Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Medeniyetin omurgası: Adâlet..



Mustafa Yürekli, Şahsiyet Mimarisi başlığı altında erdemleri anlatmayı sürdürüyor. Bilgelik, yiğitlik ve iffetten sonra adalet erdeminin ahlaki, ailevi, sosyal, hukuki, ekonomik ve siyasal boyutlarını irdeliyor.



İnsan ruhu, üç bölümden oluşur: Kalp, akıl ve nefis.. Nefis, öfke ve kösnü (şehvet) güçlerini kullanarak sultan olup buyurganlık yapar. Nefis, küfür ve bozgunculuk (fısk) dayatır. Akıl gücü, İslam dinine bağlanıp bilgelik erdemiyle Sırat-ı Müstakim?e koyulursa, evrensel mutlak ölçülere kavuşacağından öfkeyi yiğitlikle (şecaat, kahramanlık) ve kösnüyü iffetle (kişilik ve kimlik temizliğiyle) yener ve taşkınlık ve yetersizlik derecelerinde öfkenin saldırganlık ve korkaklık duygularıyla, kösnünün de doyumsuzluk ve güzel duygulardan yoksunlukla insana zarar vermesini önler.

Müslüman akıl, nefsi denetler hale gelince, tevhit inancıyla kalp canlanır, erdemlerle aklı ve nefsi yöneterek erdemlerle insanda güzelliklerin ortaya çıkmasını sağlar. Kalp, ruhun yönetim merkezi, sarayıdır ve Allah?ın evidir. İnsan, içiyle ve dışıyla temiz olmalıdır; kalpte erdem adını verdiğimiz güzel duygularla tuğla tuğla benliğini inşaa eder. İnsan?ın Allah?la ilişkilerini erdemlerle düzenlemesi, saygısını derinleştirmesi ve rızasına nail olması, kulluk dediğimiz yaşama amacıdır. Allah aşkıyla dirilen kalp, bilgelikle hayrı ve şerri ayırt eder hale gelen aklı tüm organlara komutan atar. İslam?da doyuma ulaşan nefis de, adaletli bir yönetici olarak tüm ihtiyaç, istek, duygu ve eğilimleri erdemlerle buluştururken güvenlikli bir şekilde temiz kalmaya başlar. İmamı Gazali, insana mutluluk tablosunu şöyle çizmiştir: ?Nefis atına iman gemi vurulur, ibadet ve takva yükü yüklenirse, ehilleştirilir ve iki dünya saadetine kavuşulur.?

Allah sevgisiyle dolup taşan kalp, bilgelikle donanmış aklı, iffetli, güvenli ve temiz nefsi evrensel mutlak hakikate uygun biçimde yönlendirip yönetmeye başlayınca, adalet erdemi tecelli eder. İslam ahlakı, bilgelik, yiğitlik, iffet ve adalet sütunları üzerinde yükselir. Adalet, önceki bilgelik, yiğitlik ve iffet erdemlerinin, bu üç güzel duygunun kemalinde ortaya çıkar. İslam diğergamlığının saf tezahürlerinden biridir.

ALLAH?A DERİN SAYGI: ADALET.

İslam ahlakına göre, bilgelikle donanmış akıl gücü, yiğitlik haline gelmiş öfke gücü ve iffete dönüşmüş kösnü (şehvet) gücü bir araya gelince, aralarında sağladıkları ölçülülük ve uyumla adalet erdemini doğurur. Adalet erdemi, cüzi (ferdi ve kollektif / toplumsal / milli) iradenin Allahu Teala?nın Külli İradesi?ne sunulmasıdır.

Düzen ve denge kurma gücünün ölçülüsü olan adaletin, karşıtları, taşkınlık derecesindeki zulüm (gadr) ve yetersizlik derecesindeki insafsızlıktır. Adalet erdemi, ilahi düzene uyum, düzenli ve dengeli davranma, haksızlıklardan uzaklaşarak ölçülü konuşma, davranma, iş yapma ve yaşama, her şeyin ve herkesin hakkını verme, bilgelik, yiğitlik ve iffetle orta yolu tutma, bir şeyi yerli yerine koyma, insaf, acıma ve eşitlik anlamında bir değerdir. Allah?a saygı, adalet erdemiyle derinleşmeye başlar.

İslâm'da adâlet, hukuk önünde herkese eşit davranmak, kültür, bilgi ve statü farklılıklarından dolayı insanlara başka başka davranmamak demektir. İslam?da, adalet erdemi, her ferdin ve her toplumun karşılıklı olarak işlerinde değişmez bir ilahi ölçü şeklinde yerini alır; İslam ahlakı, istek ve heveslere yer vermemiş, sevgi ve nefretlere uymamış, akrabalık ve yakınlık bağlarına göre ayarlanmamış, zengin-fakir ayırımı gözetmemiş, kuvvetli ve zayıf farkını göz önüne almış, mukaddes bir adalet anlayışı getirmiştir.

Dolayısıyla Allah?ın emir ve yasaklarını bir bütün halinde sunan, en son hak din olarak İslâm, toplum içinde yaşayan bütün kesimlerin birliğini sağlayan kurallar koymuş, ümmetin ve insanlığın güvenliğini garanti altına alan bir düzen kurmuştur: "Ey iman edenler adaleti ayakta tutarak Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin, ana ve babanızın aleyhinde bile olsa (şahitlik ettiğiniz kimseler) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Adaleti yerine getirebilmek için heva ve hevesinize uymayın. Eğer kötü davranır veya yüz çevirirseniz, Allah yaptıklarınızdan haberdardır."

Yaratıcı olduğundan Allahu Teala, insan hayatını biçimlendiren yasama yetkisini elinde tutmuş, insanlara kanun koyma hakkı vermemiştir. Allah?ın haklarının başında gelen yasama hakkı (el Hakim, eş Şari ve Rabb), insanların inançlarının ve saygılarının denendiği, çetin bir sınavdır. İslâm, inananlardan, ilahi adaleti ayakta tutma konusunda, sadece Allah için hareket etmelerini, aralarındaki iletişim ve ilişkilerini Allah'ın rızasına uygun bir şekilde ayarlamalarını ve yine Allah için doğru şahitler olmasını emretmektedir. Kur?an-ı Kerim?de, açıkça adaleti yerine getirme emredilmektedir: "...Allah insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder."

İslam alimlerinin, hukukçularının ve ahlakçılarının yaptığı ?adalet? tanımı, ?kendi mülkünde olanı kullanmak? demektir. Alemlerin bütünü, insanlar, melekler, cinler, bitkiler, cansız varlıklar, gökler, yıldızlar, madde ve mana alemlerinin hepsi, Allahü Tealanın aciz, muhtaç mahlukları ve mülküdür. Bunların hepsinin sahibi O?dur. Allahu Teala mülkü olan, kainatta, dünyada, insanda ve toplumda din dediğimiz düzeni (Rububiyeti) kurmuştur. Allahü Teala?nın işleri içinde adalete uymayan bir şey olmaz.

İslâm'ın emrettiği adalet, şahsiyet dediğimiz ferdi düzeni de, şeriat dediğimiz beşeri düzeni da kâinatın düzenine uyumlu hale getirir; kainattaki adalet, insani adaletle (şeriat ve ahlakla) tamamlanır. Kainatta ve yeryüzünde adaletin mutlak bir şekilde ayakta durması, Allah?ın ismini yücelten bir hadisedir. ?Adalet mülk'ün temelidir.? demek, Allah?ın yaratış düzeni esastır ve insana düşen bu düzene uyum sağlaması ve O?na derin saygı göstermesi demektir. İslam diğergamlığının temelini oluşturan yiğitlik erdemi, hizmet, infak, cihat ve adalet değerleriyle gelişir, Allah?ın rızasını halkta arama kahramanlığına dönüşür.

Adalet erdemi, İslam?ın, bütün insanlık için, son din ve mükemmel bir düzen olduğunu, adaletinden, inanan ve inanmayan bütün insanların yararlanmasını teklif eden üstün bir hukuk ve yönetim biçimi olduğunu ifade eder. Adaleti gerçekleştirme görevi, her çağda yeryüzüne dağılmış bütün Müslümanlara yüklenmiş bir kulluk sorumluluğudur. Müslümanların ayırt edici, bilgelik, namaz, cihat ve infak gibi özelliklerinden biri de merhametli, insaflı ve adaletli olmalarıdır. İslâm ümmeti, bu ilahî emri yerine getirdiği dönemlerde, yeryüzü emniyete kavuşup ilahi adaletle barış yurdu haline gelmiştir.

