ÜŞÜYORUM

Aylardan şubattı, havaların çok soğuk olduğu günlerdi ama güzeldi. Bizim mahalle çok hareketli, bizler antrenmanlıydık hiç üşümezdik.

Okul önlerinde, Cuma çıkışlarında, sabah namazlarında buluşmalarımız, eylemlerimiz, dualarımız vardı.

Diri dinamik sohbetlerimiz vardı, İlah, Rab, tağut, şirk, cihat, şehadet gibi kavramlarımız vardı konuştuğumuz…

Her ay onlarca kitap, dergi, gazete, tefsir, sahabe hayatı mezhepler tarihi okur, tahlil ve nefis tezkiye dersleri yapardık.

Hiç kimsenin gelecek kaygısı yoktu ne mevki ne de makam…

Parada pulda hiç gözümüz yoktu bir hırka bir lokma…

Her gün onlarca işimiz olurdu, ders ortamlar, yardım çalışmaları, özel sohbetler boş günümüz yoktu.

Ne eşimize ne çocuklarımıza çok fazla zaman ayıramadık, hep işimiz vardı sorduklarında her şey onların geleceği içindi aslında… Ülkemizi yönetenlerin savunduğu sistem; bize ve inancımıza karşı mücadele ediyor, bizleri engellemek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. Ama biz adil bir düzen, İslam birliği, İslam devleti söylemleri ile zalimlere karşı mazlumlardan yana farklı kavramlar kurmuş olsak da aynı ideal uğruna çalışan partili, partisiz, mezhepli, mezhepsiz aynı hedefe kilitlenmiş samimi bir şekilde çalışan insanlardık.

Bu ülkeyi yönetenler kendilerini bu ülkenin sahibi görüyor, irtica ile mücadele adı altında dine ve dindarlara karşı savaştığını ifade ediyor, bu mücadelenin bin yıl süreceğini iddia ediyor ama on yıl içinde bertaraf oluyorlardı.

Yeni bir süreç başlamıştı, birde yeni parti kurulmuştu siyasi partilere karşı çıkan İslami yapılarında içerisinde yer aldığı Ak parti çok kısa bir sürede büyümüş ve ilk seçimde iktidar olmuştu. 

Partinin lideri R.T. Erdoğan kimilerine göre derin devletin önünü açtığı adam, kimilerine göre Allah'ın bir lütfu İsmini koymasak da misyonu mehdi olan dünya çapında bir liderdi.

 Bizim kapalı odalarda gizlice konuştuklarımızı, o balkonlardan haykırıyordu, başörtüsü sorunu çözülmüş, kamuda kurumlarında namaz serbest bırakılmış, badem bıyıklı memurların sayısı artmıştı.

 Artık ümmetin tüm işleri ona havale edilmiş, zamanı geldikçe ümmetin tüm sorunlarını çözecekti nasılsa…

Erdoğan'ı ve misyonunu başka bir yazıya bırakalım

Dönelim kendimize ve soralım, şubatın o soğuk günlerinde koşuşturan sıcacık samimi insanlarına ne oldu?

Soğuk sokaklarda kazandıklarımızı sıcak odalarda tüketiyoruz farkında mıyız?

Her şeyin mevki, makam, marka ile ölçüldüğü; ihlas, samimiyetin itibar görmediği günleri yaşıyoruz.

İçinde bulunduğumuz yoğunlukların arasında araya giden, birçoğunda Cem edilen namazlarımız, elimizden düşmeyen kuran, günlük okuduğumuz gazeteler, haftalık kitaplar, aylık dergiler ne oldu? 

Dar odalarda yüreği geniş sohbet ortamlarımız, fedakar ağabeylerimiz neredeler?

 İkili görüşmelerimizin yerini randevu sistemi aldı, yerli-yersiz uygulanan protokoller…

 Ya çocuklarımızın durumları ne olacak? Teknoloji, spor takımlarını ezbere sayan ama gusül abdestini bilmeyen, marka örtülü namazsız kızlarımız…

 Her tarafımız gösteriş oldu... “Mezarlıkta defin yaparken ben” selfie yapmadığımız yer kalmadı” ne derinlik var ne de tefekkür… Sonbaharı geride bırakıyor kışa giriyoruz, sakin ve soğuk sokaklarda soğuk bakışlı insanların arasında sıcak insanları ararken ben artık üşüyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum