Prof. Dr. Sefer Kalaman: Küresel teknoloji savaşlarında yapay zeka destekli robotik ortaklıklar: Türkiye’nin stratejik konumu

Prof. Dr. Sefer Kalaman: Küresel teknoloji savaşlarında yapay zeka destekli robotik ortaklıklar: Türkiye’nin stratejik konumu
Avrupa ülkeleri ve Japonya’nın Türkiye ile ortak projeler geliştirmeye yönelmesi, Türkiye’nin gelişen AR-GE altyapısının ve nitelikli, dinamik genç mühendislik kaynağının uluslararası arenada bir çekim merkezi olarak tescillendiğini göstermektedir.

İstanbul

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefer Kalaman, Türkiye’nin yapay zeka destekli robotik projelerinde 11 ülkeyle işbirliği yapmasının ne ifade ettiğini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Çağımızın jeopolitik ve ekonomik güç dengelerini belirleyen en kritik unsurlardan biri, kuşkusuz yapay zeka ve ileri robotik teknolojilerindeki üstünlüktür. Bu noktada Türkiye’nin, TÜBİTAK liderliğinde Avrupa ile Japonya arasındaki bilimsel işbirliğini güçlendirmeyi amaçlayan "CONCERT Japan" platformu çerçevesinde, Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Japonya, Bulgaristan, Çekya, Estonya, Macaristan, Polonya ve Slovakya ile "Gerçek Dünya Uygulamaları İçin Yapay Zeka Destekli Robotik" alanında ortak projelere yönelmesi dikkat çekmektedir. Söz konusu girişim, yalnızca akademik bir gelişme değil, aynı zamanda küresel teknoloji ekosisteminde çok boyutlu bir stratejik hamle niteliği taşımaktadır. Bu çok taraflı teknoloji ortaklıkları, ülkelerin bilimsel kapasitesini ve küresel rekabet gücünü artırmada kaldıraç görevi görmektedir. Yapay zeka destekli robotik projeler, büyük veri, yüksek performanslı hesaplama, malzeme bilimi ve otonom sistemler gibi birçok alanın birlikte çalışmasını gerektirmektedir. Bu nedenle bu projelerin maliyetini ve araştırma geliştirme (AR-GE) yükünü tek bir ülkenin tek başına karşılaması sürdürülebilir değildir.

Türkiye için bu ortaklık, yerli ve milli imkanlarla özellikle savunma sanayisinde elde ettiği otonom sistemler ve operasyonel yazılım tecrübesini sivil alana, endüstriyel üretime ve insan merkezli robotik uygulamalara hızla aktarması anlamına gelmektedir. Küresel rekabet açısından bakıldığında, riskler ve maliyetler paylaşılırken Türk üniversiteleri ve teknoloji firmaları da uluslararası fonlar ve işbirlikleri sayesinde dünya standartlarında projeler geliştirerek küresel değer zincirinde daha üst sıralara yükselecektir.

Yapay zeka ve otonom sistemlerde uluslararası işbirliği neden önemli?

Yapay zeka ve robotik alanlarında uluslararası araştırma işbirliklerinin artması, günümüz dünyasında artık bir tercihten ziyade bir zorunluluk haline gelmiştir. Bunun temel nedeni, yapay zeka ve otonom sistemlerin tamamen veri bağımlı yapılar olmasından kaynaklanmaktadır. Bir yapay zeka modelinin veya gerçek dünya koşullarında yapılandırılmamış dinamik ortamlarda çalışacak bir robotun başarılı olabilmesi; çok çeşitli, geniş tabanlı ve farklı kültürlerden beslenen büyük veri setleriyle eğitilmesine bağlıdır. Tek bir ülkenin ürettiği lokal veri, küresel ölçekte ticari başarı yakalayacak otonom sistemler geliştirmeye yetmez. Ayrıca, insan-robot etkileşimi, veri güvenliği ve etik yapay zeka standartları gibi uluslararası düzenlemelerin sınır ötesi konsorsiyumlar eliyle belirlenmesi, geleceğin teknoloji pazarlarında standart koyucu olma avantajını getirmektedir. Teknolojinin kurallarını koyan ülkeler, küresel pazarı da kontrol ettiği için bu işbirlikleri doğrudan bir egemenlik ve ekonomik güç mücadelesine dönüşmektedir.