Adalet erdemi, Allah?ın emirlerine boyun eğip yasaklarından sakınarak, kurduğu ilahi düzene uyumluluk göstermektir. Adalet erdemiyle, insan şahsiyeti ve toplumsal yapı sağlamlaşır ve toplum sağlığına kavuşmuş olur. Allahu Teala, kurduğu düzeni, emanet, ehliyet ve adalet esasları üzerine yükseltmiştir. Bütün bir kainat ve yeryüzü Allah?ındır; bütün makamlar Allah?ın emanetleridir, insan insana emanettir; insanlara din, akıl, can, mal ve nesil özgürlükleri emanettir. "Hükmettiğin zaman onlar arasında adaletle hükmet. Şüphesiz Allah adil davrananları sever." İşler, Sırat-ı Müstakim üzere, Ehl-i Sünnet ve?l Cemaat yolu üzere adaletle götürülmeli ve ehil olan kişilere verilmelidir: "Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder." (en-Nisa, 4/58). "Allah, adaleti ve ihsanı emreder."
Hz. Peygamber (s.a.v.) de adalet, adaletle hükmeden devlet başkanı ve yöneticiler hakkında birçok hadîs buyurmuşlardır: "Adil devlet başkanı ve idareciler mahşer yerinde Allah'ın yüce lûtfuna ve himâyesine mazhar olacakların öncüleridir." . Bir başka hadiste de, ?Adil devlet başkanı ve yöneticilerin ülkelerinde bir gün adaletle hükmetmesi, sıradan bir adamın kendi kendine altmış sene (nafile) ibadet etmesinden daha hayırlıdır.? buyurmuşlardır. Adalet erdemiyle donanmış Müslümanlar, işlerini Allah?ın emrettiği yönde ve sınırlarda, Hz.Peygamber?in gösterdiği şekilde yürüterek İslam toplumunu oluştururlar. Adalet erdemi, Müslümanların izzet, şeref ve iki dünya saadetinin emniyetidir. Bu erdemi yitirdiklerinde, Müslümanlar zelil duruma düşerler, iki dünyada da perişan olurlar.

Adalet, aileden başlayarak, toplum yapısının bütün birimlerinde gözetilmesi gereken bir erdemdir: ?Çocuklarınız arasında adaleti gözetin.? hadisinde, adaletin toplumun bütün hücrelerine yerleştirilmesi gerektiği anlamı da yüklüdür. Bütün bu ayet ve hadislerde yer alan adalet kavramı, geniş anlamıyla ele alınıp hukuki, sosyal, ekonomik, siyasal ve ahlâkî adaleti kapsayan büyük bir erdemdir. Allahu Teala herkese bu erdemi lütfetsin inşallah.

İSLAM?DA SOSYAL ADALET

İslam dini, gerçek sosyal adaleti gerçekleştirmek için gönderilmiştir. Herkesin çalışması, bilgi ve kabiliyeti, gördüğü işi nispetinde ve derecesinde hakkını alması; hiç kimsenin ezilip sömürülmemesi esas olarak bildirilmiştir. İslam?daki sosyal adalet, en küçük bir iş görene de, hayat hakkı tanımaktır. İslam?ın sosyal adaleti, güçsüzler, yoksullar, çocuklar, yaşlılar, kadınlar,hastalar, engelliler, yolcular, garipler, esirler ve kölelerin, insan olmalarından doğan haklarını güvenceye alır.
Çalışan herkesin asgari geçim şartına erişmesi, sosyal adaletin ilk şartıdır. Sosyal adaleti gerçekleştirmeye çalışan devlete günümüz dünyasında ?sosyal devlet? denir; sosyal devlet ile sosyalist devlet birbirinden tamamen farklıdır. Çağdaş dünyada, sosyal devlet, gerçekleşmesinden umut kesilen bir idealdir. Oysa İslam medeniyeti tarih boyunca bu insanlık düşünü gerçekleştirmiştir; zekat verecek kimse bulmakta güçlük çekilmiş, sadaka taşları dikmiş, kuşlara yuva yapma ve göçmen kuşlara hastaneler kurma noktasına kadar gelişmiştir.

