Mustafa Yürekli: Asrı Saadet Ruhu’nu İstanbul’a getiren sahabe: Eyüp Sultan

Mustafa Yürekli: Asrı Saadet Ruhu’nu İstanbul’a getiren sahabe: Eyüp Sultan

Eyüp Sultan radiyallahu anh bir elinde Kuran-ı Kerim diğer elinde kılıç olan Hz.Peygamber sallahu aleyhi vesellemi örnek almış, hayatında ve kişiliğinde ilim ile ameli, düşünce ile eylemi, kuram ile uygulamayı bütünleştirip kaynaştırmıştır.

Ebû Eyyûb el-Ensârî radiyallahu anh Türkiye’de “Eyüp Sultan” unvanıyla anılan bir sahâbidir. Tam adı, Ebû Eyyûb Hâlid b. Zeyd b. Küleyb el-Ensârî (ö. 49/669) radiyallahu anh şeklindedir. Hazrec kabilesinin Neccâroğulları kolundandır. Dolayısıyla Müslüman olmadan önce de Medine’de tanınan bir kişilikti.

Hicretten iki yıl kadar önce hanımı Ümmü Eyyûb ile birlikte Müslüman oldu ve ensardan İslâmiyet’i ilk kabul edenler arasında yer aldı. Nübüvvetin 13. yılında yapılan İkinci Akabe Biatı’nda bulundu (622).

Hz. Peygamber’i evinde misafir etti

Eyüp Sultan radiyallahu anh, Hicret sırasında, Hz. Peygamber’i Medine’de evinde yedi ay misafir etmiştir.  

Resûl-i Ekrem sallahu alyhi vesellem Medine’ye hicret edince Medineli müslümanların her biri onu evinde misafir etmek istedi. Ancak Hz. Peygamber sallahu alyhi vesellem bir tercih yaparak onları gücendirmemek için devesinin çökeceği yere en yakın eve misafir olacağını söyledi. Kendisini taşıyan devenin önce bir yere çöktüğü, buradan hemen kalkıp biraz ileride tekrar çöktüğü görüldü. Resûlullah sallahu alyhi vesellem oraya en yakın olan ve dedesi Abdülmuttalib’in annesi tarafından kendisine yakınlığı da bulunan Ebû Eyyûb’un evine yerleşerek burada yedi ay misafir kaldı. Bundan dolayı Ebû Eyyûb “Mihmandâr-ı Nebî” unvanıyla anılır.

Bu ev, Medine döneminin başında İslâmiyet’in öğretildiği bir okul rolü üstlendi. Mekke’de Darü’l Erkâm neyse Medine’de Darü’l Ebû Eyyûb da odur. Hz. Peygamber sallahu alyhi vesellem fakir muhacirlere burada yemek verir, kendisine sunulan hediyeleri fakirlere burada dağıtırdı. Ev sahiplerine her vesile ile dua eder, onların bolluğa kavuşmalarını, huzur ve âfiyet içinde olmalarını dilerdi.

Hicretten sonra Resûl-i Ekrem sallahu alyhi vesellem Eyüp Sultan radiyallahu anh ile ileri gelen sahâbîlerden Mus‘ab b. Umeyr radiyallahu anh arasında kardeşlik bağı (muâhât) kurdu. Resûl-i Ekrem sallahu alyhi vesellem kendi evine taşındıktan sonra da zaman zaman Eyüp Sultan’ın evine misafir olurdu.

Hz. Ali dönemde Basra valisi olan Abdullah b. Abbas Basra’ya gelen Eyüp Sultan radiyallahu anha, “Senin vaktiyle Hz. Peygamber’e yaptığın gibi ben de bugün sana hizmet etmek istiyorum” diyerek konağını ona bıraktı. Giderken de kendisine 40.000 dirhem, yirmi köle ve değerli hediyeler vererek onu uğurladı (Zehebî, II, 410).

