1. HABERLER

  2. AFRİN VE MÜNBİÇ DOSYASI

  3. Şafağın bekçileri..
Şafağın bekçileri..

Şafağın bekçileri..

Çekiyorum arkadaşlar!Yukarıdaki Ocak-1995 tarihli fotoğrafa dikkatlice bakınız. Bu fotoğrafta, çoğu artık farklı yayın organlarında görev yapan "Yeni...

A+A-

Çekiyorum arkadaşlar!
Yukarıdaki Ocak-1995 tarihli fotoğrafa dikkatlice bakınız. Bu fotoğrafta, çoğu artık farklı yayın organlarında görev yapan "Yeni Şafak Kurucu Kadrosu" görülüyor. İstisnasız hepsini sevgi ve saygıyla andığımız bu değerli isimlerin hemen sağ baş tarafında ise Türk sinemasının çok önemli yönetmenlerinden biri var. O kişi de Sinan Çetin... 1995 yılı Ocak ayında, gazetemizin ilk sayısı heyecan içinde yayına hazırlanırken, yazarlarımızın köşe klişelerinde yer alacak ilk siyah-beyaz fotoğrafları, sinemacılığının yanı sıra aynı zamanda usta bir fotoğrafçı da olan Sinan Çetin'in çektiğini biliyor muydunuz? İşte, bu toplu fotoğraf da o çekim gününden kalma bir hatıra bizlere... 

 14.yıl  Rasim Özdenören..

Bu gazetenin en eski yazarlarından biri sanıyorum benim. Gazete kurulduğundan bu yana buradayım.

Başlangıçta biri müstear isimle olmak üzere haftada dört yazı kaleme alıyordum. Müstear isimli yazımız genelde aktüel konular üzerine oluyordu. Zamanın genel yayın yönetmeninin talebiyle yazıların adedini ikiye indirdik. Aslında, bu, benim gazeteye en baştaki teklifimdi. Daha önceki günlük yazı deneyimimden her gün yazmanın zorluğunu biliyordum. Bir de benim gibi, gazetenin mutfağında bulunmadan dışardan yazan birisi için günlük yazı yazmak ömür törpüsü demekti. Daha sonra bir başka genel yayın yönetmenimizin teklifiyle yazımız haftada iki kere günlük kültür sayfasında yayınlanmaya başlayıp devam etti. Bilahare kültür sayfası kaldırıldı. Fakat bizim haftada iki yazımız devam etti. Şimdi, ilke olarak yine genel kültür yazıları kaleme almaya çalışıyorum. Bazen siyasal yazılara yer versem de bu bağlamdaki yazılarımız "siyasal istiareler" diyebileceğim bir format içinde biçimleniyor. Bir yazar için, bence öldürücü darbe, ona, yazısının işe yaramaz olduğunun yüzüne vurulmasıdır. Ben gerçi daha önce yazdığım gazetelerde de böyle bir tepkiye muhatap olmadım. Böyle bir tepkinin vukuunu sezinlediğin anda da yazmaya son verdim. Yeni Şafak, benim en uzun süren maratonlarımdan biri olmaya devam ediyor. Bunun nedeni, gazete yönetimi ile bir yazar olarak benim aramdaki ilişkinin özgürlük düzleminde sürüyor olmasıdır.

Bu gazetede belli sürelerle yazıp ayrılan başka köşe yazarlarının da, Yeni Şafak'ın bu özgürlükçü özelliğinin altını özenle çizmiş olması, içinde yer aldığımız ortamın, bize sağladığı rahatlığın ifadesi sayılmalıdır.

14 yıl boyunca, kendi köşemde, yazmak isteyip de yazmadığım, yazarsam acaba ne derler kaygısı duyduğum bir tek yazım bile olmadı. Bu meziyetin Yeni Şafak'ın üzerinde yer aldığı özgürlükçü ortamdan kaynaklandığı söylenmeden de teslim edilebilecek bir gerçekliktir. Beni de Yeni Şafak'ın kişisel olarak en çok ilgilendiren yanı burasıdır. Öteki meziyetleri de, onun bu meziyetinde içkindir.

 TAHSİN SINAV

Toplumun filozofu

Sanayileşme süreci içerisine çalışma ekonomisi, genelde iktisadî yapımız içerisinde istihdam analizleri; işsizliğin oluşturduğu toplumsal travmanın nasıl aşılabileceği; gelir, barınma yada yaşama sağlam tutunma güvenliğini nasıl oluşturabileceğimiz; barış, kültür ve istihdam bağlamı; fikir, ifade ve girişim özgürlükleriyle demokratik ve ekonomik gelişme bağlamı; iş ve sosyal güvenlik uygulamaları vb alanlar hakkında -bu kadar açık ifade edilmese de - yazmak için çağrılmıştım, Yeni Şafak'a 1995 yılı sonbaharında.. Belki bu çağrıda "Yeni Devir" gazetesinde 1982'lerde başlayan haftalık olarak hazırladığım "ekonomi sayfaları"ndaki birikimim etkili olmuştu.

Henüz Yeni Şafak'ta yazmaya yeni başladığım süreçte "Ekonominin Şiiri" başlığıyla kaleme aldığım bir yazıda, mutluluğumuzun çok boyutlu dokusunu özümsemeye çalışmış, kendimin bağlanacağı bir manifesto oluşturmayı hedeflemiştim. Ve en azından Kasım 1995 ayından buyana sürekli yazarak, bu arada okuyucu ihtiyaçlarına ve toplumsal beklentilere göre evrilerek bugünlere geldik.. Nisan 1997 sonları yada Mayıs 1997 başlarıydı, "Kemalizmin Hâlâ Filozofu Yok" başlığıyla yazdığım, toplumsal uzlaşma ve kaynaşma dokusunun bu nedenle statükoda oluşamadığını, ayrışmayı tetikleyen etkenlerin düşünsel temellerimizi çoraklaştırdığını ele aldığım bir yazının değerlendirilmesini istemiştim arkadaşlarımdan. Yayıncılık ilkeleri doğrultusunda sansürün hiç yaşanmadığı gazetemizde bu yazının da yayınlanmasında hiç sakınca olmadığı belirtildi. Bazı arkadaşlar da yazının o günlerde yayında olan "Yeni Yüzyıl"a vermem halinde mesajının daha doğru anlaşılabileceğini söylediler. Ve ben, o gün yazıyı yayına vermekten vazgeçmiştim. Ama uzlaşma ve birlikte mutlu yaşama esnekliğini dokuyamayan; yıllardır aşılamayan katılaşmış statüko şartları altında böyle bir yazıya ihtiyacın halen devam ettiğini düşünüyorum.

Kırılganlığın sürekli arttığı böyle bir toplumda "filozofi ihtiyacı"nı düşünelim. Bu toplumu iyi tanımayı ve varoluş esaslarının tüm ince detaylarını iyi analiz etmeyi kendisine vazife edinmiş fikir ve düşünce adamları bulunmasın veya böyle bir geleneği yaşatmayı becerememiş olsun. Diğer bir deyişle her anlamda etkili mesajları ve tezleri bulunan filozof yetiştirememiş olsun.. Ya da yetişmişleri yesin.. İşte Yeni Şafak, 1995'te kurulduğu günden bu yana, 14 yıldır gençliğinin yorulmazlığıyla bu anlamdaki eksiklikleri gidermeye yönelmiş "bir toplum filozofu fonksiyonu"nu yürütüyor. Fikir yükü, yayın deneyimleri ve bütün içtenliğimle yaşadığım kurumsal birikimi itibariyle "Yeni Şafak", kanımca kurumsal anlamda "Türkiye'nin Filozofu"dur. Ve giderek tüm yaşam alanlarını kuşanan enerjisiyle bu ihtiyacı karşılamada daha başarılı oluyor.

HAYRETTİN KARAMAN

Yeni Şafak dinci mi?

Bazı çevrelerin Yeni Şafak Gazetesi'ni "dinci" olarak yaftaladıklarını, bazı çevrelerin de onu toplantılarına ve mekanlarına sokmadıklarını biliyoruz.

Aslında hür ve demokrat bir ülkede "dinci" ne demekse öyle bir gazetenin de olması ve her mekana girebilmesi tabîîdir; ama ülke tabîî olmayınca "tabîî olan"dan bahsetmek de abes oluyor.

Başbakan "velev ki" deyince, Türkçe bilmeyen Türkler "Bakın devlet dairelerinde de başörtüsü yasağı kalkmalı dedi" diye yaygara koparmışlardı. Şimdi biz de "öyle bir gazetenin de" dedik ya, "Hah, işte itiraf ettiler" demeleri beklenebilir bir tepkidir.

İtiraf filan ettiğimiz yok, dinci olsa dinci deriz, değilse değil deriz.

Şimdi "dinci" ne demek, bunu biraz açalım.

Önce ifade çirkin ve yersiz kullanılıyor. Din ne bir meslektir, ne de alınıp satılan bir metâ. Bir dinin mensuplarına -veya onların bir kısmına- dinci denemez. Dilimizde bu maksadı ifade edecek "mutaassıp, köktenci, tavizsiz, dini düzenden yana" gibi ifadeler vardır, maksada göre bunlardan biri veya yine uygun bir başkası kullanılmalıdır.

Yeni Şafak Müslüman milletimizin aynası gibidir. Yapılan kamuoyu araştırmaları "din-devlet, din-siyaset, din ve farklıların birlikte yaşaması, din özgürlüğü" konularında halkımızın ne düşündüğünü ve nasıl davrandığını açıkça ortaya koyuyor. Buna göre halkımız "dinci" değilse, Yeni Şafak Gazetesi de dinci değildir. Şöyle de söylenebilir: Halkımızın kahir ekseriyeti ne ise gazete de onun aynasıdır.

Gazetemizin din ile ilgili durum, tutum ve davasını, bana göre şöyle özetlemek mümkündür:

Ülkemizde din özgürlüğü gerçek ve kamil manada demokrat olan ülkelerde olduğu gibi olmalıdır. Kimse kimseye din ve ideoloji dayatmamalı, genel ahlak ve evrensel hukuk çerçevesinde herkes inandığı gibi konuşmalı, yazmalı ve yaşamalıdır.

Gazetemizin yazarları ve personeli seçilirken din kriter olarak alınmamakta, yukarıda özetlemeye çalıştığım prensip ölçü olmaktadır. Başından beri -ayrılanları sevgi ve saygı ile hatırladığımız- yazarlarımızın ve yöneticilerin isimlerine ve kişiliklerine bakanlar bunun böyle olduğunu tasdik edeceklerdir.

Bu ülkenin Yeni Şafak gibi gazetelere de ihtiyacı vardır ve inşallah gazetemiz daha nice 14 yıllarını kutlayacaktır.

 

GÖKHAN ÖZCAN

Hiç ihanet etmedi

Yeni Şafak, Türkiye'nin uzun geçen 14 yılı boyunca her gün okuyucusuyla buluştu. Bu 14 yılın önemli bir kısmı çalkantılarla geçti. Trenin raylardan çıktığı, demokrasinin vesayet altına alındığı dönemler oldu. Bütün bu zor zamanlar boyunca Yeni Şafak çizgisini, duruşunu, tavrını dirayetle korudu. Oluşan olağanüstü şartları bahane ederek yalpa yapmadı, toplumun sinir uçlarıyla oynamadı, andıçlar yayınlamadı. Gerçeğe sahip çıkmanın mücadelesini verdi. Dolayısıyla Türkiye'nin yaşadıklarından haberdar olmak isteyen okuyucularına da ihanet etmemiş oldu. Bu 14 yılın tarihini yazacak olanlar Yeni Şafak'ı güvenilir kaynaklar arasında sayacaklar, bunu son derece önemli buluyorum. Birkaç yıllık bir aranın dışında sayfaları arasında kendime yer bulabildiğim bu gazetenin bir parçası olmaktan mutluluk duyuyorum. Biliyorum ki bu dönemin gazetecileri arasında bu cümleyi bu gazetenin yazarları kadar rahat söyleyebilecek az sayıda gazeteci var.