Sosyal adalet, sosyal eşitlik demek değildir. Herkesin aynı gelire sahip olması adalet değil, adaletsizlik olur. Bir sınıfta, çalışan-çalışmayan, bilen-bilmeyen bütün öğrencilerin sınıf geçmesi sosyal adalet değildir. Mutlak eşitlik, ne tabiatta, ne toplulukta vardır; bu niceliksel ve yüzeysel adalet, hiçbir yerde, gerçek hayatta yoktur.

Hukukta eşitlik, aynı durum ve şartlar içinde bulunan herkesin aynı muameleye tabi tutulması anlamındadır; yasamayı Allah?a tahsis etme, yürütmede ve denetlemede gerekince, hukuk karşısında insanların eşit olması anlamına gelir. Sosyal bakımdan, hele iktisadi yönden tam bir eşitlik aramak ve istemek, hem gereksiz, hem imkansızdır. Çünkü adalet kavramı ile bağdaştırılamaz. Çalışmak ve kazanmak imkanını herkese aynı şekilde vermek ve mevcudu kelle hesabıyla paylaştırmak değildir, sosyal adalet. Eğitim, meslek edinme ve iş bulmada/kurmada fırsat eşitliğidir, İslam?daki sosyal adalet; herkesin dürüstçe, ibadet zihniyeti ve ciddiyetiyle çalışmasının karşılığını görmesi, hakkını elde edebilmesidir.

Sosyal adalet, milli gelirin en uygun şekilde taksimini sağlar. İstismarı, sömürücülüğü ortadan kaldırır. Sermayenin çok küçük ve belirli bir zümre elinde toplanmasını önler. Herkese kendi ölçüsünde hayat hakkı verir. Sınıf ve zümreler arasında düşmanlık bulunmayan bir topluluk meydana getirir. Böyle bir toplulukta vatandaşlar, hal ve istikbal bakımından kendilerini emniyette hissederler. Müslüman kardeşler olarak, ibadette ve iyilikte yardımlaşırlar. İslam?ın sosyal adaleti, insanlar arasında Allah?a saygıyı derinleştirmede ve yakınlaşmada kadim bir yarıştır.

Sosyal adaleti en iyi, en verimli olarak sağlayan din İslam dinidir. İslamiyet, her çalışan insana hakkını verir. Herkesin mülkünü korur. Özel teşebbüse, herkesin dilediği işi yapmasına geniş yer verir. Alın teri ile kazanılan bir kazanca kimseyi karıştırmaz. Kimse kimsenin malına-mülküne el uzatmaz, gasp etmez. Hatta başkasının malını -mülkünü muhafaza etmeği emir eder. Zenginlerin, fakirlere verdiği zekat, öşür, sadakalar hep sosyal yardım olup, ekonomik felaketleri önlemek için emir olunmuş, ilahi tedbirlerdir.

ZULÜM BOZGUNDUR

Yeryüzündeki hiçbir beşeri sistem, düşmanlara ve nefret edilen insanlara karşı, İslâm'ın kefil olduğu mutlak adaleti, teklif edemez; zulme dayanan beşeri düzenler, bozgundur. Zulüm, İslam?dan uzaklaşan toplumların manevi hastalığıdır. "Ey iman edenler, Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın, takvaya yakışan budur. Allah'tan korkun, Allah yaptıklarınızdan haberdardır." ayetin, Müslümanlara düşmanlarına bile adaletle davranma kuralı koyan bu ilahi emrin hikmeti, gayet açıktır. Düzen, adaletle kurulur. Zulümle bozgunculuk yapan hiçbir beşeri düzen, böyle bir adalet kuralına sahip değildir.

Kur?an-ı Kerim?e dayanmayan, heva ve hevese dayalı sosyal sistemlerle yapılandırılmış, adaletin olmadığı her yerde zulüm hâkimdir. İslam dışı yönetimler, zulme dayanır, cahiliyedir ve bozgundur. Çağdaş cahiliye, gücü esas alan modern Batı uygarlığı (kapitalizm ve sosyalizm) insanlık tarihindeki büyük zulümlerden biridir.