Eyüp Sultan radiyallahu anh bir edep timsalidir ve İslam milletinin büyüklerindendir. Allah’a ve Rasulü’ne saygıda örnek bir kişilik olmuştur. Müslümanlar onun aile hayatında rol model oluşundan istifade etmekte, “evinde Hz.Peygamber’le birlikte yaşama”  edebini öğrenmektedir; sünnete bağlılığın zirvelerindendir.

Mücahit Sahabe

Eyüp Sultan radiyallahu anh, Hz. Peygamber’le birlikte Bedir, Uhud, Hendek, Hayber, Mekke’nin fethi ve Huneyn başta olmak üzere bütün gazvelere katıldı. Savaşlarda ona zarar gelmemesi için yanından ayrılmaz, hatta bazı geceler çadırı çevresinde nöbet tutardı.

Eyüp Sultan radiyallahu anh, Hz. Ebû Bekir devrindeki savaşlar ile Hz. Ömer devrinde yapılan Suriye, Filistin ve Mısır seferlerine katıldı. Kıbrıs seferinde de bulundu (28/648-49). Hâricîler’le ve Muâviye ile yapılan savaşlarda Hz. Ali’nin yanında yer aldı.

Sağlıklı olan herkesin Allah yolunda savaşa katılması gerektiğine inanan Ebû Eyyûb el-Ensârî, yani Eyüp Sultan radiyallahu anh,  “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayınız” (el-Bakara 2/195) meâlindeki âyette sözü edilen tehlikeyi savaşa gitmeyip işiyle gücüyle meşgul olmak şeklinde açıklardı. Bu sebeple ihtiyarlık döneminde bile her yıl bir savaşta bulunmaya gayret etti.

Katıldığı seferlerin sonuncusu Müslümanların ilk İstanbul kuşatması oldu. Eyüp Sultan radiyallahu anh, kuşatma devam ederken hastalanarak hicri 49 (M.S. 669) yılında vefat etti. Vasiyeti üzerine bir askerî birlik tarafından surlara yakın bir yere götürülerek oraya defnedildi.  

Durumu öğrenen Bizans imparatorunun kuşatma kalktıktan sonra Eyüp Sultan’ı kabrinden çıkarıp vahşi hayvanlara yedireceğini söylediği, fakat İslâm ordusu kumandanı tarafından gönderilen cevapta, böyle bir şey yapıldığı takdirde İslâm ülkesinde yaşayan hıristiyanların ve kiliselerin zarar göreceği bildirilince kabre dokunmayacaklarına dair teminat verdiği nakledilmektedir.

Eyüp Sultan’ın kabrinin sonraları bir bina içine alındığı, kıtlık zamanında kabrini ziyarete gelen hıristiyanların onun hürmetine yağmur istediği ve asırlar boyunca bu kabrin itina ile korunduğu söylenmekte, bazı seyyahların verdiği bilgiler de bu rivayetleri doğrulamaktadır. Bu seyyahlardan Ali b. Ebû Bekir el-Herevî (ö. 611/1215), Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin kabrini ziyaret ettiğini belirtmiştir (Ziyârât, vr. 51a).

Alim Sahabe

Medine âsilerin eline geçip Hz. Osman’ın namaz kıldırması engellenince (35/656) herkes tarafından sevilip sayıldığı için Hz. Ali’nin tavsiyesi üzerine bir müddet imamlık yaptı. Hz. Ali halifeliği döneminde Irak’a gittiğinde Eyüp Sultan radiyallahu anhı Medine’de yerine vekil bıraktı.

Vahiy kâtiplerinden olması sebebiyle Eyüp Sultan radiyallahu anh Hz. Peygamber zamanında Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinin bir araya getirilmesine hizmet etti. Ashap arasında ilmiyle de tanındığı için kendisine sorulan dinî konularda pek çok fetva verdi.

