Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Neşat Ertaş, Demirel'in ödülünü niçin reddetti?


 

Mustafa Yürekli, Neşat Ertaş'ın 28 Şubat sürecinde Cumhurbaşkanı Sülayman Demirel'in sunduğu 'devlet sanatçılığı' ünvanını reddederek darbecilerle arasına mesafe koyuşunu ve halkın gönlünde taht kuruşunun arka planını anlatıyor.

1994 yılında Kanal 7 televizyonu yayın hayatına başlayınca, halk müziği ve tasavvuf müziği odaklı müzik yayınına başladı. O yıllarda medya, halk müziğine, tasavvuf müziğine oldukça yabancı ve uzaktı. Kanal 7 halk müziği ekseninde yayınlarıyla hemen fark edildi ve halk müziğinin canlanmasına öncülük etti.

Bu süreçte Bayram Bilge Tokel'in ve Orhan Hakalmaz'ın samimi gayretlerini anmak zorundayım. Bayram Bilge Tokel, 1989'da Kültür Bakanlığı tarafından gönderildiği ABD Maryland Üniversitesi Etnomüzikoloji bölümünde Türk halk müziği ve bağlama dersleri veren, hayatını halk müziğine adamış bir sanatçımızdı. İlk albümü, ABD'de yayınlanmıştı. Kalan Müzik arşiv serisinden Muharrem Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali, Neşet Ertaş, Bayram Aracı, Refik Başaran ve Nida Tüfekçi gibi türkü ustalarının albümlerini ve Kurtuluş Savaşı ve Cephe Türküleri'ni hazırlayıp yayınlamıştı. TRT televizyonunda son 15 yıldır yayınlanan halk müziği programlarının metin yazarlığı ve müzik danışmanlığını yaptı; ?Bozkırın Tezenesi', ?Şen Olasın Ürgüp' adlı belgeseller hazırladı. Kanal 7'de ?Türküler Bizi Söyler' ve ?Gönül Dağı' programlarını hazırlayıp sundu.

Bayram Bilge Tokel, Neşat Ertaş'ın ?Gönül Dağı' türküsünü programının adı yapmıştı. Programda, üstattan sık sık söz ederdi. Neşet Ertaş, 1950'li yılların sonunda İstanbul'a gelerek, "Neden Garip Garip Ötersin Bülbül" adlı ilk plağını çıkardı. Bu plakta okuduğu türkünün söz ve bestesi, babası Muharrem Ertaş'a aitti. Muharrem Ertaş'ı (1913-1984) ilk gençliğimde tanımıştım. 60'lı, 70'li yılların gençleri, ?Kalktı göç eyledi Avşar elleri, Ağır ağır giden eller bizimdir, Arap atlar yakın eder ırağı, Yüce dağdan aşan yollar bizimdir? diyen Dadaloğlu'nu 18. yüzyıldan aşırıp 20. yüzyıla getiren Muharrem Ertaş idi. ?Ela gözlerini sevdiğim dilber'i, ?Gönül ne gezersin'i, ?Bad-ı saba'yı, ?Eğil Dağlar'ı hepimize, önümüzdeki yüzyıllara taşıyan da oydu. Ama ?ölümsüzlüğe' sunduğu en büyük armağan, tartışmasız, oğlu Neşet Ertaş oldu.

Neşet Ertaş ilgi gören bu ilk plağın ardından diğer plak, kaset ve halk konserleri takip etti. Böylece Neşet Ertaş Ankara'ya yerleşti, fakat yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle kardeşinin daveti üzerine Almanya'ya gitti. Çocuklarının eğitimi ve sanatsal çalışmalarından dolayı uzun bir süre Almanya'da kaldı..

Neşat Ertaş Almanya'daydı ama sesi sürekli Anadolu'da yankılanıyordu.. Ne çok türküsü vardı, dillerde dolaşan. Hangisinden başlayacağız? ?Cahildim, dünyanın rengine kandım'ı mı analım; yoksa ?Zahidem'i mi? Bir ömür boyunca diline ?Köprüden geçti gelin' ya da ?Ayaş yollarında' hiç düşmeyen kaç kişi olabilir? Bizim kuşaktan olup da ?Mühür gözlüm'ü söylememiş olan kalmış mıdır? ?Mühür gözlüm, seni elden, yağan kardan, esen yelden; sakınırım, kıskanırım' dememiş olan. ?Ah yalan dünya'nın dizelerini hissetmemiş, kendisiyle özdeşleştirmemiş, içinde yaşamamış tek bir kişi olabilir mi? ?Hep sen mi ağladın hep sen mi yandın; / Ben de gülemedim yalan dünyada, / Sen beni gönlümce mutlu mu sandın; / Ömrümü boş yere çalan dünyada. / Ne yemek ne içmek ne tadım kaldı. / Garip bülbül gibi feryadım kaldı. / Alamadım eyvah muradım kaldı. / Ben gidip ellere kalan dünyada / Ah yalan dünyada yalan dünyada; / Yalandan yüzüme gülen dünyada.?

Ya ?Kendim ettim kendim buldum; Gül gibi sararıp soldum' sözcüklerini bilmeyen, ağzından dökülmeyen kimse kalmış mıdır bu topraklarda? Ya da kulaklarına ?Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca; Akar can özümden sel gizli gizli; Bir tenhada can cananı bulunca' dizeleri değmeyen? Veya ?Tatlı dile güler yüze, Doyulur mu doyulur mu; Canana kıyılır mı; Cananına kıyanlar Hakk'ın kulu sayılır mı'yı işitmeyen?

90'lı yılların sonunda, Neşat Ertaş, uzun yıllar kaldığı Almanya'dan yurda döndü. Türkiye, 28 Şubat 1997 sonrasında, büyük bir bunalım geçiriyordu. O yıllarda Neşat Ertaş, ?Gönül Dağı'na konuk oldu. O zaman tanışma şerefine nail olmuştum.

Neşat Ertaş, 28 Şubat sürecinde Cumhurbaşkanı Sülayman Demirel'in kendisine sunduğu 'devlet sanatçılığı' ünvanını reddetti. "O dönem Süleyman Demirel Cumhurbaşkanıydı. Devlet sanatçılığı bana teklif edildi. Ben, 'hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor' diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam, benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım." diyerek geri çevirmişti. Böylece 28 Şubatçılarla arasına mesafe koydu. Milletimiz Neşat Ertaş'ın bu tavrına destek verdi ve bağrına bastı. Neşet Ertaş adeta yaşayan bir efsane oldu.

28 Şubat sürecinde hiçbir sanatçı Kanal 7 ekranında görünmeye cesaret edemiyordu. Bir yapımcı olarak ?Dinci kanala gelmem!' cevabını, az yazardan, az sanatçıdan işitmedim ben. Açıkçası konuk bulmakta zorlanıyorduk. İşte böyle bir ortamda Neşet Ertaş bir millet evladı olarak, Kanal 7'ye geldi, ?Gönül Dağı' programıyla, halkıyla buluştu ve yeniden Türkiye'nin gündemine oturdu. Medya da ustayı yok sayma yanlışından vaz geçmek zorunda kaldı. Neşat Ertaş o günden sonra ara ara yurtdışına gitse de, hep Anadolu topraklarında kaldı; şehir şehir dolaşıp Türkiye'nin her yerinde konserler verdi.

2002 yılında, Ahmet Hakan'ın sunduğu ve benim de yapımcısı olduğum ?İskele Sancak' programında, halk müziğinde söz sahibi ustalarla, halk müziğinde görülen bu canlanışın arka planını ve Kanal 7'nin öncülüğünü konuşmuştuk.

Türk halk müziği bestecisi, söz yazarı ve yorumcusu, büyük ozan, Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş'ı ebedi yolculuğuna uğurlamış bulunuyoruz. Türkiye usta bir ozanını kaybetti, "Bozkırın Tezenesi" sustu.

Önce Aşık Veysel Şatıroğlu (1894 - 1973) gitti, rahmet-i Rahman'a.

Ardından Mahzuni Şerif'i (1939 - 2002) yolcu ettik, ebedi aleme.

Ve sonunda, Neşat Ertaş'ı (1938 - 2012) yolcu ettik.

Bu üç büyük ozan, Türkiye'de, 1950 sonrasında, milletimizin sesi oldular. Türkü yazdılar, bestelediler ve yorumladılar; ülkemizin ruhu oldular, çığlığı oldular.

Bu gelenek, aynı güçte devam edecek mi? Bunu zaman gösterecek.. Bir devir kapandı, bu damar kurudu diye kötümser yaklaşanlar, pek de haksız sayılmazlar..

Bu üç büyük ozanı dinlemekten büyük zevk alırım. Milletimizin dünyaya bakışını, hayat felsefesini, ölüm ötesine inancını, sahip olduğumuz erdemleri dile getirdiler; kısaca yabancılaştırma ve kültürsüzleştirme çabalarına karşı direndiler, medeniyetimizin sözcüsü oldular.

Mustafa Yürekli - Haber 7

mustafayurekli@gmail.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.