Son üç asırda, küçük bir azınlığın yönetimi ele geçirdiği bir elin parmakları kadar ülke, kıtaları yağmaladı, her yerde bozgunculuk yaptı; çatışma, düşmanlık ve sömürü eksenindeki Batılı dünya yönetimi, yaptığı eşsiz zulümlerle insanlık tarihinin en büyük utancı oldu. Adalet anlayışı, çeşitli dünya görüşlerine göre değiştiği için, yapılan adalet tarifleri de çok değişiktir. Kapitalist sistemde adalet, güçlülerin kırbacı olan yasalara uyumluluktur; iktidardaki küçük azınlığa boyun eğmek ve ayrıcalıklarını kabul etmektir. Sosyalist sistemde adalet de, partide odaklanan azınlığa boyun eğip ayrıcalıklarını kabul etmektir, bir azınlığın kafesi haline gelen devlete köleliktir.

Batı?nın sultasına giren, kapitalizm ve sosyalizmle bozguna uğratılan öütün bir yeryüzü örgütlü zulüm altındadır. İngiltere?deki Karl Marx başta olmak üzere bütün sosyalistler, Amerika, Afrika ve Hindistan yağmasını ve mezalimlerini meşrulaştırmaya çalışmışlardır. Rusya?daki sosyalizm, Müslüman Orta Asya?da ve Kafkasya?daki Rus yağmasını ve mezalimini, Afganistan işgalini ve mezalimini tarihe kayıt etmiştir. Çin?deki sosyalist adalet, Doğu Türkistan?daki mezalimi onaylar. Fransa?daki sosyalistler, Cezayir mezalimini seyredip ses çıkarmamışlardır. Siyonist İsrail?in Filistin işgaline, yağmasına ve mezalimine kapitalist ve sosyalist yüzleriyle bütün bir Batı seyirci kalmıştır. Modern Batı, vicdansızdır, evrensel değerlerden ve erdemlerden uzak, bozgundur, somut ve salt zülümdür.

Bugünkü beşerî sistemlerde hakim zümre ve belirli sınıflar için dokunulmazlıklar söz konusu olduğu halde İslâm hukuku önünde hiç kimsenin bir ayrıcalığı ve imtiyaz hakkı yoktur. Allah ve onun koyduğu bütün hükümler, zulmün her çeşidinden uzaktır. Allah'ın emirlerinin uygulandığı bir ortamda, İslami yönetimlerde, hiçbir kimseye zerre kadar zulüm yapılmaz. Adalet, Kur'an-ı Kerim'de sık sık tekrarlanan ayetlerle dile getirilmektedir: ?Şüphesiz Allah hiç kimseye zerre kadar zulüm etmez. Yapılan çok küçük bir iyilik de olsa, onun sevabını kat kat artırır ve kendi katından büyük bir mükafat verir.?

Zulüm, Allah?a ortak koşmak ve inkardan sonra en büyük bir günahtır. Cezası, cehennemde ebedi azaptır. Dolayısıyla yöneticiler, büyük bir sınava tabi tutulurlar; adaletli yönetimlerin mükafatı da, bozgunların cezası da çok büyüktür. Günümüzde İslam, insanlığın kadim vicdanı olarak adalet, merhamet, yardımlaşma ve iyiliği emrederek çağdaş Batı cahiliyesine meydan okumaktadır.

MEDENİYETİN OMURGASI: ADALET

Allah?ın Kur?an-ı Kerim?de ayakta tutulmasını istediği adalet, en geniş anlamıyla, bir devlet başkanının, bir yöneticinin ve bir hakimin; ülke yönetimi için konulan ilahi kanun, kaide ve çizilen rahmani sınırlar içinde hareket etmesidir. Adalet erdemi, Allah?ın hukukuna riayet, Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme ve yerine getirmede doğruluk olarak da tanımlanabilir kısaca..

Adaletin İslâm toplumunda, yönetimde, muhakemelerde ve insanlar arası ilişkilerde tam anlamıyla uygulanması önemli bir hedeftir. İslam?da adalet, dünyevi oldu kadar uhrevidir de, iki dünya saadetini amaçlar. Adalet, İslam toplumunun vücudu olan devletin ana görevidir, İslam medeniyetinin omurgasıdır. İslâm devletinde uygulanan ekonomik prensiplere göre mülk Allah'ındır. Bu ölçü içinde sosyal adaletin sağlanması önemli bir denge unsurunun kurulması demektir. Müminlerin kardeş ilân edildiği, yığılan kişisel servetlerde fakir ve muhtaçların hak sahibi oldukları, İslâm'da adalet anlayışının tezahürleridir.

