İbrahim Halil Sipahi

İbrahim Halil Sipahi

Türk-İslam dünyası artık uyanmalıdır.

 

Birinci dünya savaşından sonra yapılan antlaşmalar ile Osmanlı imparatorluğunun hâkimiyeti altındaki Türk ve İslam beldeleri emperyalistlerin kontrolü altıda irili, ufaklı sözde müstakil, özünde ise birer sömürü devlet haline gelmişlerdir.

Balkanlar ve kuzey doğuda Sovyet Rusya himayesi, Afrika’da haçlı, doğu ve Arap yarım adasında ABD ve İngilizlerin kontrolüne giren, Türk ve İslam devletleri. Yine bu emperyalist ve Siyonist güçlerin atadıkları kral ve diktatörler vasıtasıyla buraları bir yandan sömürmüş diğer yandan inanç ve kültür baskısı atında içten bölücülük faaliyetleri yürütmüş. Suni idealler ortaya süren terör örgütleri türeterek, İslam coğrafyasını korku, vahşet salarak kan deryasına döndürmüşlerdir. 

 

İslam coğrafyası yangın yeri;

İslam coğrafyasında yakın tarihte, İran-Irak Savaşı, Pakistan-Bangladeş Savaşı ve Irak’ın Kuveyt’i işgali,  gibi Müslüman ülkeler arasında geçen savaşlar yaşanmış. Afganistan’da, Yemen’de, Lübnan’da, Irak’ta veya Cezayir’de gibi Müslüman ülkelerde çoğu etnik ve siyasi sorunlar nedeniyle iç savaş ve çatışmalar yaşanmıştır. Emperyalist batının desteği ile 18 Aralık 2010 tarihinde “Arap baharı” adı altında Tunus’ta başlayan daha sonra Mısır, Yemen, Cezayir, Ürdün ve Suriye'ye sıçrayan iç çatışmalar, burada iktidarları devirmiştir. Halen Suriye’de iç savaş devam etmektedir. Müslüman ülkelerin kendi aralarındaki savaşlar ve kendi iç çatışmalarında sadece Irak’ta bir buçuk milyon olmak üzere milyonlarca Müslüman hayatını bir hiç uğruna kaybetmiştir.

Bugün İslam coğrafyasının hemen her köşesi, iç çatışmalar, terör ve emperyalistlerin memuru iktidar sahiplerinin zulmü altında, adeta cayır cayır yanıyor. Buna da maalesef başta Müslüman ülkeler olmak üzere tüm insanlık seyirci kalıyor.

İkinci dünya savaşından sonra Sovyet Rusya ve doğu blok’una karşı kendilerini koruyacak bir güç birliği oluşturan. Aralarına doğu karakolu olarak kullanmak üzere Türkiye ve İslam ülkelerinden bazılarını da dâhil ederek kurulan NATO ve kapsamı genişletilmiş Birleşmiş Milletler Topluluğu (BM) sadece emperyalist batı dünyasının güvenliği ve çıkarlarını korumakla meşgul oluyor. Türk ve İslam dünyasında yaşanan olaylara ise seyirci kalıyor.

Türk ve İslam coğrafyasının enerji kaynakları göz kamaştırıyor. Bu yüzden enerji kaynaklarının bulunduğu coğrafyada yaşayan Müslüman milletlerin uyanmaması bölgede sürekli bir kaos, birbirleri ile vuruşturularak can pazarına düşmesi ve uyutulması gerekiyor.

Türk-İslam dünyası yaklaşık 1.5 milyarlık nüfusu, sahip olduğu yer altı zenginlikleri ve coğrafyasının stratejik önemi ile büyük bir güçtür. Bu nedenle Türk-İslam dünyasının geleceğinin dünya barışını ve güvenliğini doğrudan ilgilendirdiği, günümüzde pek çok akıl sahibi tarafından bilinmektedir. İslam dünyasının başını kaldırması, düştüğü bu tuzaktan kurtulmak için birlik olması değerleri ve ziynetlerine sahip çıkması Emperyalist batının sömürgeci ve zalim planlarını altüst edebilir. Bunun için böl, parçala ve yut politikası emperyalizmin en büyük aracıdır.

 

Türk ve Müslüman devletler bölünmüştür;

Bundan bin dörtyüz yıl önce ayrılık ve gayriliği, İslam’ın din kardeşliği ve ümmet olma vasfı ile bir araya getirdiği birlikteliği sonrasında sağlamlaştıran ve kontrol eden Osmanlı devletinin yıkılışı ile Müslümanlar arasındaki birlikteliğin her geçen gün parçalanarak dağıldığına şahit olmaktayız.

