Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

New York Penceresi  

 

Rusların aniden Suriye'den çekilme kararı almasının nedenlerine ve PYD’nin Suriye'nin kuzeyinde federasyon ilan etmeye hazırlanmasına dair ya da Ankara’daki ve Güneydoğu Anadolu’daki terör olaylarına ve alınan tedbirlere dair yapılan yorumlara bakılınca ciddi bir perspektif sorunu yaşandığı apaçık görülmektedir. Yerel ve bölgesel bakış açıları, gerçekliği kavramada ve anlamlandırmada yetersiz kaldığından kafalar çok karışık.. Türkiye’de aydınlar, iç ve dış olayları çözümlerken, New York penceresinden bakmayı hep ihmal etmektedir. Aslında bu perspektif sorunu, Batıcı toy aydınların sorunudur; dünyayı ABD’nin horozu olduğu küllük görme yanlışı yapılmaktadır.  New York’ta bulunan Birleşmiş Milletler, dünyanın yönetim merkezidir ve güvenlik konseyindeki beş ülke vaziyet ve istikameti belirlemektedir; oysa 1990 sonrasında ABD’nin BM’yi ofisi olarak gösterme çabası ve bu algı yönetiminin başarılı olması yüzünden dünyadaki olaylar BM’deki yönetimle ilişkilendirilmemektedir.

New York penceresi, bize dünyadaki olayların, ABD’yle birlikte Avrupa’dan İngiltere ve Fransa’nın, Asya’dan da Rusya ile Çin’in ortaklaşa senaryolaştırdıklarını görme imkanı sağlamaktadır. Zaman zaman Amerika'nın uluslararası ilişkilerde son derece etkisiz görünen pozisyonu, bir Hıristiyan birliği olan bu koalisyon ortaklığının fotoğrafıdır. New York penceresi, ABD’nin çağdaş Roma olan BM’de bölgesel riskleri mümkün olduğunca koalisyon ortaklarına paylaştırarak sonuç alma stratejisi olarak tanımlanabilir. Afganistan, Irak ve Suriye işgalleri, başından beri yanlış yorumlandı; özellikle Suriye beklentilerin aksine olarak Amerika için öncelikli bir alan değildi. Amerika koalisyon ortaklarını cesaretlendirirken bile hiçbir zaman doğrudan risk almadı. BM yönetiminde dünyayı vaziyet ve istikamet eden Amerika, Libya, Mısır ve Suriye olaylarında görüldüğü gibi sürekli Türkiye'yi ve Avrupalı koalisyon ortaklarını (İngiltere ve Fransa) cesaretlendirerek diplomatik ve askeri riski dağıtmaktadır. Suriye’de Türkiye üzerinden muhaliflere verilen, sonuç almaya hiçbir zaman yetmeyecek destek, IŞİD meselesi nedeniyle hem hedef, hem de mahiyet ve hüviyet değiştirdi; kısaca Suriye Afganistanlaştırıldı. Nitekim New York penceresinden bakınca, bu süreçte, Suriye’deki muhaliflerin önemli kısmı IŞİD'leştirildi. Aynı bakış açısından Baas katliamlarının ideolojik gerekçesi, IŞİD ve muhaliflerle hazırlanmış oldu.

Dünya koalisyon yönetimi olarak New York, 1990 sonrasında, son çeyrek asırda petrol zengini üç İslam ülkesini parçalamayı hedeflemektedir. Bu ülkeler, Irak, Suudi Arabistan ve İran’dır. İran’ın 1980 sonrasında Irakla 10 yıl savaşması, Irak’ın işgali sırasında İran’ı etkisizleştirmek için Şiilerin ön plana çıkarılması, Irak’tan sonra parçalanacak ikinci ülke olan Suudi Arabistan’ın Türkiye’yle ilişkisini kesmek için gerçekleştirilen Suriye işgalinde İŞİD'e karşı yerel ve seküler silahlı bir güç olarak Suriye Kürtleri’nin kullanışlı bulunması ve Kürdistan’ın kurulması, İran’ın Suudi Arabistan’dan sonra parçalanacak olması ve Türkiye’nin listenin en sonunda yer alması, hatta Mısır’ın bu operasyona ses çıkaramayacak hale getirilmesi aynı stratejinin sonuçlarıdır.