Ayrıca yargı (kaza) işlerinde, muhakemelerde ve yönetimde Allah'ın indirdikleri ile hüküm vermek adaletin ta kendisidir. Bundan uzaklaşıldığı takdirde adaletin gerçekleşmeyeceği ifade edilmiş ve bunu uygulamayanların kafir, zalim ve bozguncu (fasık) oldukları ilan edilmiştir. ?Allah?ın indirdiği ile hükmetmeyenler, bozguncuların (fasık) ta kendisidir.?

Hz. Peygamber'in İslâm'ı tebliğ etmekle görevlendirildiği dönemde cahiliye devri Arapları boğaz boğaza, bıçak bıçağa gelmiş durumdaydılar. Adaletsizliğin, zulmün kol gezdiği bir dönemde, İslâm gelmiş ve yepyeni bir toplum ortaya çıkmıştı. Zengin-fakir, efendi-köle ayırımının yapılmadığı, haktan asla ayrılmanın söz konusu olmadığı bir toplum oluşmuştu. Bu ilk İslam düzeninde mahkemelerde şahitlik yapacakların da adalet sahibi olarak tanınan kimseler olması şart koşulmuştur.

İslâm'da adaleti gerçekleştirmek için çeşitli müesseseler kurulmuştur. Resulullah (s.a.v.) davalara bizzat kendisi bakmıştır. Bu durum ikinci halife Ebu Bekir (r.a.) zamanında da böyle devam etmiş, Hz. Ömer (r.a.) zamanında ise İslâm toprakları oldukça genişlediğinden bazı sahabiler yargı (kaza) işleriyle görevlendirilmiş ve birer yargıç (kadı) olarak vazife görmüşlerdi. Divânü'l-Mezâlim, Şurta ve Hisbe gibi teşkilâtlarla haksızlıklar önlenmeye ve adalet dağıtılmaya çalışılmıştı. Eyyubiler Mısır'da "Dârü'l Adl" adıyla bir adalet dairesi meydana getirmişler ve yanlarına bazı müşavirler de alarak bu mahkemeye bizzat başkanlık etmişlerdir. Osmanlılar zamanında 'adliye teşkilatı' ise düzenli bir şekilde kurulup yaygınlaştırılmıştır.


Allahü Teala, her çağda ve her ülkede bulunan kulları için adaleti fazlasıyla sağlayacak düzenini, Kur?an-ı Kerim ve Hz.Peygamber?in (s.a.v.) sünnetini, son din olarak bildirmiş ve derin saygı (takva) olarak buna uyum sağlanmasını istemiştir. Akıl ve baliğ olmadan ölen Müslüman ve Müslüman olmayanların çocuklarını Cehennem'e sokmayacaktır. Akıl ve baliğ, yani evlenecek çağa geldikten sonra İslamı duymadan ölenlere de cehenneme atıp azap yapılmayacaktır. Bu kişiler, İslam dinini işittikten sonra merak etmez, öğrenmez, inat edip inanmaz ise, o zaman ceza göreceklerdir. Allahu Teala?nın bütün insanlara peygamber gönderip doğru yola davet etmesi adalettir. Bazı insanları İslam coğrafyasında, İslam ümmeti içinde yaratması ihsandır.
Çağdaş dünyada, Batılı dünya güçlerine bağlı kapitalist ve sosyalist iktidarların küresel bozgununa, İslam, omurgasını adaletin oluşturduğu medeniyetiyle itiraz etmekte ve meydan okumaktadır. Müslümanlar, Kur?an, sünnet ve bilgelikle donatılmış bir akılla, yiğitlik, kahramanlık halini almış öfkeleriyle, kişilik ve kimlik temizliğine dönüşmüş iffetleriyle ve evrensel mutlak hakikate uyumluluk olan adaletiyle İslam?ın iki dünya kurutuluşuna çağrısını yinelemektedir,

Vicdansız modern Batı cahiliyesine karşı, omurgasını adaletin ve ruhunu erdemlerin oluşturduğu İslam medeniyeti tek kurtuluş yoludur.


Mustafa Yürekli
Haber 7

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.