşı çıktılar, onlarla savaştılar; birçok peygamberi konuşturmadılar, bir kısmını ise hunharca öldürdüler... Hz. Musa’nın ardından gelen bir dizi peygamberden sonra Tevrat’ta geleceği müjdelenen Hz. İsa Mesih elçi gönderildi. Yahudiler Hz. İsa’dan önce Zekeriya ve onun oğlu Yahya’yı (a.s.) öldürmüşlerdi. Allah İsa’ya Kitab’ı; Tevrat’ı ve İncil’i öğretti. Onun da tebliğ ettiği din, ataları İbrahim, İsmail, İshak, Yakub, Musa, Davud, Süleyman, Zekariya ve Yahya (a.s.) gibi İslâm idi.

Hz. İsa, atalarının yolunda olduğunu söylerken, kendinden sonra gelecek olup adı “Ahmed” olan en son peygamber Hz. Muhammed’i de müjdelemekteydi. Yahudiler, atalarından bir kısmının Hz. Musa’ya yaptıkları kötülüklerin daha büyüğünü Hz. İsa’ya reva gördüler. Irkçı dinlerini/Yahudiliği tasdik etmediği, açıkça reddedip tevhide davet ettiği için onu çarmıha gerip öldürmeye kalkıştılar, ama Allah onlara bu fırsatı vermedi…(Bkz. Nisa, 4/157)

İsrail oğullarından bir kısmı İsa’ya iman etmiş pek çoğu da onu inkâr etmişti. İsa, kendisinden sonrası için yazılı bir metin bırakmadı. İsa’nın ölümünden sonra onun havarîleri ve onların yolunu takip eden Nasara ve/ya Nasranîler vasıtasıyla dilden dile tebliğ edilen İncil, çok sonra ve birden fazla yazar tarafından kaleme alındı.

Fakat İsa’dan yaklaşık elli yıl sonra peygamberlerin yolundan sapan, Hz. İsa’yı rab olarak nitelendiren halka egemen bir topluluk/Kilise, teslis akidesini dinlerine esas edinip ona göre yeni yasalar düzenleyen “Hıristiyanlık” adında bir din ihdas ettiler. Bu din, Pavlos’un da katkılarıyla yeni bir inanç sistemini benimseyerek gittikçe aslından uzaklaşmaya başladı… (Bkz. M. Zeki Duman, Beyanü’l-Hak /Kur’an-ı Kerim’in Nüzul Sırasına Göre tefsiri), Fecr Yayınevi, Ankara, 2008, III/580-584)

Kutsal kitaplar konusundaki temel ilke, Kur’an-ı Kerim’de apaçık ortayakonmuştur: “…Her sürenin/devrin bir kitabı vardır; Allah, dilediği kitabı yürürlükten kaldırır, dilediğini yürürlüğe koyar; zira “Ana Kitap” O’nun katındadır…” (Ra’d, 13/37-39)

İslam, Allah katında geçerli ve vahye dayalı olan tek İlahi dindir: “Allah katında makbul din İslâm’dır!...” (Al-i İmran, 3/19). İslam, insanın ruh ve bedeni, bireysel ve toplumsal yaşamını bütünleştiren, bilinci kuşatan, birey ve toplum hayatının her anını ve her alanını belirleyen, kapsamlı, derinlikli bir dindir. İslam’a girmek demek, sadece bir dine girmek değil, esasını güzel ahlak, fazilet, İslam milleti, hilafet, biat, hukuk, adalet, barış, estetik ve kardeşliğin teşkil ettiği medenî bir hayat tarzını yaşamaya karar vermek ve ahdetmek demektir.

İslam, Allah’ın son kitabı Kur’an-ı Kerim’i tebliğ eden, son peygamber, Allah tarafından insanlığa en ideal ve en güzel örnek olarak gösterilen Hz.Muhammed’in (s.a.v.) tebliğ ettiği ve Allah katında geçerli tek dindir.

Yahudilik ve Hıristiyanlık, merkezinde vahiy özelliği olmayan / muharref kitapların olduğu,  Allah’ın vahyinin olmadığı, hiçbir peygamberin tebliği etmediği ve son halini onaylamayacağı, Allah katında geçerliliği olmayan, beşeri kurgulu dinlerdir. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de farklı pek çok ayette yinelenerek vurgulanır. Örneğin bir ayette, “Kim, İslâm’dan başka bir din edinir ve yaşarsa, ondan o din kabul edilmeyecek ve o kişi ahirette tamamen zarar edenlerden olacaktır!” (Al-i İmran, 3/85) buyrulmaktadır. Dolayısıyla Kur’an çerçevesinden bakılınca “üç semavi din” ya da “üç ilahi din” söylemi ve inancı, kesinlikle doğru değildir. Kur’an’ın muhtevası, üç din söylemini onaylamaz. 

 

Mustafa Yürekli

mustafayurekli@gmail.com

Ulu Kanal

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.