Doç. Dr. Muhammed Hüseyin Mercan: Paris görüşmeleri: Şam-Tel Aviv hattında yeni denge arayışı

Doç. Dr. Muhammed Hüseyin Mercan: Paris görüşmeleri: Şam-Tel Aviv hattında yeni denge arayışı
ABD’nin inisiyatifi eline aldığı bir vasatta, Netanyahu hükümeti Suriye'deki ayrılıkçı ve sabık rejim taraftarı gruplara yönelik siyasetinde köklü bir değişime gitmek zorunda kalacak, Şam yönetiminin ise devlet inşası sürecini kolaylaştıracaktır.
İstanbul

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhammed Hüseyin Mercan, devrim sonrasında İsrail ve SDG’nin Suriye’yi istikrarsızlaştırma çabalarını ve Paris’te ABD arabuluculuğunda Şam ile Tel Avivli yetkililer arasında gerçekleştirilen görüşmelerde alınan kararların Suriye’nin yeniden inşa sürecine olası etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.

***

8 Aralık 2024’te Esed rejiminin devrilmesi ve geçiş sürecinin Ahmed Şara liderliğinde başlamasıyla birlikte Suriye’de siyasal ve toplumsal yapıyı yeniden şekillendirecek bir sürecin kapısı aralandı. 14 yıl süren iç savaşın yaralarını sarmak ve ülkeyi yeniden inşa etmek için işe koyulan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve ekibi, kırılganlıkların ve belirsizliklerin had safhada olduğu bir ortamda muhtemel risklere ve meydan okumalara karşı sürdürülebilir stratejilerle önlem almaya çalıştı.

Muhaliflerin devrik rejim unsurları karşısında elde ettiği zafer, Suriye’nin geleceğine dair birçok soru işareti ve tartışmayı beraberinde getirdi. Şam yönetiminin izleyeceği ana strateji, Baas destekçilerinin ülkede istikrarsızlaştırıcı eylemlerde bulunup bulunmayacağı ve SDG adıyla uzun yıllardır Batı dünyasından meşruiyet devşirmeye çalışan terör örgütü YPG/PKK'nın alacağı pozisyon, yeni Suriye’ye dair tüm tartışmaların odağında yer alan temel başlıklardı. Bunların yanı sıra Suriye devrimi sonrası gündemi meşgul eden bir diğer hayati konu ise işgalci İsrail'in Suriye'deki inşa sürecinin insicamını bozmaya yönelik eylemleriyle ülkeye verdiği zarar ve buna karşı ne tür önlemlerin alınabileceğiydi.

İsrail'in Suriye'yi istikrarsızlaştırma çabaları ve SDG'nin pozisyonu

Tel Aviv yönetiminin dini referanslarla yürüttüğü agresif yayılma stratejisini Gazze’deki soykırım devam ederken bölge düzeyinde hızlandırması, Suriye’deki geçişin dinamiklerini olumsuz etkileyecek ve istikrarsızlığı tetikleme potansiyeli yüksek bir gelişmeydi. Şara yönetimi her ne kadar ABD Başkanı Donald Trump’ın olumlu açıklamaları ve uluslararası alanda gördüğü kabul nedeniyle meşruiyet sorununu ortadan kaldırsa da siyonist yönetimin Suriye topraklarındaki hukuk dışı fiilleri ve saldırıları, Suriye’nin geleceğine yönelik beklentileri muğlaklaştıran çok temel bir parametreydi. Beyaz Saray’ın Suriye’de istikrarlı bir düzenin kurulması için Şara ve ekibine yönelik yapıcı yaklaşımı, Şam’a siyasal ve ekonomik entegrasyon yolunda önemli bir imkan tanısa da işgal devletinin Suriye’nin toprak bütünlüğünü olumsuz etkileyen girişimleri, geçiş döneminin sağlıklı bir zeminde ilerlemesinin önündeki en büyük engeldi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve kabinesinin 8 Aralık’taki devrimin ardından Suriye’ye dair başlıca stratejisi, ülkenin askeri kapasitesini tahrip ederek yeni yönetimin güçlü bir bünye meydana getirmesini önlemekti. Güçlü ve istikrarlı bir Suriye’nin siyonist yönetimin teo-politik yayılmacılığının önüne duvar öreceğinin farkında olan Tel Aviv, Suriye’yi zayıflatma ve etkisiz kılma siyasetini önceledi. Bu bağlamda işgal ordusu unsurları, stratejik noktaları hedef alarak Şam yönetimini sınırlandırmaya çalıştıkları gibi aynı zamanda ülke içindeki ayrılıkçı grupları hareketlendirerek sahada da bir kaos ortamı yaratmayı amaçladı. Tel Aviv’in saldırılarından ve söylemlerinden cesaret bulan SDG yöneticileri ise 10 Mart’ta imzalanan mutabakatın şartlarını yerine getirmekte direnç göstererek entegrasyon karşıtı bir pozisyon benimsedi. Devrimin ilk haftalarında Beyaz Saray’ın tepkisini çekmemek için Şam yönetimiyle tam bütünleşme konusunda söz veren SDG, ilerleyen süreçte bölgedeki varlığını genişletmeye çalışan İsrail'in yanında Amerikan müesses nizamı içinde kendilerine destek vermeyi sürdüren grupların varlığından da ötürü Şam’a karşı özerklik niyetinin izhar edildiği maksimalist talepler sunmaya başladı.

Bu bağlamda SDG yöneticileri, sene sonu yaklaşırken mutabakatın yükümlülüklerini yerine getirmek yerine zaman kazanarak 2026'da yeni müzakerelere kapı aralayacak bir ortam oluşturmaya çalıştı. Bu stratejiden temel maksat, Şam ve Tel Aviv arasında ABD arabuluculuğuyla yürütülen müzakerelerin nihai neticesini görmekti.

Beyaz Saray’ın yönlendirici etkisiyle Suriye ve işgal devleti arasında güvenlik eksenli bir anlaşmanın sağlanması halinde SDG’nin sahadaki hareket alanının büyük oranda kısıtlanacağı aşikardır. Bu durum şüphesiz SDG'nin Şam’a karşı gösterdiği direncin kırılması ve ilgili mutabakatın hükümlerinin yerine getirilmesini mecbur kılacaktır. Aynı zamanda ABD’nin inisiyatifi tam manasıyla eline aldığı bir vasatta, Netanyahu hükümeti de Suriye’deki ayrılıkçı ve sabık rejim taraftarı gruplara yönelik siyasetinde köklü bir değişime gitmek zorunda kalacaktır. Böyle bir adım ise Şam yönetiminin devlet inşası sürecini oldukça kolaylaştıracaktır.

Paris'te Suriye-İsrail görüşmeleri ve sonuçları

Trump’ın teşviki ve ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın girişimleriyle Şam-Tel Aviv hattında kurulan temaslarda ilerleme kaydedilmesi maksadıyla yeni inisiyatiflerin alındığı biliniyor. Suriye ve İsrail temsilcilerinin Paris’te yürüttüğü iki günlük müzakereler neticesinde ileriye dönük bir çerçevenin oluşturulmasına olanak tanıyacak bir mekanizmanın inşası yönünde bir uzlaşıya varıldığı gelen açıklamalar arasında. Bu kapsamda ABD himayesinde kurulacak bir yapıyla Şam ve Tel Aviv arasındaki diyalog kanallarının açık kalmasına, güvenlik risklerinin azaltılmasına, karşılıklı yanlış anlamaları engellemeye ve her iki tarafın makul bulacağı bir güvenlik anlayışının sahaya yansıtılmasına yönelik bir mutabakata her iki tarafın da olumlu bir havada yaklaştığı görülüyor.

Devrimden bu yana geçen süre zarfında Suriye’nin istikrarına ve huzuruna yönelik en büyük tehlikenin İsrail olduğu dikkate alındığında, ABD’nin ısrarı ve tarafları asgari müştereklerde buluşturma çabasının Şam’a görece rahatlık sağlayacağı öngörülebilir. Bununla birlikte Tel Aviv’in dini referanslar temellendirdiği yayılmacılığından bugüne kadar hiç ödün vermemesi ve uluslararası hukuku ve anlaşmaları defaatle ihlal etmesi, Suriye ve İsrail arasındaki karşılıklı anlayış girişiminin akamete uğrama ihtimalini oldukça mümkün kılıyor.

SDG'nin istikrarsızlaştırma hamleleri

Son günlerde SDG militanlarının Halep merkez ve civarındaki provokatif eylemleri ve Suriye ordusuyla giriştikleri çatışmalar, Şam-Tel Aviv hattında yürütülen müzakerelere görece tesir çabası olarak okunabilir. ABD’nin baskı, teşvik ve yönlendirmesiyle iki devlet arasında bir güvenlik anlaşmasının imzalanması senaryosunun SDG’nin gelecek planlarına gölge düşüreceği biliniyor. Bu nedenle SDG, Halep merkezli mezkur hadiseler üzerinden kaos üretmeye çalışıyor. SDG, bu kaosun Şam’ın olası bir toptan müdahalesini tetiklemesi halinde ABD içindeki SDG yanlısı gruplar ile İsrail’in desteğini daha fazla arkasına alarak Şam karşısında sahadaki elini güçlendirmeyi hedefliyor.

İsrail geçtiğimiz aylarda "zayıf Suriye" stratejisi bağlamında Nusayriler, Dürziler ve SDG eliyle sahadaki kırılganlığı artırmak için büyük çaba sarf etti. Trump yönetimi ise ortaya koyulan yeni Orta Doğu vizyonu dahilinde Tel Aviv'in Suriye’ye yönelik aşırı hamlelerini sınırlandırmayı önceliyor. Bu husus, Şam yönetimine avantajlar sağlasa ve Suriye sahasında istikrarın muhafazasına dair daha ümitvar bir tablo sunsa da Tel Aviv’in verilen sözleri yerine getirme konusundaki kötü sicili sürece ihtiyatlı bir iyimserlikle yaklaşılmasına yol açıyor.

ABD bir gün eğer Şam ve Tel Aviv arasında tercih yapmak zorunda kalırsa seçiminin mutlak surette İsrail'den yana olacağının Netanyahu ve ekibi tarafından bilinmesi, işgal devleti yöneticilerinin pervasız eylemlerini gerçekleştirmeye devam etmelerine imkan tanımaktadır. Bundan ötürü, Şam ve Tel Aviv arasında bir anlaşma sağlansa dahi İsrail'in Suriye’de güçlü ve öznellik iddiasında bir yapının oluşuma izin vermemek adına sahayı istikrarsızlaştıracak hamlelerden geri durmayacağı göz ardı edilmemelidir. Özellikle de Şam ve SDG arasında sağlanacak olası yeni bir mutabakatta, geleceğe dair potansiyel risklerin farkında olarak aksiyon alınması, Suriye’de istikrarlı düzen inşasının olmazsa olmazıdır.

[​​​​​​​Doç. Dr. Muhammed Hüseyin Mercan, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi'dir.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak:AA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.