Sabır Ve Tahammül…

Günümüzde sabır ve tahammül gibi bir kavram neredeyse modern insanın defterinden silinmiş durumda. Konfor, rahatlık ve kolaylık modern insanın yaşam felsefesi haline gelmiş durumda. İnsanlar ne kadar rahat bir yaşam sürdükleriyle övünür olmuşlardır.

Bu algı biçimi insanları acıya karşı savunmasız hale getirmeye başladı. Televizyon ekranlarından gördüğümüz vahşet sahnelerini bir tuşa basarak atlamaya başladık. Oysaki çekilen sıkıntılar ve acıların insanoğlu için birer olgunlaşma vesilesi olduğu unutulmamalıdır.

Ayrıca başımıza gelenlere tahammül etmemizi sağlayacak, psikolojinin tabiriyle son derece terapötik bir ilkeye sahibiz. Bu ilke tevekküldür. Çok iyi bilinmelidir ki müminler için tahammül etmek entelektüel bir girişim değil İslâm'ın yüklediği bir görevdir. İnsanın kendini anlarken, anlamlandırırken ve gerçekleştirirken ontolojik olarak üzerinde bulunması en gerekli insani vasıf olarak sabır, bir adım öne çıkar. Yani sabır ‘insanın zorluklara dayanıklı’ yaratıldığının teminatı ve insanın dünyadaki imtihan sürecindeki en büyük yardımcısıdır…

 Hz. Ali: "Vücuda göre baş ne ise, imana göre sabır odur" demiştir.

Sabrın imanın yarısı olduğunu,  bugünlerde millet olarak yaşadığımız bu sıkıntılı süreçte daha iyi anlamaya başladık. "Sabır, (hadisenin) sarsıntı tesiri yaptığı ilk anda gösterilen tahammüldür. Huzurumuzu tehdit eden günlük olaylar, toplumsal problemlerimize çözüm ararken yaşadığımız sıkıntılar, kendimiz bir yana çocuklarımızla ilgili gelecek kaygılarımıza kadar iç dünyamızı sarmış ve sarsmış durumda.  Öyleyse sabredelim ama bu sabır bir tükenmişlik psikolojisinin eseri olmasın. Sabredelim ama sabretmek zorunda olduğumuz şey, sabrımızla ilgili tüm enerjimizi tükettiğimizi düşündürtmesin bize…

Sabredelim ama bunun dünyanın sonu olmadığını bilerek sabredelim…

Sabredelim ama bu bizim için her şeyin bittiği anlamına gelmeden sabredelim…

Sabır ve tahammüle en güzel örnek Yunus Emre'ye ait şiirin dizelerinde karşımıza çıkmaktadır. "Cana cefa kıl ya vefa, Kahrın da hoş, lütfun da hoş, Ya dert gönder ya deva, Kahrında hoş, lütfun da hoş."

Yazımı Şems-i Tebrizi’nin bir sözü ile noktalamak istiyorum.

Anladım ki:

İnsanlar; Susanı korkak.
Görmezden geleni aptal.
Affetmeyi bileni, çantada keklik sanıyorlar.
Oysaki biz istediğimiz kadar hayatımızdalar.
Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar..!

Kalın sağlıcakla…..

 

Sait Özdemir

Uzman Psk Danışman

saitozdemir.pskdan@gmail.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.