Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

 ‘Kelimeler Cehennemi..’

Yazılı metinlerden gürültü gelmeye başladığında, bu topraklarda, ezanla birlikte ormanın ve nehrin sesleri de kaybolmuştur.

İnsanlar sonradan ezanı asli şekliyle okusalar da bu uygulama topluma ruhunu iade etmediğinden sadece çarşaf çarşaf yazılı metinleri konuşmaya başlamıştır.

Eline bir kağıt bir kalem geçiren, kutsal kitaba sırtını dönük bir şekilde aklını geleni, canının istediğini yazmaktadır.  Bu aşamadan sonra dil, uzayın hal diliyle, dahası evrenin ruhuyla olan kadim ilişkisini kaybetmiştir.

Ruh kendisini  hakikatten, herşeyi kuşatan havadan, güneşten,  topraktan, denizden, iklimlerden, mevsimlerden, yağmurdan, kardan ve rüzgardan; bilinç kendisini varoluş sorumluluğundan ve vicdandan ayırmıştır.  

İnsanlar kelimeler cehenneminde kah donmakta kah haşlanmaktadır artık.

Burada düşünce, modern insan için altı yaşlarındayken başlayan bir maceraya gitmelidir: Sokak gitmiş, sıra gelmiştir.

Elmalı şeker zorla alınıp yere çalınmıştır ve ele bir kalem, bir defter tutuşturulmuştur.

Kısaca o sıcak, zevkli ve eğlenceli top oynamak biter, diktatör yazı gelir: A, B,C..

Derken alfabenin 29 harfi, heceler, kelimeler ve cümleler içinde, yarı resmi yarı özgür, hatta olağanüstü yaratıcı bin bir dizilişe girecektir artık. Ne olmuşsa, bundan sonra olmuştur.

Öğrenilen her cümle ve içindeki her bilgi, yavaş yavaş bilince işler; her biri, insan doğasından bir parçayı koparıp atar; aşama aşama insanlık denen bilinç durumunu alıp götürür.

Altı yaşından üniversiteden mezun olana kadar modern insan hiçbir şey üretemez. Sabah sekiz, akşam beş. Hep aynı hareket.

Sonuç: Sıraya ya da masaya yapışmış bir beden. Rekabete yenik düşmüş bir vicdan. Dünyanın bilgi çöplüğüne dönmüş bir akıl.

Allah’ın yarattığı, doğanın bir parçası olan bir varlık bundan daha fazla yaradılışından arındırılmış ve yok etmeye hazır bir durumda olabilir mi? Tüketim çılgınlığının iddialı bir kurbanı..

Kelimeler cehenneminde yaradılışını yitirdikçe, yıkıcılaşan, hayata karşı ölüm makinesi haline gelen modern insan için dünya da her geçen gün cehenneme dönüşmektedir.

Modern dünyanın alkışlanan kahramanı: Soyut akıl! Tüm somut bağlardan, doğadan, ülkeden, şehirden, evden, tarihten, toplumdan, cemaatten, aileden ve bedenden tecrit edilmiş, çırılçıplak bir akıl. Tüm soyut bağlardan, her türlü aidiyetten, kutsal kitaptan, bilgiden, düşünceden, sanattan, vicdandan ve kişilikten tecrit edilmiş, fırtına gibi her şeyi söken bir akıl. Bilgelik denilen kozayı parçalayan, rezilce boşlukta savrulan ve tamamen kontrolsüz kalan akıl, artık her duyduğuna, gördüğüne ve okuduğuna inanabilir.

Beden, başa beladır artık. Temel gereksinimleri savsaklanırken, başedilmez bir arzunun ve başıboş bir beğeninin nesnesidir beden! Süslü, özenti göstergesi, öykünme belgesine dönüşmüş, yabancı kültür kalıbı, hammaddesi bizden dışarıda üretilmiş bir eşya, bir “beden”.

Vicdan mı? Vicdan, eski zamanların meselesidir. Vicdan, artık Kaf Dağı’nın ardındadır.

Asıl olan: “Para”dır. Akıl bütün gücünü parayı kazanmakta gösterecektir. Bütün insan yeti ve yetenekleri, bütün verilecek eğitimler, gereken/gerekmeyen, para kazanma/ kaybetme ekseninde ilerletilecektir. Paraperest insan, bütün alanlarda kazan kaybet sistemleri kurmuştur.

Alın teri, loş ışıklı salonlarda kadehler dolusu tüketilecektir. Emek, paspastır eşikte, ezilip geçilecektir. Kaynaklar, ürünler ve sanat eserleri, sorumsuzca, sınırsız sömürülecektir.

Tarlalardaki, bağ ve bahçelerdeki köylü bedenleri, gidip gelinemeyen fizandaki terli ve tozlu kişilerdir. Büyüklere hizmet için yaratıldıklarından ter, göz yaşı, hatta kanlarını bu yolda akıtacaklardır.

Donatılmış, gösterişli sofralardaki yemek, salata ve meyvelerdeki emek üzerine hiç düşünmezler, aralarında hiçbir imada bulunmazlar ve tek kelime konuşmazlar. Emeği takdir yerine baskı ve sömürüyü sürdürecek cümleler için gerilirler ve savaşırlar.

Çağdaş insan, hayatı kelimelerin arasına hapsetmiş olmanın ağır sonuçlarını hemen her zaman görmezden gelir. Daha çok konuşarak, televizyonla uyuşarak, fitness salonlarına yazılarak veya enerji haplarına servet yatırarak sorunu çözmeye çalışır. Ancak bir türlü sonuç alamaz.

Beden ve vicdanın tecrit edilmişliği, çağdaş insanı bir türlü rahat bırakmaz.

Sema gösterileri, modern insanın içini hoş eder. Çünkü orada yok ettiği doğasını, vicdanını ve bedeninı mutlak uyum içinde görür.

Greenpeace’in eylemleri konu ne olursa olsun hep haber olur. Modern toplum, bedenini ve vicdanını korkmadan harekete geçiren eylemcileri gıptayla izler. Bir an için bile olsa kendini onların yerine koyar. Rahatlar.

Pek çok kadın için anne olmak bir dönüm noktasıdır: Nihayet erkeklerin yorucu dünyasından izin alarak unuttukları beden ve vicdanlarıyla baş başa kalırlar.

Modern insan doğanın dilinden göç etti. İnsanı ezberledi. Kokuları, tatları, bakışları, duruşları, hisleri, kitleleri, diğer canlıları, dağları ve nehirleri okumayı unuttu. Okuyamadığı için, tümünü hızla yok ediyor.

Çağdaş modern insan, kırgın kelimeleri duyuyor da, onlardan evvel gelen uzak bakışlara tepki vermiyor.

Modern şehirlerde gazetelerde ve televizyonlarda nehirler boşa akıyor diyene inanılıyor da, Dicle’nin akışının sesi duyulmuyor.

Mesaj göndermedin diye kızıyor, çağdaş modern insan, hasret yüklü bir kucaklaşmayı ise hayal bile edemiyor, ummuyor, beklemiyor.

Kitapları bir hazine gibi saklıyor çağdaş modern insan ama yazılmış ve yazılacak tüm kitapların tek suretlik kaynağını, doğayı, el birliğiyle yok ediyor.

Kelimeler cehennemi, çağdaş insanın kendi aklıyla ve diliyle kurduğu bir zindan. Yok mu çağdaş şehirlerde bu zindandan kendini kurtaracak bir yiğit?

 

Mustafa Yürekli

mustafayurekli@gmail.com

Ulu Kanal

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.