Bu süreçte Rusya'nın tüm ağırlığı ile sahaya inmesi her şeyden önce Türkiye'nin Suriye denklemindeki pozisyonunu bozmak içindi; Rusya, Esad açısından can simidi gibi son anda pozisyonunu kurtaran bir önemli askeri destek işlevi görse de bu geçici bir durumdu. Dolayısıyla Suriye'deki “vekalet savaşı” Rusların müdahalesi ile karşı denge oluşturarak Esad yönetiminin masadaki konumunu güçlendirmiş görünse de durumun böyle okunması yüzeysel bir bakıştır. Rusların vekaleti bırakıp doğrudan savaşa müdahil olduktan sonra güçlerini geri çekmesinin açıklaması, görüşmeler öncesinde mümkün olduğunca avantajlı olarak masaya oturma çabasına düşen tarafların Suriye’den pay koparacak güce gelmiş olmalıdır ve bu PYD’nin pozisyonunu ilerletmesinde açıkça görülmektedir. BM’nin Suriye’yi istediği aşamaya getirdiği görünmektedir; Esed, muhalifler, Kürtler ve IŞİD birer devlet kurabilecek pozisyondadır artık.

Dünya kamuoyu yanıltıcı “Rusların Amerika'ya rağmen ve karşı denge kurmak için sahaya girdi”ği görüntüsüyle oyalanırken, PYD'nin federasyon açıklaması yapacak güce kavuşturulması BM’nin ana hedefiydi. Bölgedeki Kürt siyasal hareketleri ve yapılanmaları üzerindeki Amerikan nüfuzu da bu projeksiyondan değerlendirilmeli. Amerika'nın Rusya’yla işbirliği görüntüsünün ortaya çıkmasına rağmen özellikle Suriye'deki PYD’ye kullanışlı müttefik muamelesi yaptığı düşünüldüğünde BM’nin güvenlik konseyini oluşturan dünya koalisyonundaki devletlerin rol paylaşarak eşgüdümlü çalıştığını ortaya koymaktadır. New York penceresi, Suriye özeline indirgenecek olursa, PYD'nin bu federasyon açıklama kararı, sanılanın aksine Amerikan-Rus çatışmasından doğan boşluğu değerlendirmesi değil, BM’de yazılan senaryoya göre Amerika ile Rus’yanın rol paylaşımı olarak okunmalıdır. BM’nin bölgenin geleceğini önemli ölçüde Kürt etnisitesi üzerinden şekillendirilmek isteyen projeksiyonunun bir parçası olarak Amerika ile Rusya’nın aynı filmin farklı sahnelerinde öne çıkan rolleriyle yeni Ortadoğu tasarımına uygun işbirliği görünmektedir: BM’nin politikaları gereği ABD ile Rusya’nın bölgeye dönük ortak operasyonu olarak, Türkiye’nin Sultanahmet ve Ankara saldırılarına maruz kalırken Rus uçağını düşürerek elini güçsüzleştirmesi, İslamcı muhalifleri devre dışı bırakmak için IŞİD torbasına sokup yerel bir unsur olarak PYD'ye avans vermesi, ancak New York penceresinden bakılınca  anlaşılabilir bir politikadır.

İslamcı muhalefetin Amerika tarafından önce cesaretlendirilip sonra ortada bırakılması, Suriye’nin bölünmesine rıza gösterecek duruma getirme amacının güdüldüğünü göstermektedir. Böylece BM’nin bölgeye dönük politikasının, hem IŞİD'e karşı Rus ve Kürt dayanışması hem de muhalifleri Ruslar eliyle etkisizleştirmesi şeklinde olduğu ortaya çıkmaktadır. BM’deki yönetimde Rusya’nın Amerika'nın küçük ortağı oluşunun ve aynı senaryoyu canlandırdıklarının en somut göstergesi PYD'nin federasyon açıklamasında gizlidir. Ruslar Suriye’den çekilirken, BM’de varılan anlaşma uyarınca Kürt meselesi az çok şekillenmiş olacak; bu durumun, Esad'ı kurtarmaktan daha çok Esad'a rağmen bir üst plan olduğu açıktır. Türkiye'de karar vericilerin ve aydınların, Suriye’deki gelişmelerin, PYD'nin federasyon ilanı boyutuna varacağını tahmin edip etmediğini söylemek zor. Ancak gelinen noktada, Türkiye'nin kırmızı çizgileri zorlanarak en son görmek isteyeceği bir manzaranın ortaya çıktığı çok açık: Suriye’nin parçalanması ve Suriye Kürdistanı’nın ilanı. Artık Esad'ın iktidarda ne kadar kalacağı, iktidarını korusa bile bunu hangi koşullarda sürdürebileceğinin ipuçları iyice belirginleşmeye başladı; Türkiye'nin bu yeni duruma göre pozisyonunu yeniden gözden geçirmesi gerekecek.

Ruslar, Suriye'deki askeri üssüyle Kürtleri himayesine almayı garantiledi ve ABD'nin terör listesine aldığı PKK’nın uzantısı olan  seküler Kürt yapılanması ile bölge denklemini yeniden şekillendireceğinin emareleri iyice ortaya çıktı.  Türkiye sürekli geri adım atmaya zorlanan bir konuma itilmiş durumda. Irak’tan sonra Suriye’de de Kürtler yapılandırılıp Rusya’nın himayesinde birleştirilecek.  

Kürdistan’ın kurulmasının en az Türkiye kadar, hatta daha ağır biçimde Esad'ın aleyhine olduğu da ortada, hatta bu durum İran'ın da denklemde belirleyici olamayacağının ve ilerde parçalanacağının işaretidir. BM’in Kürdistan projesi, yüz yıl önce İngilizler tarafından hazırlanmış, Lozan Antlaşması’nı da biçimlendiren, Irak ve Suriye’den sonra İran ve Türkiye’nin de toprak vereceği bir oluşumdur ve bu dünya yönetiminin bölgeyi yeniden yapılandırması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla PKK’nın PYD’leştirilmesi ve Suriye’de kendi yönetimini oluşturması ilk adımsa, ikinci adım Irak Kürdistan’ı ile Suriye Kürdistanı’nın birleştirmesi olacaktır ve tüm bu hedeflere dönük aktüel müdahalelerle Rusya ve Amerika'nın PYD ile kurduğu ilişkinin taktiksel olmaktan çıkıp kalıcı bir siyasal projeye dönüşme istidadı olduğunu gösteriyor. Dünya ve Batı kamuoyunda Rusya ve Amerika'nın PYD ile kurduğu ilişkinin açıklaması, “diktatöre karşı savaşan muhaliflerin yalnız bırakılması” olmaktan çok, IŞİD'le eşleştirilen “İslamcı gruplara karşı seküler, Batı'yla barışık unsurların önünün açılması” olarak sunulacaktır.

Amerika’nın baş rolde ve Rusya’nın yardımcı oyuncu olarak çektiği bu filimde barış masasına oturmadan önce PYD'nin federasyon açıklaması sonrasında  gelinen yeni duruma uygun yeni denklemlerin kurulabilmesi için Suriye politikasında İslam Birliği’nin müdahalesi çapında önemli değişimlerin yaşanması gerekiyor. Oysa Suriye kaosunun insani boyutu ile ne BM’nin, ne Batı'nın, ne de İslam aleminin ilgilendiği var. 

 

Mustafa Yürekli

mustafayurekli@gmail.com

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.