İbrahim Halil Sipahi

İbrahim Halil Sipahi

Kendim için istiyorsam namerdim,

 

1 Kasım seçimlerinde alınan sonuçtan sonra Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan, başbakan Davutoğlu, AKP kurmayları ve yandaş medya yazarları tarafından koro halinde başkanlık sistemi yine dillendirilmeye, ısıtarak gündeme getirildi.

Cumhurbaşkanının seçilmesi TBMM’den alınarak halk tarafından seçilmesinin ardından 10 Ağustos 2014’de ilk defa halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanı olan R.Tayyip Erdoğan’ı ülke yönetimindeki bu en yüksek makama gelirken alışılmış Cumhurbaşkanları gibi olmayacağını, yürütmenin içinde olacağını ifade etmişti. Dediği gibi de yaptı ve hala hükümetin başı gibi davranmayı sürdürüyor. Fakat bu Erdoğan’ı kesmiyor. Şimdi de başkan olmak istiyor, sebep “devlette çift başlılık” olmamalıymış. Kurucusu olduğu, hala bağlarını koparmadı ve müdahale ettiği iktidardaki parti ve başbakan için “ne kadarda birlikteliğiniz olsa anlaşamadığınız noktalar olabilir diyerek” sitemkâr bir serzenişle aralarındaki anlaşmazlıktan dert yanıyor. Yani kısaca beni dinlemiyorlar dediğimi yapmıyorlar, bunun için bütün söz ve yetkiler benim elimde olmalı tek söz sahibi ben olmalıyım demek istiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlık sistemini zaruri kılan  “sistemin tıkanması ve devlette çift başlılık”. Başkan olma sevdası değil. Bu bana 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in hafızalardan silinmeyen meşhur bir sözünü hatırlattı “kendim için bir şey istiyorsam nağmemdim”  başkanlık sistemin önünü açacakmış.(!)

 

Devlette çift başlılık kişisel bir sorundur;

92 yıldır devlette çift başlılık olmamış da 10 ağustos 2014 den sonra çift başlılık sorunu ortaya çıkıyorsa, burada biraz durup düşünmek lazım. İktidar da kendi partin, başbakanlık makamında kendi atadığın zat, bakanlar kurulu senin tasarrufunla oluştu, bu nasıl bir çift başlılıktır? Anlamak mümkün değil. Yalnız burada Sayın Erdoğan’ın “devlette çift başlılık olmaz” ifadesi doğrudur, önemlidir, üzerinde durulması ve dikkat edilmesi gereken bir husustur. Herkes görev ve sorumluluklarını bilmeli çift başlılık yaratmamalıdır, Bun katılmamak mümkün değil.

Başkanlık için bir diğer husus da; Geçen 13 yılda, kardeşi Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçtirirken neden başkanlık aklına gelmediğidir. Kendisi Cumhurbaşkanı olunca başkanlığı ve çift başlılığın ortadan kaldırılmasını gündeme getirdi? Buda ayrı bir husustur.

Anayasa da cumhurbaşkanının görev tanımı, yetki ve sorumlulukları belli başbakanınkiler belli, her kurumum başı sorumluluklarını bilir ve ona göre davranırsa, görevini layıkıyla yaparsa, diğerinin işine karışmasa çift başlık kendiliğinden ortadan kalkar.

 

Cumhurun başı olmak kâfi gelmedi;

Yüzde 51.5 oyla halk tarafından seçilmesiyle zaten sistemin değiştiği de ifade ediliyor. Öyle ise sistem değiştiğine göre bu başkanlık sistemine ne gerek var? Kimilerine göre de 10 Ağustos’ta Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ile başkanlık sisteminin fiilen oluştuğu gibi bir mantık yürütülüyor. Anayasal tanımlamaya göre olmasa da Erdoğan’ın sergilediği tutum öyle bir hava estiriyor. Zira icraatın tamamen içinde olması Erdoğan’ı başkan farksız kılıyor. Ama bu kendisine yetmiyor.

 

Peki, nasıl bir başkanlık?

Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlık istiyor, ancak nasıl bir başkanlık sistemi olacak o net değil. Amerika gibi mi? Rusya, Fransa vb. gibi mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan Fransa tipinden bahsediyor ama açılım yaptığında farklı söylemler ortaya çıkıyor ki buda Erdoğan tipi bir yeni bir başkanlık modelini ortaya koyuyor. Zira Fransa1958'de Charles de Gaulle'un hazırladığı anayasa, Avrupa'da Cumhurbaşkanının en güçlü olduğu rejim. Cumhurbaşkanı, başbakanı atama ve görevden alma, bakanlar kuruluna başkanlık etme, meclisi feshetme gibi yetkilere sahip. Başkomutan sıfatına sahip olan Cumhurbaşkanı, ülkedeki bütün önemli devlet kurumlarına atamaları da yapıyor. Ancak bu güç güçler ayrılığı ilkesiyle kısıtlanıyor.

Örneğin, Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanının imzaladığı bütün yasaları geriye dönük olarak iptal edebiliyor. Ayrıca anayasaya göre Fransa Cumhurbaşkanı'nın Meclis'e girmesi yasak. Bu uygulama, yasama organının Cumhurbaşkanından bağımsızlığını sembolize ediyor. Ayrıca Türkiye'nin aksine Fransa'da Cumhurbaşkanını denetleyebilecek tam bağımsız bir yargı ve senato var. Ayrıca Fransa'da Cumhurbaşkanının kendine ait gizli ödeneği de bulunmuyor.

En önemlisi ise, Fransa'daki yarı başkanlık sistemi dualist yani ikili bir yönetim modeli olarak tanımlanıyor. Parlamenter ve başkanlık sistemlerinin sentezi olan bu sistemin en büyük sorunu yine çift başlılık olarak nitelendiriliyor. Zira Fransız yarı başkanlık sistemi bu güne kadar başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında sayısız krize neden olmuştur.

 

Başkanlığı halk’a onaylatmak isteniyor;

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 Ağustos ve 1 Kasım seçim sonuçlarına da güvenerek başkanlık sisteminin meclisten geçse dahi halkoyuna sunulması yani referandum yapılmasını istiyor.

Başkanlık sistemi için son kararı milletin vermesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, “Hiçbir şeyi konuşmaktan, tartışmaktan çekinmeyelim. Cumhuriyetin ve demokrasinin bir gereği olarak sonuçta kararı verecek olan milletimiz olmalıdır. Millete güvenelim. Önce bunu yaşamamız lazım. Bu ülkenin siyasetçileri, yöneticileri olarak bizler üzerimize düşeni yapalım. Nihai kararı milletimize bırakalım.” Diyor. Şayet referanduma gider ve halk başkanlığa evet derse Erdoğan’ın eli daha da güçlenecek halk bana yetkiyi verdi arkamda yüzde şu kadar oy var diyerek tek adamlığını ilan edecek. Ya sonra? Talepler sunulukça kabul gördükçe isteklerin sınırı, doyumsuzluğun sonu yok.

 

 

İbrahim Halil SİPAHİ

08.12.2015/adanapost.com

Tiwitter.com/ihalilsipahi

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.