İbrahim Halil Sipahi

İbrahim Halil Sipahi

28 Şubat davasında, “OH” dedirten karar.

Yılan hikâyesine dönen 28 Şubat “Post modern” darbe’nin yargılanma süreci tamamlandı. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 28 Şubat davasının 13 Nisan Cuma günkü duruşmasında karar çıktı. Mahkeme heyeti tarafından, oybirliği ile Eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir ve Çetin Doğan'nın, da aralarında bulunduğu 21 sanık için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Bu cezalar daha sonra müebbet’e çevrildi. 68 sanık hakkında ise beraat kararı verildi Mahkeme, müebbet hapis cezasına çarptırılan sanıklar için yaş ve sağlık durumları nedeniyle tutuklama kararı vermedi. 

Olayları gerçekleştirildikten sonra sonuçları üzerinden değerlendirmenin her zaman yanıltıcı olduğunu savunmuşumdur.

Bir olay değerlendirilirken öncesi iyi analiz edilmeli olayın patlak vermesinin nedenleri önceki süreçte aranmalıdır.

Bu dava her ne kadar bir "darbe davası" olarak adlandırılmaktaysa da, soruşturma, iddianame ve dava sürecine bakıldığında. Aslında bu davanın Cumhuriyetin temel değerlerini ve bilhassa lâiklik ilkesini taviz vermeden savunan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve onun mensuplarına karşı duyulan tarifsiz(!) bir egonun bastırılması, bir "gözdağı verme" ve bir "intikam alma" davası olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

 

Davayı açan savcılar FETÖ’cü;

Öncelikle davayı açan savcılar FETÖ’cüdür. Davanın savcıları Mustafa Bilgili ve Kemal Çetin'dir. Mustafa Bilgili aynı zamanda "Kozmik Oda" soruşturmasını da yürüten savcıdır (ki o soruşturmadaki hukuksuz ve yanlı tutumu nedeniyle hakkında bilahare tahkikat açılmış, Şubat 2016'da HSYK tarafından görevden uzaklaştırılmış, 15 Temmuz vakası sonrası FETÖ üyeliği gerekçesiyle savcılıktan ihraç edilmiştir.

28 Şubat davası döneminin Başbakanı Necmettin Erbakan'ın 27 Şubat 2011'deki vefatından sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılmıştır. Bu davanın Erbakan’ın ölümünden sonra açılması enteresandır. Adeta FETÖ’cü savcılar soruşturmayı açmak için Erbakan’ın vefatını beklemişlerdir. Bunun nedeni de Erbakan’ın 54'üncü Hükümet'in istifa gerekçesini hiçbir şekilde ve hiçbir yerde askeri darbeye dayandırmaması ve askeri darbe ile hükümetin düşürüldüğünü söylememiş, bir askerî darbeden şikâyetçi olmamasıdır. Bundan dolayıdır ki, Erbakan hayatta olsa böyle bir davanın açılmasına karşı çıkma ihtimalidir.

28 Şubat davası 28 Şubat’ın mağduru olan Refah Partisi ve Milli Görüş camiasının TSK ve mensuplarına ve TSK içerisinde PKK ve irticai faaliyetleri takip ederek TSK’den tasfiye etmek üzere kurulan Batı Çalışma Grubu (BÇG)’dan “intikam alma”, “gözdağı verme” davasıdır.

Bu davanın açılmasını sağlayan bilgi ve belgeler bir CD halinde FETÖ’cü savcıya yine FETÖ’cü bir subay tarafından servis edilmiştir.

Açılan dava dosyasındaki iddianameye göre suç tarihinde Gen.Kur.Bşk. Org. İ.Hakkı Karadayı dahil tüm sanıklar "T.C. Hükümetini cebren devirmek, hükümetin görevlerini kısmen veya tamamen engellemek, engellemeye teşebbüs etmek, darbeye teşebbüs etmek" suçuyla itham edilerek tüm sanıklar için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenmiştir.

 

Bu davada ilginçlikler zinciri oluşmuştur;

Dava açıldıktan sonra TBMM'nde de "Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu" adı altında bir komisyon kurulmuştur. Ancak komisyonca hazırlanan raporda en kapsamlı bölüm 28 Şubat dönemini kapsamasına rağmen, 28 Şubat için bir askerî darbe olduğu açıkça ifade edilmemiştir.  İşin en ilginç yanı ise, Komisyonun, 28 Şubat sürecinin piyonları olan Aczimendi lideri Müslüm Gündüz, Fadime Şahin ve sözde tarikat şeyhi Ali Kalkancı ifadeye çağırmamış ve dinlememiş olmasıdır.

Bu dava başlı başına 28 Şubat 1997 ve öncesi yaşananlarda olduğu gibi bir kurgulama, Türkiye üzerinde oynanan oyunların tezahürü olarak gelişmiştir.

Sonuç olarak; Türkiye’de yeni bir dönemin başlangıcına vesile olan darbeler, muhtıralar gibi 28 Şubat süreci de aynı senaristlerin farklı aktörler, piyonlar kullanarak ortaya koyduğu oyunun bir parçasıdır.

Yıllardır üzerinde basarak söylediğim gibi bu sürecin sonucu bugün 28 Şubat’ın mağduru olarak ortaya çıkanların aslında 28 Şubat kurgusu ile önlerinin açılmasının sağlanması olmuştur.

12 Eylül 1980 darbesinin yargılanması gibi bu dava da darbe karşıtlığı ve mağdurluğu edebiyatının vücut bulmasıdır.

Mahkeme sonuçlanmış, hüküm verilmiş ancak verilen hükmün infazı olmaması nedeniyle sadece egoların tatmini, manevi bir hazın yaşanmasını sağlamıştır. Bu sonuçla TSK mensuplarının, dolayısı ile biz zati TSK’nın itibarsızlaştırılması ile yetinilmiştir.

 

İbrahim Halil SİPAHİ

14.04.2018/adanapost.com

twitter.com/ihalilsipahi

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.