Tartışmak mı, Sövmek mi?

Osmanlı Türkçesi Üstüne Kişisel Düşünceler

Tartışmak iyidir, yeter ki tartışmasını bilelim.
İnsanı diğer canlılardan ayırt eden de budur.
Kavga ve yıkıcılık değil tartışabilme.
Herkes fikrini serbestçe söyleyebilsin.

Ben de söyleyeyim. Ama biraz kapalı olsun. Anlayan anlar, anlamayan anlamaz.

İsteyen ideolojisiyle yargılar, isteyen yargılamaz.

Bu durumu bol kahveli keyiflere bırakıyorum.

Hadi diyelim ki Osmanlı Türkçesiyle yazılmış bir şiiri Latin harfleriyle yazsak (ki Türk Edebiyatı ders kitaplarında Fuzuli'den, Baki'den, Tevfik Fikret'ten, Mehmet Akif'ten şiirler vardır) acaba anlamakta güçlük çekmiyor muyuz?

Samimi olalım ve itiraf edelim.

Örneğin Ahmet Haşim'in "O Belde"sini okuduğumuz zaman ne hissediyoruz?

Cahilliğimiz yüzümüze yüzümüze vuruyor mu, vurmuyor mu?

Osmanlı Türkçesini sadece Farsça ve Arapça ile bozulmuş ağdalı bir dil diye düşünenler Yunus Emre şiirleri hakkında ne diyecek? O dil Osmanlı Türkçesi değil mi? Şimdi diyebilirler ki, Yunus Emre, Anadolu Türkçesiyle söylüyordu. Bunu diyenler acaba üç beş tane Yunus Emre şiiri okuyup (bu arada Yunus Emre'yi Derviş Yunus, Abdal Yunus vs. ile karıştıranlar da vardır) konuşanlar mıdır, yoksa onun şiirlerinde Farsça ve Arapça'dan çok sayıda kelime kullandığını bilerek fikir yürütenler midir?

İşte burası da benim açımdan dikkat çekicidir.

Evet, doğrusu Yunus Emre saf Türkçeye özen göstermiş bununla birlikte kimi zaman Farsça ve Arapça kelimeleri doğrudan kullanmış, kimi Arapça ve Farsça kelimelerin Türkçe karşılıklarını bulmuş, kimi zaman da Arapça ve Farsça kelimeleri bozarak Türkçe’nin gramerine uydurmuştur. Aslında Osmanlı devletinin genel dil politikası bu yöndeydi. Diğer dillerden transfer edilen kelimeleri hem anlam hem de yapısal olarak bozar ve aynen almazdı. Örnek mi "şehir" kelimesi... Araplar şehre "medine" der. Daha fazla örnek vermeye gerek yok.

Bir de meselenin şu boyutu var.

Konuyu sadece alfabe üzerinden mi tartışacağız yoksa kaybolan dil üzerinden mi?

Bilge Kağan kalkıp dirilse ve konuşmaya başlasa ne olurdu acaba? 
Hadi diyelim Osmanlı Türkçe'sini anlamazdı, peki bizim şimdi konuştuğumuz dili anlar mıydı?

Bu arada Atatürk'ün Nutku'nun, Mehmet Akif'in Safahat'ının, Necip Fazıl'ın "Örümcek Ağı" ve "Kaldırımlar" isimli şiir kitaplarının Osmanlı Türkçesi ile (tabii ki harf inkılabı yapılmadan evvel yayınlandığı için Arap harfleriyle) kaleme alındığı ne çabuk unutuldu.

Fuzuli'yi ve Baki'yi anlamayanlar acaba Osmanlı Türkçesi'ni yabancı dil mi sanıyor?

Harften vazgeçtik, haydi kelimeleri öğrenmeye başlayalım ve anlayalım.

İlk olarak Ahmet Haşim ile başlıyoruz.

Zira "Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz" derken ben de bu şiirleri anlamayanlara aşina olamadığımı söylemeliyim.

Asım YAPICI

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.