Yeni Şafak sayfalarında sayısını artık hatırlayamadığım kadar çok yazı yazdım. Türkiye'nin gayrı resmi yazı standartlarını epeyce zorladığım zamanlar da oldu. Buna karşılık gelmiş geçmiş yayın yönetimlerinden hiçbiri beni hizaya getirmeye çalışmadı. Yeni Şafak öteden beri kendi hizasını bulabilen gölgesiz zihinlerin buluştuğu bir adres oldu.

Kurulduğu gün Yeni Şafak çatısı altında olan isimlerden biri olarak geçen bu 14 yılın gururunu yaşıyorum. Yeni Şafak, geçen 14 yılda olduğu gibi Türkiye'nin geleceğe uzanan yolculuğunda da önemli roller oynayacaktır, bundan hiç şüphem yok. 14 yıl boyunca bu gazetede görev alan, bu gazeteye emek veren bütün arkadaşlarıma, dostlarıma tebriklerimi sunuyorum.

 

 

NAZİF GÜRDOĞAN

 

Misyonu olanın mesajı olur

Türkiye'de ilkesizliğin bir bulaşıcı hastalık gibi, her alana yayıldığı bir dönemde Yeni Şafak, doğru düşünenlerin ve doğruyu arayanların gazetesidir. Misyonu ilkelik, vizyonu açıklık olan Yeni Şafak için, peşinde koşulan iyi haber, kötü haber değil, doğru haberdir. Bunun için, Yeni Şafak haber yapandan daha çok haber veren bir gazetedir.

Yeni Şafak yöneticileri, yazarları, çalışanları ve temsilcileriyle öğrenen bira iledir. Yeni Şafak öğrenen ailesinde dayanışma ve yardımlaşma doruk noktasındadır. Yeni Şafak'ı bugünlere taşıyan, sağduyu odaklı, misyon ve vizyonunun bilincinde ve sinerji doğurmasını bilen, öğrenen aile ruhudur. Yeni Şafak'da öğrenme ya da öğretme her şeyin önünde gelir.

Anadolu'da sürekli vurgulandığı gibi sağduyu için yol birdir. Sağduyulular hiçbir zaman yanlışta birleşmezler. Sağduyu, Yeni Şafak'ın gören gözü, duyan kulağı ve yazan kalemidir. Bu yüzden Yeni Şafak için güzel haber, doğru haberdir, doğru haber, güzel haberdir. Yeni Şafak güzellikte ve doğrulukta sınır tanımayanların gazetesidir. Yeni Şafak sağduyudur, sağduyu Yeni Şafaktır.

 

FATMA KARABIYIK

İçimizde bir mekân: Yeni Şafak

Köşe yazarlığımın miladı Yeni Şafak ile başladı. Yeni Şafak ile köşe yazarlığım yaşıt.

İlk yazımın yayınlandığı tarihi esas alacak olursak yazarlığımın 28. yılı. Bir üniversite öğrencisi olarak Doğuş Edebiyat dergisinde yazdığım ilk yazının başlığı hala hatırımda: Taş bina için.

"Köşe yazarı" olarak maceram, İzlenim dergisi ile Yeni Şafak'ın buluştukları doku üzerinden gerçekleşti. İzlenim'de yazan hemen hemen herkes Yeni Şafak'a köşe yazarı olarak geçti.

Yeni Şafak'taki yürüyüşüm Nazife Şişman'ın ikramıdır aslında. Kendisine teklif edilen "kadın sayfası"nı sen başında ol biz seni destekleyelim diyerek sunduğu ikram. İkram'ı, dindar kadınların tarihinde bir "desen" olur ümidiyle kabul ediş...

