Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Okumama isyanı


 

Mustafa Yürekli, kendi okuma macerasından yola çıkarak kitap okumanın manevi köklerini anlatıyor ve sorular soruyor: Okumamak niçin Allah'a isyan? Kıyamet gününde Allah'a Kur'an-ı Kerim'i okudum diyebilecek miyiz? Kitap devletin ve medeniyetin temeli haline nasıl getirilir?

Yazın, okullar kapanınca, bir öğretmen olan babam yıllık iznine ayrıldıktan sonra, ailece yaylaya çıkardık. Adana'da, kavurucu Temmuz ve Ağustos aylarının bunaltıcı yaz günlerinde, Toros sıra dağlarından Aladağ cennet gibi koynuna alırdı bizleri..

1968 ile 1974 arası, yaklaşık altı yıl, her yaz, tamı tamına üç ay, Aladağ'ın yamacındaki Filikli köyünde ve doruklarına yakın köylerden Posyağbasan köyünde, tabiatın en mahrem köşelerinde kitap okudum, düşündüm ve yazdım. 1975'ten 81'e kadar da altı yıl da Tekir yaylasına çıktık. Üniversite eğitimi gördüğüm 1982 - 86 yılları arasında, Tekir'e gidip sadece birkaç hafta kalma, dağlara çıkma fırsatı buldum. 1987 yılında İstanbul'a taşındım. Aladağ gözümde tüter oldu.

1960'lı ve 1970'li yıllarda dağ köylerine günlük gazete gelmezdi; şimdi bütün gazetelere günlük ulaşılabiliyor, internetle dünyanın her köşesinde olup bitenden haberdar oluyorlar. O zamanlar köylerde sadece radyo vardı, gece gündüz sürekli açık olurdu evlerde. Artık her köyde televizyon var. Medyanın köyleri kapsayacak şekilde yaygınlık kazanmasına üzülürüm kimi zaman. Medya, yabancılaşmanın, kültürsüzleşmenin ve çürümenin hala öncülüğünü yapıyor, ülkemizde. Kitle iletişiminin ıslahı, medyanın millileşmesi hayatım boyunca davam oldu.

Ben 1968 - 87 yılları arasında, gençlik çağımda dağ köylerinde ve yaylada gazetenin yokluğunu hissetmezdim. Bu yüzden modern toplumların vaz geçilmezlerinden olan medyayı istersek hayatımızdan kovabileceğimizi düşünürüm hep. Gazete bulamama sıkıntısı çektiğimi hatırlamıyorum. Kitaplarım vardı yanımda, arkadaşlarım uzakta kalmıştı, coşkularımı paylaşmak isteyince yanımda yoktular. Kitapları, belli bir arkadaş çevresi içinde keşfettim, fethettim oysa. Dağ başında kitap okumak, yazmak, çok farklı dertler açardı başıma; mesela kafa dengi arkadaşlarımdan uzak düşerdim, yeni şiirlerimi, öykülerimi, denemelerimi gösterecek, yeni bilgilerimi, yeni duygularımı ve son düşüncelerimi paylaşacak birini bulamama sıkıntısı çekerdim. Canıma okuyordu, bu sıkıntı. Medyanın erişemediği bir yükseklikte, dağ köylerinde, yaz ayları boyunca, tabiatın kalbinde, tek başıma, bilgimi, kavrayışımı ve anlayışımı kitaplarla geliştirmeye çalışırdım.

1978 yazıydı.. Okumayı düşündüğüm şiir kitaplarını, hikaye kitaplarını ve romanları mümkün olduğunca az tutmuştum o yaz. Çünkü Elmalı Hamdi Yazır'ın ?Hak Dini Kur'an Dili' isimli dokuz ciltlik tefsirini okuyacaktım. Yaylada, kitaplığa kitaplarımı yerleştirince, babam Hadimü'l Kur'an Ziya Yürekli Hoca'nın dikkatini çekti..

Babam, kaynak kitapların ilk cildinin başından başlayıp son cildin son sayfasına kadar okunmayacağını, meseleler ortaya çıktıkça başvurulacağını anlattı bana, ?İlim, bilginin yerini bilmektir. Hangi kitapta, hangi bilgileri bulabileceğimiz bilirsek, gerekince bakar, düşüncemizi ya da eylemimizi hakikate uygun şekilde götürürüz.' dedi. Sonra da bana bir Arapça bir atasözünü öğretti: ?El ilmu kaydun ve'l müzakeratü saydun.' Çok şaşırmıştım bu atasözüne. Atalarımız, ?İlim, kayıttır. İlmi müzakere ise ava çıkmaktır.' buyurmuşlar. İlim neyin nerede kayıtlı olduğunu bilmekti kısacası, işte bu gerçeği, o gün babamdan öğrendim..

Vakit geçirmeden, ?Hak Dini Kur'an Dili'ni, ertesi günün sabah namazında okumaya başladım. Düşündüğüm gibi, daha akşam olmadan yüz sayfa okuyabildim, hem de altını çize çize, not ala ala. Bunu başarmak, beni o kadar çok sevindirdi ki.. Haftada bir cilt okuyacak, yaz sonuna da dokuz ciltlik tefsir kitabını bitirecektim. Çalışmam bitince, iki rekat şükür namazı kıldım ve Allah'tan ilmimi, anlayışımı artırmasını, anlamayı kolaylaştırmasını ve tefsiri bitirmeyi lütfetmesini istedim. Bu durumu babam da fark etmiş ve birkaç günde hevesimin kaçacağını, motivasyonumun bozulacağını ve tefsiri bitirme kararımdan vaz geçeceğimi düşündüğünü yıllar sonra bana söyledi.

1978 yazında, ?Hak Dini Kur'an Dili'ni bitirmek nasip oldu. Büyük boy ve kalın kalın birkaç defteri doldurmuştum, tuttuğum notlarla. Bu notların çoğu ayetler, kavramlar ve tanımlarıydı. O yazdan sonra hiçbir kitap benim gözümü korkutamadı, ne kadar kalın olurlarsa olsunlar.

Ayrıca okuma eyleminin bilincine vardım: Okumak, nefes almak, beslenmek, su içmek kadar hayati bir eylemdi. Okumak, başta Allah'a, sonra da kendine, milletine ve hayata değer vermek, saygı duymaktı. Allah'ın ilk emrinin ?Oku' olmasının anlamını hala düşünürüm; ne kadar derin, ne kadar inşaa edici, ne kadar merhamet, muhabbet ve bereket dolu bir buyruktu bu.

Medyanın kuşatmasına isyan eden, bombardımanından canı yanan, akıl sağlını korumayı başaran, kalp sağlığına değer verenler, yıl içinde, en az üç günlük, haftalık, hatta iki haftalık kitap okuma programları yapabilirler. Tatil planı yapan Müslümanlar, bunu hak etmek için önce okuma planı yapmalılar. Okumayan, karanlığa kendini hapseder; cehalete kapanır. Okumayan, Allah'a isyan eder, zillete düşer.

Oku buyruğunun muhatabı, fert olduğu kadar, millettir, ümmettir. Kur'an-ı Kerim'i okudum diyebilecek miyiz kıyamet gününde? Kitabı alacaklar, okumaya başlayacaklar.. Bir de bakacaklar ki sağlıklı bir toplum, güçlü bir millet, adaletli bir devlet haline gelmişler.. Okuya okuya medeniyetlerini inşaa edecekler.

Mustafa Yürekli - Haber 7

mustafayurekli@gmail.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.