Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Kanal 7 Kerbela oldu!



Hiç sormayın, Kanal 7 Kerbela oldu. İnsanı aşan kızgın iftira külünde uzun süredir acı çekiyorduk. Koridorlarda arkadaşlarımın gözlerinde kederi görmek gerçekten çok zor.

Elbette olan biteni anlıyoruz, suçtan değil, yapılan haksızlıktan doğan bir keder bu: Almanya?daki ilk Deniz Feneri e.V. davası 17 Eylül 2008 tarihinde sonuçlandı. Frankfurt Mahkemesi, yardım paralarının çalınmasının asıl faillerinin Türkiye?de bulundukları iftirasını attı. Bu iftiraya mal bulmuş mağribi gibi sarılanlar oldu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Almanya?daki Deniz Feneri e. V davasına bağlı olarak başlattığı soruşturma kapsamında ifadeleri alınmak üzere, dört Kanal 7 yöneticisi, Yönetim Kurulu Başkanı Zekariya Karaman, Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çelik ve Yönetim Kurlu Üyesi İsmail Karahan, Finans Müdürü Erdoğan Kara ve RTÜK üyesi Zahid Akman göz altına alındı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı?nın bu konuda harekete geçmesi, 2008 yılının 26 Eylül?üne denk geliyor. Savcılık soruşturmayı başlattı ve ertesi gün Adalet Bakanlığı?ndan Almanya?daki dava dosyasının istenmesini talep etti. Savcılık, üç yıla yakın süredir soruşturma yapıyor; Almanya?ya gidip davanın dosyasını incelediler. Şimdi de onları dinleyecek.

Hemen belirtmeliyim ki adalete güvenim ve inancım tam. Yargımız sonunda gerçeği ortaya çıkaracak, iftiracıların maskesini yırtacak.

KANAL 7 HEDEF TAHTASINDA..

Almanya?nın başlattığı Deniz Feneri e.V Davası?nın asıl amacı, Kanal 7 ve Deniz Feneri Derneği üzerinden Türkiye?ye müdahale etmektir. Hafızaları tazelemekte fayda var: Türkiye, 2007?de Çankaya krizine sahne olurken Almanya?da Deniz Feneri e.V davasını başlattı. Dava, uluslararası ilişkilerin bir aracı haline geldi. Hatta bu Alman oyununun Türkiye?nin iç politikasına müdahale boyutuna vardığını bile gördük: Geçen üç yıllık süre içinde Almanya, İsrail?e iyice yakınlaşırken, Türkiye?de de bürokratik oligarşiyi destekleme pozisyonuna girdi.

Almanya, bürokratik oligarşi, Aleviler ve Kürtler üzerinden Türkiye?ye müdahale etmeye çalışıyor. İddialara göre CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, arkasına Alman desteğini alarak politikaya atıldı. Kaset şantajıyla CHP Genel Başkanlığı?nda sahnelenen oyun, Deniz Baykal?ın düşürülüp yerine Kemal Kılıçdaroğlu?nun geçirilmesi ve sonrasında siyaset alanında yaşananlar bir uluslar arası proje.

Ergenekon davası ilerleyip de Türkiye?de cuntaların oluşması, darbe ortamının hazırlanması, cuntanın sivil-asker bürokrasiyle, iş dünyasıyla ve medyayla bağlantıları ortaya çıkarılabilirse, uluslararası boyutu da aydınlanacaktır. Ergenekon davası, derin devleti ve faaliyetlerini açığa çıkarınca, ülkemizde sahnelenen darbelerde İngiltere, Fransa ve Almanya başta olmak üzere tüm Avrupa ülkelerinin yanı sıra ABD ve İsrail?in parmak izleri de görülecektir.

Türkiye, 12 Haziran 2011 seçimiyle iktidar değişikliği olmaması ihtimaline göre hazırlanan kriz planının uygulamasına sahne oluyor. Yargı, krizlerin kaynağı haline getiriliyor. Ergenekon ve Balyoz davlarından tutuklu sanıkları, seçim sonrasında tutukluluklarının devam edeceğini bile bile CHP, MHP ve BDP milletvekilleri listelerine koyanlar, CHP ve BDP?yi Meclis dışında tutup yemin kriz çıkaranlar iki büyük hamle daha yaptılar eş zamanlı olarak: Şike davasını başlatıp futbol camiasını bombaladılar. Kanal 7 yöneticilerinin Deniz Feneri e.V Davası?nın kapsamında yargılanmasını sağlamaya çalışıyorlar. Zamanlamaya dikkatleri çekmek istiyorum sadece.

Kanal 7 komplosu uluslararası bir proje. Bu mahut komplo daha çok medya kuruluşları üzerinden yürütülüp aşama aşama devreye sokulmaya çalışıldığı görülüyor. Kanal 7?ye karşı yalan, iftira ve karalama kampanyaları düzenleyen medyayı izleyenler, ne demek istediğimi anlamışlardır.

Yemin krizini çıkaran güç, şike davasını ve Deniz Feneri e.V Davası?nı da devreye sokarak yargıyı tartışılır hale getirmeye çalışıyor olabilir mi? Tüm dertleri, Ergenekon ve Balyoz davalarını akamete uğratmak mı acaba? Deniz Feneri e.V Davası?nı Türkiye?ye taşımak, Ergenekon ve Balyoz davalarının rövanşı olarak mı kurgulandı? Bürokratik oligarşinin davulunu taşıyan, Ergenekon ve Balyoz davalarını sulandırıp akamete uğratmaya çalışan medya sözkonusu parelelliği niçin kuruyor acaba?

Görevleri, vesayet rejiminin devamını sağlamak ve Türkiye?yi soğuk savaş döneminde olduğu gibi içine kapanan, çatışan ve sürekli kan kaybeden bir ülke haline getirmek olan karanlık odaklar var, malum olduğu üzere..

TÜRKİYE?NİN VİCDANI: KANAL 7

Deniz Feneri e.V Davası?nı Deniz Feneri Derneği?ni de kapsar hale getirmeye çalıştırdılar ama başaramadılar.. İki derneğin farklı olduğu ve aralarında hiçbir bağın olmadığı apaçık bir gerçek.

Kanal 7?de bir televizyon programı olarak başlayan, 17 Ağustos 1999?da kurumsallaşıp dernek haline gelen Deniz Feneri Derneği, Türkiye?nin dış politikasında son derece etkili olan yardım organizasyonların öncüsüdür. Sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yurtiçindeki ve yurtdışındaki yardım faaliyetleri, Türkiye'nin son 10-15 yılda başardığı en önemli işlerden biridir. Deniz Feneri Derneği, dernekler kanunun gereği periyodik denetimden geçen ve yasalar çerçevesinde faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşumuz.

Sadece bir televizyon olan Kanal 7 iftihar ederek söylemeliyim ki Türkiye?nin vicdanıdır. Kurulduğu günden beri milletine inançla, samimiyetle ve heyecanla hizmet veriyor. yayınlarını. Kanal 7 sadece seyirci desteğiyle sürdürüyor.

Kanal 7 yöneticilerini Deniz Feneri e.V Davası?nın kapsamına alma çabası da boşa çıkacaktır. Yargımız, gerçekleri ortaya çıkarıp adaleti ikame ederek sözkonusu oyunu bozacaktır.

Eninde sonunda gerçek ortaya çıkacak, maskeler düşecektir.

O zaman bu iftira kampanyasını yürütenler ne yapacaklar acaba?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.