Mehmet Yürekli

Mehmet Yürekli

'Akıl Vadisinde Nakil Kervanı'

 

‘öyle ya- hangi akla tabi olacağız, kimin aklına uyacağız’’

 

Daha doğarken insanlarla beraber dünyaya gelen ve hiç ayrılmayan din duygusu, milletlerin ve fertlerin en büyük varlığı din ve dinden aldıkları gönül zevkidir. Dinsiz ne millet ve nede fertler refahla yaşayamaz, akıbeti ise yeryüzünden silinmeğe ve yok olmağa mahkûm olurlar. Bir ferdi ve bir milleti ebediyete ve bekaya ileten mukaddesat ve maneviyata bağlılık, din ve o dinin geleneklerine samimiyet ve sadakattir. Ve ancak felah yolu da budur.

Biz, hepimiz Müslüman Milletiz, yani hepimiz ayrı gibi görülen; Türk, Kürt, Arnavut, Gürcü, Çerkez, Boşnak, Arap, Roman ve daha pek çok kavim hepimiz, fakat evrensel bir harman olduk, doğru yolu bulduk!..

Sezai Karakoç'un şu sözü ne kadar anlamlıdır: "Müslüman, İslam'ı öyle diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin."

Bu topraklar böyle bir sevda yüklüdür’

Osmanlı döneminde bile bu topraklara, bu kervana Bosna'dan gelmiş, Kafkasya'dan gelmiş, Cezayir’den gelmiş sevgi, muhabbet zinciri kurulmuş, ve dâhi Bulgar'ı, Sırp'ı, Ermeni'si bile mutlu, umutlu olmuş bu topraklarda!..

Evet, İbrahim’i peygamberlerin yurdudur burası, onun içindir ki, Firavunların ateşleri hep balık, Firavunîlerin kalleşlikleri hep yeni yeni kardeşliğe dönüşür, hep sevgi tomurcuğu verir  bu Anadolu toprağında, harmanında!.. ve böylece öldürmeye gelenler, bu rahmet topraklarında dirilir!.. Ve dirilecektir!. Çünkü gönüller sultanı bize böyle müjdelemiştir!...

 

Biz kardeşiz ve tabii ki biz ayrılamayız..

Babamız Hz. Âdem’den,  Hz. İbrahim’e, Hz. Peygamber’i Zişan’dan, Hz. Hüseyin’e, Selahattin Eyyubi’den, Fatih’e, Abdülhamit’ten, Erdoğan’a kadar her biri mazlum halklarla beraber olmuştur’ Ama  her zaman da  Firavunlar, Karunlar, Yezitler  de olmuştur!. Olacaktır!..

Firavunların, Karunların, Yezitlerin temsilcileri olan Siyonistler ve onun İngiliz aklı özellikle Osmanlı'dan beri bizleri çok kötü oyuna getirdi. Koskoca cihan devletini parçaladı sömürdü, yuttu. Şimdi de Arap baharı oyunlarıyla sömürerek semirmeye devam etmek istiyorlar... Bu büyük oyunun adı ‘Alevi-Sünni, Türk- Kürt- olsa da,  Emperyalizmle işbirliği yapan hainlerin adı değişse de oynanan oyun hiç değişmiyor. ...

Emperyalist fasıklar, yeryüzün de fitne ve fesat saçıyorlar!.. O fasıklar öyle kimselerdir ki, yürekleri kanatıp, gönülleri sızlatmaya devam etmektedirler’ ve devam edeceklerdir’

 

Üstat Mahir İz Hoca; ‘öyle ya- hangi akla tabi olacağız, kimin aklına uyacağız’’ dediği hatıratı dinleyelim!..

Vaktiyle, Şerafettin Yaltkaya, Mahir Hoca’ ya   -Her zamanın meselelerinin tartışıldığı bir mecliste- yeryüzündeki problemlerin çözümü için; ‘Önce akıl sonra nakil’ anlamında bir şey söylemiş:

-Akıl evvel, nakil onunla müdevvel !.. demiş.

Mahir Hoca’nın gençlik yıllarında geçiyor bu olay.

İşte daha o kanının köpürdüğü delikanlılık yıllarında genç Mahir İz, Hoca Şerafettin Efendi’ye:

-İyi de, demiş, Efendim, haydi-diyelim ki- prensip olarak kabul- ettik- edelim!.. Peki, kimin aklını esas alacağız’

Mahir İz böyle söyleyince, Şerafettin efendi, aynı mecliste hazır bulunan Ömer Ferit Kam Bey’in yüzüne bakarak:

-Bu genç çetin bir adama benziyor, bu bahsi başka bir celseye bırakalım!.. demiş.

Bu günde tartışılır aynı konu hâlâ: akıl, akıl, akıl!.. akıl akıl ama ‘ öyle ya- hangi akla tabi olacağız, kimin aklına uyacağız’

‘Akıl akıldan üstündür.’

Kimin aklı daha üstündür’ ‘ Aklın yolu birdir.’

Hani nerede’ Akıl akıl perde!..

Ah akıllı insanlar olabilsek ama ner-deee! ‘ Çiğdem der ki ben â’lâyım’ türküsünü söylüyor herkes her yerde’

Ben!.. Bana göre, sana göre, ona göre; bize göre, size göre, onlara göre!..

Hep ‘ göre’ ‘göre’ hangisini esas alacağız’

Bize, bizim üstümüzde ve ötemizde, bize bizden yakın, bizi bizden çok daha fazla seven bir akl-ı mutlak lâzım.

Akıllarımızı o akılla irtibatlandırabilirsek, pürüzsüz evrensel doğruları yakalayabiliriz. Aksi takdirde anarşiden kurtuluş yok!’

 

Evet, Günümüz şartlarında Hakka kul olmak,  gönül rahatlığıyla bu meşgale içinde ibadet etmek; Rahmet, zahmet mukabilinde olduğu gibi, hizmetin en makbulü de meşakkatli olanıdır. Hz. Peygamberimiz şöyle buyurdu: ’Sizden sonra sabır günleri gelecek, o günlerde dininde sabru sebat göstermek, ateşi avuçlamak gibidir. O günün bir salihine elli salih mü’min ecri verilir.’

Yani, her külfetin karşılığı fazlasıyla ecir ve lûtuf olacaktır. Nitekim Efendimiz bir hadisi şerifinde: ’ Fitnelerin vücuduyla beraber Allah’a ibadet, bana hicret gibidir.’ buyurmuştur.

Rasûlüllah (a.s) şöyle buyurur: Allah Tebârake ve Teâla buyurdu ki: ‘Benim için birbirini sevenler, Benim yolumda birbirleriyle oturup kalkanlar, Benim uğrumda birbirlerine ikramda bulunanlar ve Benim için ziyâretleşenlere Benim sevgim kesindir.’ (Mâlik, Muvatta, eş-Şa’r, 16)

 

Kısaca İslam, kavga ve savaşı değil dostluk ve barışı esas alır. Günah ve düşmanlıkla değil, iyilik ve barış, kardeşlik ve iyi işlerde yardımlaşmayı sever.  (Mâide,  5/2) Aksi davranış zulümdür. Allah zulme razı olmaz, zalimleri sevmez, onları lanetler. (Âl-i İmrân, 3/57; Hûd,  11/18)

 

Evet, İlk insandan beri var olan tevhit esasına dayalı hak din İslam’ın temel amacı; yeryüzünün halifesi olan Âdemoğlunun; malının, canının, aklının, neslinin ve dinini korunmasıdır. Bunların korunabilmesi için insanların; sulh ve sükûn, güven ve huzur içinde yaşamaları gerekir. Bu amaçla bütün peygamberler insanları, dünya ve âhiret mutluluğunu sağlayacak ilahi prensiplere davet etmişlerdir. Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a) ve ona indirilen Kur’ân da insanlığın barış ve huzurunu amaçlamıştır.

 

Savaş; ancak saldırı olduğu zaman barışın korunması, baskının ve zulmün önlenmesi, can ve mal güvenliğinin sağlanması amacına yönelik olarak meşru olur’

Yani, bu alemi, ibadet duygusundan mahrum ve Allah’tan uzak olarak gafletle geçirip, bu ömrü nefis ve şehvetin peşinden koşup cehaletin kurbanı olmuş bir takım günahkârların  kıyamet günündeki durumu:  Allah, peygamber ve müminlerin düşmanları olarak haşr olunmaktır!...

Allah Kur’an da; kâfirleri kendisinin ve mü’minlerin düşmanları olarak bildirmiştir. Peygamber ve insanların düşmanları ise şeytanlardır.

 

Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık. ‘Al-i İmran, 3/118’

 

Allah’ım; Bütün iyilikler sendendir biliriz, zillete düşürme bizi, perişan etme hiçbirimizi, iyilik ver bize, bolluk ver, hayır ver hepimize’

 

Ey zalimleri sevmeyen Allah'ım!  Zalimlerin katı kalplerine adaletini, azametini sal!..

Rabbim, kalbimizi seni sevmekle sevindir, seni sevenleri sevmekle güzel eyle!..

Rabbim,  Adaletinin gölgesinde bizi sar, kalbimizi hak dinin üzerinde sabit kıl!..

 

 

Mehmet Yürekli, adanapost

07.04.13, Adana.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.