Mehmet Yürekli

Mehmet Yürekli

Siyonist İngiliz anahtarı, DEAŞ…

 

Dünyayı müşrik hainlerden kurtarmak için…

İnsan, gerçek manada hür olabilmesi için…

Hakikî ve insanî bir medeniyet için…

İslam’da Dünya Görüşü

Felsefenin en derinlerine inildiği halde hâlâ ‘sathi’lik vasfından hiçbir şey kaybetmeyen bir muamma üzerinde, Şark felsefesi asırlar boyu türlü hükümler vermiştir. Birden bire bir zerresine dahi aşina olmadığı bir âleme düşen insan duygularının tedrici inkişafı ile ona intibak ediyor. Eğer bu ilahi mucize olmasa idi hiçbir mevcut yaşayamazdı. Bu âleme düşen insan bütün aczine rağmen ana şefkatinden, ana sütünden başlayarak her türlü imkânı hazır buluyor. Bu, kâinatta insanın müşahede ettiği sonsuz mucizelerin çok muhteşemlerinden biridir. (1)

Şark felsefesi bu halde bulduğu insanı, ona va’dedilen kemale eriştirmek için derece derece sıraladığı bilgiler arasında “kendini tanımak” diye bir bâb ayırmıştır. Bundan evvelki bilgiler daha ziyade insanın maddi hayatını korumak ve devam ettirmek içindir. Bu fasılla insanın ma’nâ hayatına giriyor. Evvela cemiyet hayatının zaruri ilk merhalesi olan dinler üzerinde durarak onların arasındaki ihtilaflardan bahsediyor. Çünkü cemiyetin hücresi olan ailede dahi fertlerin riayete mecbur olduğu bir takim kanunlar vardır. İşte bu ufak ve adeta insiyakî kanunlar din müessesinin de hücresidir. Bu müessesede “tevhid” i bulduktan sonra insanlar için bilinmesi zaruri olan iki esası ortaya atıyor:

1. Allah’ı tanımak ve O’nun birliğine zan ve şüpheden ârî bir yakîn ile inanmak.

2. İnsanlık âleminin yaratılmasının aslı ve hikmeti.

Bu iki esasa yabancı olarak yaşayan insan ancak rüya içinde yaşayıp uyanamayan bir insandır.

Peygamberler, âlimler, hakîmler beşeriyeti bu uykudan uyandırmaya memur olan varlıklardır. Peygamberlerin, âlimlerin, hâkimlerin bu kitapları, hakiki hazineleri gösteren birer rehberdir. Bunlar insanın haricinde ve içinde Hakkın birliğine ve varlığına delalet eden açık veya gizli nice alâmet ve işaretleri gösterir. Bunları görerek bilen ve bu tereddütsüz ve kat’î iman ile Hakkı gören insana hakikî âlim denir. Ve doğrusuda budur. Çünkü bu insana yaradılışın yüklediği vazife yani “irfan” istikametinde bir bilgidir. Buna yabancı olanlar dahi cahil sayılırlar. Bütün diğer ilimler: ayrı ayrı hâdiselerin incelenmesi ve bunların kanuna bağlanmasıdır. Kanun, insan dimağının tevhid ihtiyacından doğar.  Hakikî âlim, diğer ilimleri insanlığın faydası ve refahı için inceler. Fakat burada kalmaz. Onların içinde cereyan eden ezelî kanunu görerek asıl insan ruhunun büyük ihtiyacına cevap vermeğe çalışır. Bu satıhtan içe giden bilgi, irfan dediğimiz bilgidir. Şu halde bütün diğer bilgiler bu hakikî ve insanî bilgi karşısında gaye değil vasıtadır. Onların hiçbirisi insan ruhunun ezeli derdine deva değildir.

Bu tevhit ilmine vakıf olanlar Hakkı açıkça müşahedeye erişir ve bu tevhit nûru ile beşeriyet âleminin yaradılışının asıl ve hikmetini idrak ederler. Bu idrak hudutlarının icapları içinde gelişen bir medeniyet hakikî ve insanî bir medeniyettir. M. İkbal’in hasretini çektiği medeniyet budur. Büyük bir mütefekkirin eserinde yer yer geçen Lâ ilâhe… kelimesinin içinde bu idrakin bütün cepheleri mevcuttur.

Ancak Hakkı açıkça müşahede meselesi, üzerinde çok durulacak mevzudur…

 

 

 

Yani, insan ruhunun ezeli derdine deva: hakikî ve insanî bilgi, irfan dediğimiz bilgiler ışığında hakikî ve insanî bir medeniyettir…

Evet, Siyonist İngiliz aklı olan DEAŞ: Müslümanların haricindeki, İslam düşmanı İngiliz, ABD, Irak, İran, Suriye Esed, PYD, PKK vs. tüm müşriklerin işine yarayan bir İngiliz anahtarı DEAŞ, bu anahtar tüm küfür milletleri birleştirmiştir. Ve böylece dünyadaki bütün iç çatışma, terör ve savaşın yoğun olduğu yerler hep Müslüman ülkeler, Müslüman halk, kadın, çocuk, yaşlı, demeden öldürülmeleri, hatta toplu katliamlara maruz kalmalarının vebalini hangi kral, hangi başbakan, hangi başkan’ her ne dersen de sorumlu Allah’a bu katliamların hesabını veremez!..

Ve dahi biz Müslümanlar milyonlarca din kardeşlerimize yapılan bu haksızlıkların, tecavüzlerin, katliamların, vahşetin hesabını nasıl vereceğiz..yoksa suçu yine Siyonistlere mi atacağız…

Bırakın bir evi, bir mahalleyi, bir köyü, bir kasabayı, bir ilçeyi, bir şehri, bir ülkeyi, bir kıtayı, hatta bir kaç kıtada Müslümanların evlerini, barklarını, ırz ve namuslarını yakıp yıkan, milli servetlerini yağmalayan Siyonizm'in emir erleri bu defada DEAŞ senaryo uygulamasından başkası değildir. 

Ve böylece batılı kapitalistler: demokratik toplum, özgür yaşam, insan hakları gibi Fravunî oyunları ile İslamofobi hayaletiyle bütün insanlığı ve bizleri bu masallarıyla uyutarak, insanlık tarihinin en büyük katliamını gerçekleştiriyorlar…

Bu masalcılar iyi bilsin ki; şu ayet iyilerle kötüleri bir tutmanın ilâhî adalete uymayacağını ortaya koymaktadır:

‘Allah'a ve Rasûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.’(2)

Kur’an, Müslümanlara, insanlara, topluma zarar vereceğinden korkulan terörist eylemlerde bulunma potansiyeline sahip odakların bu eylemlerini önlemeye yönelik bir korkutma ve caydırma girişimiyle ilgili ayete şöyle bildirilir:

‘Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.’(3)

Hz. Peygamber, bu duruma işaret olarak şöyle der:

‘Müminin hali ne güzeldir! Eğer bir nimete mazhar olursa şükreder, sevap kazanır. Bir musibete uğrasa sabreder, yine sevap kazanır.’(4)

İnsan, gerçek manada hür olabilmesi ‘O’na kul olmaktan’ geçer. ‘Yalnızca sana ibadet eder ve sadece Sen’den yardım dileriz.’diyebilmekten büyük hürriyet tasavvur olunmaz…

Bir insanın hür olabilmesi, kalben ve bedenen rahat olabilmesi kendi elindedir…

 

Mehmet Yürekli, adanapost

05.12.2015, Adana

 

 

Kaynakça:

  1. Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan
  2. Maide, 33
  3. Enfâl, 60
  4. Müslim, ‘Zühd’, 64

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.