Eyüp Sultan radiyallahu anh haksızlıklara tahammül edemez, doğru bildiğini söylemekten çekinmezdi. Cihad maksadıyla gittiği Mısır’da vali olan sahâbî Ukbe b. Âmir’in akşam namazını geç kıldırdığını görünce onu uyardı. Resûl-i Ekrem’in akşamı geç kıldığının zannedilmesine sebebiyet vererek halka kötü örnek olmamasını söyledi.  

Namazları müstehap olan vakitlerinde kıldırmayan Medine Valisi Mervân b. Hakem’e muhalefet eder, Resûlullah’a uyduğu takdirde kendisine uyacağını, aksi halde aleyhinde bulunacağını açıkça söylerdi.

Bir gün Ebû Eyyûb’u Resûl-i Ekrem’in kabrine başını dayamış olduğu halde ağlarken gören Mervân bu hareketinin sünnete aykırı olduğunu söyleyince Ebû Eyyûb, “Ben bu mezar taşına değil Resûlullah’a geldim. Onun, ‘din işlerini ehliyetli kimseler üstlendiği zaman kaygılanmayın; ancak ehil olmayanlar başa geçince ne kadar ağlasanız yeridir’ dediğini duymuştum” diye cevap verdi (Müsned, V, 422).

Medine döneminden itibaren Hz. Peygamber’den hiç ayrılmadığı halde Ebû Eyyûb el-Ensârî’den sadece 150 hadis rivayet edilmesinin iki önemli sebebi vardır: Bunlardan biri hadis rivayetinde çok titiz olması, diğeri de ömrünün savaşlarda geçmesidir. Kendisinin bilmediği bir hadisi Ukbe b. Âmir’den bizzat rivayet etmek için Medine’den Mısır’a kadar gitmesi, söz konusu titizliğin eşsiz bir örneğini ortaya koymaktadır.

Eyüp Sultan radiyallahu anh bir elinde Kuran-ı Kerim diğer elinde kılıç olan Hz.Peygamber sallahu aleyhi vesellemi örnek almış, hayatında ve kişiliğinde ilim ile ameli, düşünce ile eylemi, kuram ile uygulamayı bütünleştirip kaynaştırmıştır. Eylem dışında kalmış düşünce kötürüm olacağından, düşüncesiz eylemin de kör gidiş olmaktan kurtulamayacağından birbirini geliştirecek şekilde ikisini bütünleştirmek gerekir. Kısaca salih ve mücahit alim rol modelini Eyüp Sultan radiyallahu anhta görmekteyiz.

Osmanlı’da Eyup Sultan Sevgisi

Fâtih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethinden sonra Eyüp Sultan radiyallahu anhın mezarının yeri, Akşemseddin tarafından keşif yoluyla belirlendi.

Osmanlı padişahlarının tahta cülûsunda kılıç kuşanma merasimleri, şeyhülislâm ve bilhassa nakîbüleşrafın da bulunduğu bir törenle Eyüp Sultan radiyallahu anhın, yani Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin türbesi önünde yapılırdı.

Milletimiz, Malazgirt Zaferi’nden itibaren Hz.Peygamber sallahu aleyhi vesellemin işaret ettiği ve Eyüp Sultan radiyallahu anhın şehadetiyle vurguladığı ideal olarak İstanbul’un fethini gözüne koymuştur. Milletimiz, İstanbul’un fethini gerçekleştirerek hem “Konstantiniyye mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır! Ve o asker, ne güzel askerdir!” (Ahmet b. Hanbel, Müsned IV, 325.) hadisinin övgüsüne mazhar olmuş hem de Eyüp Sultan radiyallahu anhın yolunda Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat olma şuuruyla ilerleme imkanı elde etmiştir.  Dolayısıyla Eyüp Sultan radiyallahu anh Asrı Saadet Ruhu’nu İstanbul ve Anadolu’ya getiren sahabelerden biridir. 

yazının devamı..

 

Kaynak:Haber Kaynağı

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler