Prof. Dr. Erman Akıllı: İsrail/ABD ve İran Savaşı'nda hiper bağlantısallığın sınavı ve Türkiye'nin kritik rolü
Istanbul
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Öğretim Üyesi ve SETA'da araştırmacı Prof. Dr. Erman Akıllı, Orta Doğu'daki çatışmanın küresel veri altyapısı için yarattığı varoluşsal riski ve Türkiye'nin bu krizde kilit bir alternatif rota olma potansiyelini AA Analiz için kaleme aldı.
***
28 Şubat 2026'da başlayan ABD-İsrail ve İran Savaşı'nın ilk ayını geride bıraktığımız şu günlerde, Husilerin de İran saflarında denkleme girmesi bölgesel ateşin harını iyice artırmıştır. Hürmüz Boğazı odağında yaşanan tedarik krizinin, Babülmendep'in de tüm ağırlığıyla çatışma sarmalına çekilmesiyle çok daha derin ve küresel bir buhrana dönüşme potansiyeli taşıdığı aşikardır.
Ancak bu aşamada, yerleşik paradigmaları sarsacak alternatif bir jeostratejik okumaya ihtiyaç duyulmaktadır. Babülmendep ve Hürmüz boğazlarının küresel ekonomi-politik bağlamındaki hayati önemi tartışılırken, analitik odak ekseriyetle enerji arz güvenliği üzerine daralmaktadır. Uluslararası sistem "hidrokarbon akışı sekteye uğrayacak mı?" endişesine hapsolmuşken, kritik bir gerçeklik ısrarla göz ardı edilmektedir: Kızıldeniz'in derinlikleri salt bir petrol transit koridoru değildir. Bu stratejik su yolu, aynı zamanda 21. yüzyılın en az petrol kadar kıymetli -- küresel güvenlik mimarisi açısından ondan çok daha kritik -- bir başka can damarını, yani veri koridorlarını bünyesinde barındırmaktadır.
Üstelik çatışan aktörler, denizaltı fiber optik ağlarını hedef alırken "atıf problemi"ni (attribution) -- yani bir sabotajın failini kesin delillerle ispatlamanın zorluğunu -- doğrudan asimetrik bir silah olarak kullanmaktadır. Bu aktörler, denizin 60 metre altındaki bir tahribatın kaynağını belirsizleştirerek uluslararası hukukun etrafından dolanmaktadır. Karadaki bir enerji tesisine fırlatılan füzenin kaynağını tespit etmek nispeten kolayken; aktörler bir fiber kablonun kopmasını bölgeden geçen bir ticari geminin çapasına veya sismik bir hareketliliğe bağlayarak kendilerine geniş bir makul inkar edilebilirlik (plausible deniability) alanı oluşturmaktadır. Atıf probleminin sağladığı bu kimlik gizleme yeteneği, aktörleri cesaretlendirmekte ve veri hatlarını asimetrik savaşın görece az maliyetli olsa da en yıkıcı hedeflerinden birine dönüştürmektedir.
21. yüzyılın petrolü ve "hiper bağlantısallık"
Asya ile Avrupa arasındaki bilgi akışını sağlayan Kızıldeniz tabanındaki fiber optik kablo ağları, kıtaları birbirine bağlamaktadır. Dünya genelinde sayıları 570'i bulan bu denizaltı kabloları, uluslararası sistemin "hiper bağlantısallığını" tesis eden birincil unsurlardır ve bu kabloların 17'si doğrudan Kızıldeniz'in altından geçmektedir. Asya ile Avrupa arasındaki veri trafiğinin yüzde 90'ını üstlenen bu hat, aynı zamanda Orta Doğu, Afrika ve Körfez ülkelerinin dijital altyapısı için de kritik bir can damarıdır.
Ancak bu hiper bağlantısallık, asimetrik tehditleri ve yapısal kırılganlıkları da beraberinde getirmektedir. Yakın geçmiş bu kırılganlıkların en somut örneklerine sahne olmuştur. 2024 yılında Kızıldeniz'de meydana gelen sabotaj ve kazalar neticesinde dört denizaltı fiber optik kablosunun kopması, Avrupa ile Orta Doğu arasındaki internet erişiminde ciddi gecikmelere yol açmıştır. Veri akışının özellikle bankacılık, finans ve kurumsal iletişim sektörlerindeki hayati önemi göz önüne alındığında, yaşanan bu kısa süreli kesintiler dahi Hindistan ve Körfez ülkeleri başta olmak üzere küresel piyasalarda ciddi mali kayıplara sebebiyet vermiştir. 2025 yılında tekrarlayan benzer arızalar, bu hattın ne denli pamuk ipliğine bağlı olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
Babülmendep'te artan sabotaj riski ve yıkıcı ihtimaller
Tarihsel ve güncel bağlamı göz önüne aldığımızda, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı erişime kapattığı ve Husilerin savaşa dahil olduğu mevcut savaş gerçekliğinde, Arapça "Hüzün kapısı" anlamına gelen Babülmendep Boğazı ve çevresindeki denizaltı fiber optik kablolarına yönelik risk seviyesi zirveye ulaşmıştır. Babülmendep, Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne ve Hint Okyanusu'na bağlayan dar bir geçittir ve en sığ noktasının sadece 60 metre olması, bölgedeki kablo ağlarını potansiyel denizaltı sabotajlarına karşı son derece açık hale getirmektedir. Peki, korkulan gerçekleşirse küresel sistemi ne bekliyor? Bu sorunun cevabı, olası bir sabotajın yaratacağı zincirleme reaksiyonun boyutlarında gizlidir.
İlk aşamada, kabloların yalnızca bir kısmının hasar gördüğü kısmi tahribat senaryosunun ele alındığı durumda dijital trafik tamamen durmaz; operatörler veri akışını Ümit Burnu, Akdeniz veya diğer karasal omurgalar üzerinden yeniden yönlendirir. Ancak bu yönlendirme, gecikmeyi (latency) artırır ve bant genişliğini daraltır. Saniyenin binde biri (milisaniye) hızında işlem yapan algoritmik borsalar ve Yüksek Frekanslı İşlem (HFT) platformları için bu gecikme, milyarlarca dolarlık arbitraj kayıpları anlamına gelir. Küresel bankalar arası para transferini sağlayan SWIFT ağında yaşanacak senkronizasyon sorunları ticari ödemeleri aksatarak internet bağlantısını daha yavaş, son derece pahalı ve kırılgan bir hale mahkum eder. Nitekim 2024 ve 2025'teki kazalarda tecrübe edilen de tam olarak budur.
Durumun daha da ağırlaştığı çoklu hasar ve bölgesel şok senaryosunda, Kızıldeniz'de aynı anda birkaç ana kablo hattının tahrip edilmesi söz konusudur. Böyle bir senaryo, Asya-Avrupa hattında çalışan bulut tabanlı iş süreçlerini doğrudan felç edecektir. Körfez ülkelerindeki devasa veri merkezlerinin Avrupa ile bağlantısının kopması; Orta Doğu'da e-ticaretin durmasına, havayolu rezervasyon ve lojistik takip sistemlerinin çökmesine, hatta sağlık sektöründeki uzaktan teşhis ve otomasyon süreçlerinin işlemez hale gelmesine yol açacaktır. Bu durum, salt bir "internet kesintisi" değil, küresel dijital ekonominin sinir sisteminin çökmesi demektir.
En karamsar fakat göz ardı edilemeyecek üçüncü ihtimal ise onarım krizinin küresel bir çöküşe dönüşmesidir. Denizaltı kabloları doğal afetler nedeniyle hasar gördüğünde dahi tamir gemilerinin müdahalesi günleri bulurken, bir savaş ortamında bu süre tamamen öngörülemez hale gelecektir. Sivil tamir gemilerinin mayınlanmış veya aktif çatışma altında olan bir boğaza girmesi; özel izinler, devasa savaş sigortası primleri ve askeri eskort zorunlulukları nedeniyle maddi ve pratik olarak imkansızlaşabilir. Aylarca sürecek bir "karanlık dönem", tedarik zincirlerini tamamen donduracaktır. Enerji kargolarının, konteyner gemilerinin ve uluslararası ticaretin anlık veri takibi yapılamayacağı için küresel piyasalarda panik satışları başlayacaktır. Dünya Hürmüz Boğazı'ndaki krize bakarak geleneksel bir enerji krizi beklerken, çok daha yıkıcı bir veri krizinin kapıda olmadığını kimse garanti edemez. Veri krizinin yaratacağı şok dalgası, enerji krizinin getireceği yıkımı çarpan etkisiyle büyüterek "kinetik olmayan" savaş yöntemlerinin ne kadar tahrip edici olabileceğini tüm dünyaya acı bir şekilde gösterebilir.
Çözüm ve Türkiye'nin "karasal dijital koridor" rolü
Yaşanması muhtemel bu distopik kriz senaryosunu bertaraf etmenin yegane yollarından biri, alternatif rotaların ivedilikle inşa edilmesidir. Bu noktada Türkiye'nin proaktif davranarak kendisini küresel bir veri aktarım merkezi haline getirecek adımları atması tarihi bir gerçeklik ve zorunluluktur. Türkiye'yi bir "karasal dijital koridor"a dönüştürecek stratejik hamleler, Türkiye'nin güvenilir ve istikrarlı bir rota olma potansiyeline dayanmaktadır. Irak üzerinden planlanan Kalkınma Yolu Projesi ve doğu-batı eksenindeki Orta Koridor güzergahında Türkiye üzerinden geçecek yedekli ve güvenli karasal fiber optik ağlar, söz konusu küresel dijital şok tehditlerini bertaraf etme kapasitesine sahiptir.
Bu sayede Türkiye'nin üstleneceği "dijital köprü" rolü, yalnızca bölgesel istikrarı korumakla kalmayacak, aynı zamanda Türkiye'nin uluslararası sistemdeki normatif gücünü artırarak dijital bağımsızlığını da pekiştirecektir. Türkiye Cumhuriyeti, hem bölgesel hem de küresel ölçekte istikrar, barış, uluslararası hukuk ve diplomasiyi önceleyen büyük devlet olmanın gereği olarak bu olası veri darboğazında insanlığın ve küresel ekonominin can simidi olma potansiyelini taşımaktadır.
[Prof. Dr. Erman Akıllı, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Öğretim Üyesi ve SETA'da araştırmacıdır.]
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.