Sayfamızın adı Desen olarak kondu böylece. Nazife Şişman, Seyhan Büyükcoşkun, Yıldız Ramazanoğlu, Belkıs İbrahimhakkıoğlu, Ayşe Böhürler, Ayşenur Kurtoğlu, Nevin Meriç Desen sayfasına kelimeler üzerinden harç taşıdı.

Yeni Şafak bizden bir kadın sayfası, belki de diğer gazetelerdekine benzeyen "kadınsı" sayfa bekliyordu. Biz ise kadın sayfası değil kadınların sayfası olarak yerleştirdik kelimelerimizi cümlelerin içine. Devam etmesini çok isterdik. Olmadı. Sayfamız elimizden alınırken bahşiş olarak bendenize "köşe" verildi.

Yeni Şafak pek çok özelliği ile Türkiye'ye model olacak bir "mekan". Yeni Şafak bir yer değil. Bir mekan. Hürriyetin, düşüncenin, sağduyunun, kardeşliğin mekanı. Keşke herkes her yerde, Yeni Şafak yazarları kadar özgür olabilse. Şunca yıl tek bir yazım Yazı İşleri'nden dönmedi. Tek bir yazıma şerh konulmadı.

Yeni Şafak'ı Türkiye'nin ışığı, hür düşüncenin atölyesi olarak selamlıyorum.

Nice yıllara...

HÜSEYİN HATEMİ

Yeni Şafak'ta yazmak

12 Şubat 2006'da üçüncü defa Yeni Şafak'ta yazmaya başladım. Bugüne kadar da ömrümün en uzun gazete yazarlığı dönemini sürdürüyorum. Başlangıcında, ondört yıl önce de yazmaya başlamıştım. İlk yazarlığım kısa sürdü. 1994'de başladı ve yıl sonu gelmeden sona erdi. Bundan önce de 1984 sonlarından 1985 Şubat'ına kadar bir "Millî Gazete" yazarlığım, ardından da 1986-1987 arasında, Zaman'ın ilk çıkışından itibaren 1987 Mayıs başına kadar altı aylık ve haftada altı gün yazdığım bir Zaman yazarlığım olmuştu. Her nedense Zaman gazetesi sonradan benim yazarlığımı resmî tarihinden çıkardı ve bilmezlikten geldi.

Yeni Şafak'ta ikinci kez 1996-1997 arasında, 28 Şubat öncesi, çok sisli bir dönemde yazdım. Hemen hiç kimsenin okumadığını görünce bıraktım. Kısa bir süre sonra da 28 Şubat dönemine girildi. Yeni Şafak, benim kanaatimce, 2002'den sonra, çocukluk dönemini tamamladı ve çok daha iyi bir üsluba kavuştu. Esasen 28 Şubat'tan sonra gazetelerinden uzaklaştırılan birçok yazarı kadrosuna alması da bu değişikliğin başlangıcıydı. Beni üçüncü kez yazmaya Mustafa Karaalioğlu ikna etti. Hâlâ bazı çevrelerden bir kısmı edepli, çoğunluğu çok edepsiz ve seviyesiz tepkiler alıyorum. Ne var ki "bu günkü Yeni Şafak'ta yazmaktan memnunum. Kendi gözlerindeki merteği göremeyip el gözündeki çöple uğraşanların -hele çok edepsiz olanları!- tepkilerine aldırmıyorum. Kem söz sahibine rücu eder.

Gazeteler de değişebilirler. Yeni Şafak iyiye doğru değişti. İnşaallah daha da iyi olur. Kötü yönde değişen gazete örneği çok. Hele Resûl-i Ekrem'e (S.A.) saygısızlık eden gazetelerde yazmış olmanın hesabı ileride nasıl verilebilir? Sağladığı dünya menfaati insanın gözünü karartmamalı!

