İrfan Küçükköy

İrfan Küçükköy

Garip Bir Hatıra (Çatalhöyük Kazıları)

Garip Bir Hatıra (Çatalhöyük Kazıları)

Çatalhöyük, köyüm Küçükköy’ün sınırları içinde, köy merkezine iki kilometre yakınlıkta, mazısı dokuz bin yıla ulaşan, tarihi bir yerleşim kalıntısının adıdır. Birbirleriyle hafif eğilimle bağlı iki tepeden oluşmaktadır. Doğudaki daha az yükseltili Höyük’te yerleşme daha öncelere aitmiş. Tarlamızın kenarında olduğu için, ben Batıdaki daha yüksek tepede çok dolaştım. Bu tepede yerleşim, çok daha sonraki zamanlara aitmiş. Kazılar bu gerçeği ortaya çıkardı.
Çatalhöyük’ten topladığımız, elimizde oynadığımız çanak çömlek parçacıklarının binlerce sene önceye ait olduğunu bilmezdik. Ama babalarımız tarihini bilmeden çok eskilerde buranın köy olabileceğini söylerlerdi. Çünkü tilki delikleriyle dolu olan höyükte bazen tilkilerin yuva açarken çıkardığı insan kemiklerine de rastlanırdı.


Çatalhöyükte Kazıların Başlaması

Höyük ilk olarak 1951 yılında, Ankara Arkeoloji Enstitüsü bünyesinde çalışan İngiliz arkeolog James Mellaart tarafından bulunmuş. Yerinin kayda geçirilmesinde gerçekleşen Çatalhüyük'e ilk ayrıntılı araştırma, ulaşım zorlukları yüzünden ancak 1958 yılında, yine Mellart ve iki meslektaşı tarafından gerçekleştirilmiştir. Kayıtlarda maalesef Mehmet Önder’in ismini görmüyorum. Oysaki bu tepede eski bir hayatın varlığını ilk haber veren, komşu Karkın köyünden Sanat Tarihi hocam Mehmet Önderdir. Haber veren o olduğu gibi kazıları programlayan da bu hocamdır. O tarihlerde Mevlana Müzesi müdürüydü.

Ben bu tarihten itibaren kazıları takip etme imkânı buldum. Biz Konya’ya taşındığımız için bizim harici odayı muhtar istemiş, babam da uygun görmüştü. Bizim harici oda bayan arkeologlara tahsis edilmişti. Bu bayanların biri Yunanlıydı. O Türkiye’den mübadele ile Yunanistan’a taşınan bir ailenin kızı olduğunu söylerdi. “Fakülteyi bitirdim ama gene öğrenciyim” derdi. Şimdi anlıyorum ki doktora yapıyormuş. Daha yaşlıca olan diğer bayan Türkçe bilmezdi. Çok meraklı bir hanımdı. Ben o tarihte orta iki öğrencisiydim.

Kazılarda elde edilen kemikler, bizim geniş avluda tasnif edilirdi. Yunanlı abla bana kemikleri tanıtırken öbek öbek gezmiştik. Şunlar erkek kafatasları, şunlar kadın kafatasları, şunlar erkek çocuğu kafatasları, şunlar kız çocuğu kafatasları, şunlar şunlara ait kol kemikleri, bacak kemikleri, göğüs kemikleri tarzında tanıtmıştı. Ben de ciddi izlemiş, bayağı bilgi sahibi olmuştum. Erkeğe ve kadına olduğunu nasıl anlıyorsunuz diye sorduğumda şöyle cevap verdi. Önce yirmi kadar kafatası yanına geldik. Bunlar erkek kafatasları dedi, sonra başka bir öbeğe geldik. Bunlar bayan kafatasları dedi. Bunların bayan veya erkek kafatası olduğunu nasıl anlıyorsunuz. Dedim ölçüyoruz. Dedi ve ekledi. Erkek kafatasları yuvarlak ve iri, bayan kafatasları söbü ve uzun dedi.

Yunanlı abla höyükte hayatın aniden deprem gibi bir felaketle sona ermiş olabileceğini söylemişti. Çünkü anne ve çocuk kemiklerinin bazılarının emzirme esnasında anlaşıldığını, insanların çoğunun uzun veya yan yatar vaziyette olduğunu, bundan da felaketin gece olduğunu anladıklarını ifade etmişti.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.