Sovyet Rusya’nın dağılması ile bağımsızlığına kavuşan Türk devletlerinin bir araya gelemeyişi, Bu Türk devletlerine sahip çıkması ve birliği sağlaması beklenilen Türkiye’nin gereken yakınlığı ve çabayı gösteremeyişi Müslüman Türk dünyasını birbirinden ayrı tutmuş aynı zamanda İslam dünyası ile bütünleşmesinden alıkoymuştur.

Çeçenistan,  Kırım, Doğu Türkistan, Irak ve Suriye Türkmenleri, Arakan, Myanmar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin durumu ve daha birçok İslam ülkesinde yaşanan sıkıntılar çözüm beklemektedir.

Bu parçalanma, ayrı-gayricilik ve Türk-İslam dünyasının kendi içinde birlikteliğini sağlayamamış olması ile birçok Müslüman ülkenin yalız kalmasına, geri kalmasına sebep olmuştur. Türk-İslam dünyası geniş maddi kaynaklarına ve insan potansiyeline rağmen bilimde, teknolojide, sanatta ve eğitimde istenen seviyeye gelememiş emperyalist batıya muhtaç ve köle olmuştur.

Türk-İslam dünyasında ülkeler arasındaki ayrı-gayriyi giderecek, anlaşmazlıkları çözecek, sosyal, siyasi ve ekonomik işbirliğini sağlayacak bir merkeze ivedilikle ihtiyaç vardır.
Türk ve İslam dünyası artık uyanmalıdır. Bir an evvel bir araya gelecek atılımları yapmalı ve geleceğine sahip çıkmalıdır. Bunun yolu da “TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ”’nin kurulmasından geçmektedir.

 

Türk-İslam Birliği ivedilikle kurulmalıdır;

Türk-İslam dünyasının dört bir yanında birbirinden son derece farklı dini yorumlar, görüşler ve modeller hâkimdir. İslam’ın doğru anlaşılması, yaşanabilmesi için öncelikle bir “İslam Rönesansı” gerçekleştirmek gerekmektedir. Ardından Türk-İslam dünyasında dini ve sosyal konularda birlik oluşturacak bir merkez kurulmalıdır. 56 Müslüman ülkenin bir arada olduğu “İslam İşbirliği Konferansı” bu konuda yetersiz kalmaktadır. Bütün Türk-İslam dünyasının sorunları ile ilgilenip bu sorunlara çözüm üretecek daha kapsamlı bir birliğe ihtiyacı vardır. 

Osmanlı’nın devamı ve mirasını devralan Türkiye bu konuda tarihi sorumluluğundan artık daha fazla kaçamamalıdır. Türk ve İslam dünyası “TÜRK –İSLAM BİRLİĞİ’nin kurulması için Sovyet Rusya’dan ayrılan Türk devletlerinin uzun zamandır yaptığı çalışmalara Türkiye’nin dâhil olarak önderlik yapmasını beklemektedir. Türkiye bu tarihi sorumluluktan daha fazla kaçmamalıdır.

Türk İslam birliğinin kurulması için önderlik yapması beklenen Türkiye’nin bir an evvel AB’nin kapısının önünde yatağını kaldırması, Türk-İslam coğrafyasını yeniden şekillendirmeye ve kaynaklarını kullanma projesi olan BOP’un eşbaşkan’lığını bırakması gerekmektedir. Dünya liderliğinin kapısı önce Türk ve İslam dünyasının liderliğini kazanmakla açılır.

Türkiye kırk yıldır, örfünden, kültüründen, geleneklerinden vazgeçerek, AB’nin her isteğini emir telakki ederek harfiyen uygulamakta olmasına rağmen kurucu on iki ülkenin teminat altında olan bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ayrıcalıklarını da istifade edemeyeceği. Sadece katılımcı ülke statüsünde içerisinde yer alabileceği AB üyeliği için; Türk ve İslam ülkeleri ile arasında kültürel, ekonomik, siyasi ve diplomatik ilişkilerini rölantiye almıştır

Türkiye Türk ve İslam dünyasına önderlik yaparak dünya coğrafyasının en stratejik ve enerji kaynaklarına sahip bölgede söz sahibi ve lider ülke konumuna gelecektir. Bir kez daha ifade etmeliyiz ki, Dünya liderliğinin yolu Türk-İslam dünyasının liderliğinden geçmektedir.




İbrahim Halil SİPAHİ

06.12.2015/adanapost.com

Twitter.com/ihalilsipahi

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.