Ondört rakamı güzeldir. Çünkü "Ondört Ma'sûm-i pâk" çok çok güzeldir. Yeni Şafak'a nice ondört yıllar tevfîkini; Allah'tan niyaz ediyorum.

OSMAN AKKUŞAK

Şafaklarımızda bir 'Yeni Şafak'

türk toplumunda kitap tanıtımını ve kitap eleştirilerini sık icra edilen bir misyon haline getiren, ve bunu hattâ periyodik bir basın alışkanlığı ve yoğunluğu seviyesine ulaştıran gazete, hiç şüphesiz elinizdeki gazete yani "yeni şafak"tır.. yeni şafak'ta bu vazifenin sorumluluğunu devamlı olarak yüklenen kişi de, değerli okuyucularım bilirler ki, bu satırların yazarı olmuştur.. aşağı yukarı gazete çıkmaya başladığı günlerden itibaren yeni şafak sütunlarında edebiyata; şiire, romana, araştırma ve incelemeye; felsefe, tarih ve sosyolojiye, psikolojiye; hatırat, biyoğrafi ve bibliyografyaya ait eserlerin okunup incelenerek tenkîdî bir tanıtımının yapılması; bu satırları yazan kalemin birinci işi, başta gelen görevi olmuştur..

bu iş, evvelâ, her kitabın adını veya yazarını başlık olarak kaydeden, günü değişik köşe yazıları halinde devam ettirilmiş, daha sonra: "pazartesi notları" ve "perşembe notları" sütunlarında kitap ve kültür ağırlıklı neşriyat olarak temadisi (devamı) sağlanmıştır..

zaman zaman tek bir kitab hakkında yapılan tahlil ve inceleme, bağımsız bir günlük yazının konusu olarak ele alınmış, bazı kereler ise üç-beş eser, hattâ on-onbeş eser bir liste haline getirilip okuyucuya o şekilde tavsiye ve takdim edilmiştir..

kitap tanıtım ve tavsiye yazılarının gazeteniz "yeni şafak"ta devamlı olarak yayınlanması, diğer basın organlarını da etkilemiş, birçok günlük gazetede, periyodik bir surette "kitap eki" yayınlanmasına başlanmıştır.. yeni şafak'taki kitap eklerinin ağır yükünü genç yazarımız hale kaplan öz taşımış bulunmaktadır.. kendisi takdir ve teşekkürü fazlasıyla haketmiştir..

kitap tanıtımının böyle yoğun bir manzara göstermesi, yazarlar ve yayınevleri için etkili bir teşvik ve yardım yerine geçmiş, edebî ve ilmî eserlerin, çocuk kitaplarının çoğalmasına, bol miktarda kitap yazılmasına ve hazırlanmasına sebeb teşkil etmiştir..

gazetemizin şimdiye kadar verdiği kitap eklerinde adı geçen kitaplardan ve kitap tanıtım yazılarından herhangibir ücret taleb edilmemesi, yayıncılıkta olumlu bir tesir yaratmıştır.. kitap eki veren diğer basın organlarının da bu hizmetten bir ücret taleb etmediğini tahmin ediyoruz.. bütün bu izahat ve açıklamalardan sonra şu hususu rahatlıkla kabul edebiliriz ki, yeni şafak, kitap tanıtım ve eleştirisine ait devamlı yazıların ve kitap ilâvelerinin bâbıâli'de âdet haline gelmesini başlatan gazete olmakla haklı bir övgüyü ve övünmeyi hak etmiş bulunmaktadır.. gazetemizin 14 senedenberi yaptığı neşriyatı gözden geçirenler bu gerçekle yüzyüze geleceklerdir..

 

Yeni Şafak'ın prensipleri

 

  • yeni şafak, muhafazakâr bir demokratlığı kendisine şiar edinmiştir.. halk hâkimiyetini ve halka hizmeti daima esas kabul etmiştir..

 

  • milletimize yapılan hizmetleri takdir etmeyi ve haksız eleştirileri eleştirmeyi kendisine prensib ittihaz etmiştir..  
  • dış dünya ile özellikle ABD ve AB ile karşılıklı faydaya ve işbirliğine yönelik politikaları daima desteklemiştir.. komşularımızla iyi niyete dayanan ilişkilerin vücud bulmasına hizmet eden bir yayın politikası izlemiştir.. böyle olmakla beraber millî menfaatlerimizi zedeleyen iç ve dış hareketlerin ve hâdiselerin de herkesten evvel karşısına dikilmiştir..

 

  • 14.ncü yaşını idrak eden gazetemize ait bu özelliklere temas ettikten sonra en kıdemli yazarı olarak önemli bulduğum iki hususu işaret etmekten kendimi alamıyorum:

 

  • yazarlarının ezici çoğunluğunun dili, yani, türkçesi pek güzeldir, pek edebîdir.. bir gazete için bu nokta, elbette ki çok mühimdir..

 

  • ikincisi, yazarları, editörleri, muhabirleri, operatör ve grafikerleri, seksiyon şefleri velhasıl, gazetenin bütün elemanları; pek seçme bir topluluktan ibarettir.. hem meslekî bakımdan hem de insanî münasebetler bakımından sanki en seçme, en kaliteli insanlar biraraya gelmiş, diyebilirsiniz.. 14 yıl içinde gelip gitmiş bazı yöneticilerle ihtilâfa düşüp ayrılmaya niyetlendiğim zamanlar olmuştur.. fakat bu seçkin bu pek hakikatli insanlardan ayrılmaya gönlüm razı olmamıştır.. gazeteye her gelişimde bir kısmı elimi öper, bir kısmı boynuma sarılır.. böyle bir mekândan siz ayrılabilir misiniz?. başta gazetemiz sahibi ahmet albayrak ve mustafa albayrak olmak üzere genel yönetmen yusuf ziya cömert ve bütün mesai arkadaşlarına basın ve millet hizmetinde nice "14 yıllar" idrak etmelerini canügönülden temennî ederim.. sevgili okuyucularım, Allah sizi "yeni şafak"tan, "yeni şafağı" da okuyucularından ayırmasın!..

ÖZLEM ALBAYRAK

Az zamanda çok iş

Bir yıl daha geçmiş demek. Ne tuhaf, ne çabuk; Yeni Şafak 13'ünü bitirmiş, 14'e girmiş. Bu, bir insan ömrü için bile 'ciddiye alınma' yaşının çok altındayken; hele gelenekleri asırlara yayılan, sözleri tecrübeleriyle tartılan 'büyük' gazetelere kıyasla çok kısa bir zaman dilimi gibi görünüyor değil mi? Ama işte, o iki kelimeye klişe muamelesi yapmanın hiç sırası değil; çünkü zaman, hakikaten göreceli.

Şuncacık yılda bir 'referans gazetesi' olmak, az şey mi? Özgürlüklerden yana tavır koymayı, demokrasi ve insan haklarından taviz vermemeyi ilkesel bir duruş olarak oturtma başarısı, it izinin at izine karıştığı böylesi bulanık bir dönemde üstelik, yabana atılabilir mi? Bütün bunlara, toplum katmanlarının taleplerini doğru okuma ve yansıtma konusunda okurlarına duyumsattığı 'ayrıcalık' hissini de ilave edersek; Yeni Şafak'ın az zamanda çok işler başardığını teslim etmemiz abartılı mı bulunur? Hiç sanmıyorum, hatta az bile diyorum.

Bana gelince; çalıştığı kurumla 'duygusal bağ' kurmayı bir tür zaafiyet olarak algılayan modern profesyonel iş gurusu beyanatlarına omuz silkmek; ardından Yeni Şafak'a uzun ve güzel yıllar dilemek isterim. 13 yılda çocukluktan büyüklüğe geçmiş, o 13 yılda nice çocuklar büyütmüştür. Başarıları hiç eksik olmasın, bahtı hep açık olsun.

 

yeni şafak

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.