Küresel teknoloji tedarik zincirinde Türkiye’nin stratejik yükselişi

Avrupa ülkeleri ve Japonya’nın bu stratejik düzlemde Türkiye ile ortak projeler geliştirmeye yönelmesi, Türkiye’nin gelişen AR-GE altyapısının ve nitelikli, dinamik genç mühendislik kaynağının uluslararası arenada bir çekim merkezi olarak tescillendiğini göstermektedir. Türkiye, Doğu ile Batı arasında sadece coğrafi veya lojistik bir köprü değil, aynı zamanda teknolojik adaptasyon yeteneği son derece yüksek, esnek bir inovasyon üssüdür. Avrupa ülkeleri, yaşlanan nüfus yapıları ve katı bürokratik engelleri nedeniyle yapay zekayı sahaya uygulamada bazen yavaş kalırken, Japonya hassas donanım ve robotikteki muazzam gücüne rağmen yazılım çeşitliliğini artırmak ve yeni pazarlara açılmak istemektedir. Türkiye’nin özellikle savunma otonomisinde rüştünü ispatlamış çevik yazılım yeteneği, Avrupa’nın endüstriyel disiplini ve Japonya’nın donanım dehasıyla birleştiğinde ortaya mükemmel bir ortaklık çıkmaktadır. Bu eğilim, Türkiye’nin küresel teknoloji tedarik zincirinde artık güvenilir, kritik ve esnek bir paydaş olarak okunduğunun en net kanıtıdır.

ABD ve Çin'e alternatif arayışları

Bu ortaklıkların zamanlaması, ABD ile Çin arasında yaşanan ve "Teknolojik Soğuk Savaş" olarak adlandırılan dijital kutuplaşmanın en sertleştiği döneme denk gelmesi açısından da kritik bir anlam taşımaktadır. Washington ve Pekin, çip krizleri, veri yasakları ve yapay zeka ambargolarıyla dünyayı iki farklı teknolojik ekosisteme bölünmeye zorlarken, Avrupa ve Japonya’nın Türkiye’nin de içinde bulunduğu çok taraflı ortaklıklara ağırlık vermesi, bu iki süper gücün hegemonyasına karşı alternatif bir yol inşa etme stratejisidir. Avrupa Birliği ve Japonya, ne Çin’in otoriter veri rejimine ne de ABD’nin tamamen dev teknoloji şirketlerinin tekeline dayalı Silikon Vadisi modeline teslim olmak istemektedir. Bu doğrultuda geliştirilen çok taraflı platformlar, insan merkezli, etik, güvenilir ve sürdürülebilir yeni bir küresel yapay zeka ekosistemi yaratmayı hedeflemektedir. Türkiye’nin bu yapının kurucu aktörleri arasında yer alması, kendisini tek bir kutba bağımlı kılmadan, küresel teknoloji diplomasisinde dengeli, bağımsız ve stratejik manevra kabiliyeti yüksek bir aktör olarak konumlandırmasını sağlamaktadır.

Küresel denklemin Türkiye’nin yerel hedeflerine yansıması incelendiğinde, bu işbirliğinin ülkenin sivil sanayi dönüşümüne ve dijital Türkiye vizyonuna nasıl somut katkılar sunacağı sorusu akla gelmektedir. Projelerin odağındaki gerçek dünya uygulamaları kavramı, laboratuvarda sıkışıp kalan teorik yapay zeka kodlarının fabrikalara, akıllı şehirlere, tarım alanlarına ve sağlık sektörüne otonom robotlar olarak inmesini sağlayacaktır. Alman Endüstri 4.0 tecrübesi ile Japonya’nın Toplum 5.0 felsefesinin Türk imalat sanayisine entegre edilmesi, yerli sanayinin dijital dönüşümünü tetikleyecek, üretimde verimliliği artıracak ve Türkiye’yi katma değeri yüksek teknoloji ihraç eden bir konuma yükseltecektir. Diğer taraftan, konsorsiyum yapısındaki en az bir Japonya ve iki Avrupa ülkesi ortağı bulunması zorunluluğunun projelere nasıl bir dinamizm katacağı sorusu da sürecin yönetimsel başarısını açıklamaktadır. Bu zorunlu yapı, projelerin daha en başından küresel ölçekte ve uluslararası standartlarda tasarlanmasını mecbur kılmaktadır. Japonya’nın donanımsal hassasiyeti ve sensör teknolojisiyle Avrupa’nın yazılım mimarisi ve veri güvenliği ilkeleri tek bir potada erirken, Türk araştırmacılar ve şirketler bu çok uluslu entegrasyonda köprü rolü üstlenerek küresel proje yönetimi gücünü artırmakta ve geleceğin uluslararası patent ortaklıklarına zemin hazırlamaktadır. Sonuç olarak Türkiye, bu çok taraflı bilim köprüsüyle hem teknolojik bir sıçrama gerçekleştirmekte hem de yeni dünya düzeninde yerini sağlamlaştırmaktadır.

[Prof. Dr. Sefer Kalaman, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim Bölümü Öğretim Üyesidir.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak:AA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.