Dışişleri Bakanı Fidan: CAATSA yaptırımları konusunda gereken adımları atıyoruz
ANKARA
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump'ın, ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası'nın (CAATSA) kaldırılması yönünde güçlü iradesi olduğunu vurgulayarak, bu konuda gereken adımları attıklarını bildirdi.
Bakan Fidan, CNN Türk televizyonunda Hande Fırat'ın sorularını yanıtladı.
Fidan, ABD Başkanı Trump'ın NATO Ankara Zirvesi'ne katılımının teyit edildiğini hatırlatarak, "Bu aslında başlı başına NATO topluluğu için önemli ve olumlu bir haber. Arkasına da bir şey eklediler, 'Sayın Trump buna katılıyor çünkü davet eden Sayın Erdoğan. Eğer Sayın Erdoğan davet eden olmasaydı, buna katılmayacaktı.' Bu artık gerçekten çok büyük bir stratejik denklem oldu." ifadesini kullandı.

Mevcut meydan okumalar, çatışmalar, sıkıntılar, İttifaktaki kaymalar ve yeniden ayarlamaları göz önünde bulundurulduğunda bu denklemin hayati rol oynadığını vurgulayan Fidan, "Burada tabii Cumhurbaşkanımızın yıllar içerisinde ortaya koyduğu küresel liderlik vizyonu, geliştirdiği ilişkiler ağı ve oluşturduğu güven, insanların nazarındaki prestij ve Türkiye'nin geldiği nokta tabii fevkalade önemli." değerlendirmesinde bulundu.
Fidan, ABD ile ilişkilerde yıllar içerisinde inişli çıkışlı konular gözlemlendiğine işaret ederek, ticaret, ekonomi, insandan insana ilişki, eğitim ve teknoloji alanlarının çok iyi ilerlediğini söyledi.
Bakan Fidan, "Özellikle jeopolitik konular... (Eski ABD Başkanı Barrack) Obama döneminde başlayan Suriye'deki Amerikan politika değişikliği, Beşşar Esed'e ve rejime karşı olan mücadelenin birden DEAŞ'a karşı mücadeleye dönmesi, YPG'nin desteklenmesi sürecinde Türkiye'nin milli güvenliğine tehdit oluşturan bir politika konusu vardı. Trump'ın ikinci döneminde, bu politika terk edildi resmi olarak." ifadesini kullanarak, bunun iki ülke arasındaki en büyük sorun alanını ortadan kaldırdığının altını çizdi.
Ukrayna'daki savaşın bitmesi, Suriye'deki ve Irak'ın istikrara kavuşması konularında Trump'ın politikalarıyla Türkiye'nin stratejik hedeflerinin örtüştüğüne dikkati çeken Fidan, "Lübnan'daki barışın sağlanması konusu önemli. Gazze Barış Planı'nda yine bir noktaya kadar beraber çalışma imkanımız oldu, savaşın durdurulması. Belli konularda Türkiye-Amerika ilişkileri gerçekten iyi olduğu zaman bölgedeki istikrarı da etkiler durumda, olumlu yönde." diye konuştu.
Fidan, Türkiye'nin hedefleri doğrultusunda bilinçli tercih ve müzakerelerde bulunduğunun altını çizerek, ABD Kongresi üzerinden çözülememiş CAATSA gibi konular bulunduğunu ifade etti.
"Türkiye ile ilgili spesifik kararlar alınabiliyor zaman zaman ama kurumsal olarak kalıcılığı olan tek negatif husus şu anda, rahatsız edici konu CAATSA yaptırımları." diyen Fidan, birçok ülkenin Türkiye'ye yönelik yaptırımlarının son 3-4 yılda kaldırıldığına dikkati çekti.
Fidan, bu yaptırımların çoğunun "legal değil, idari olduğunu" dile getirerek, şöyle devam etti:
“Bir bu kalmıştı. Bu konuda da biz gereken adımları atıyoruz. Çünkü hem Sayın Cumhurbaşkanımız hem Sayın Trump'ta bunu kaldırma yönünde güçlü bir irade var. Geçen sene eylülde Washington'da bir araya geldiğinde iki lider, bu konuda irade beyanında bulundular ve biz bakanlara da bu sorunu çözmemiz için talimat verildi. Savunma Bakanımız ve ben, bu noktada yoğun bir çalışma içindeyiz. Ama genel hatlarıyla iyi giden bir ilişki var.”
CAATSA yaptırımlarının kalkıp kalkmayacağıyla ilgili soru üzerine Fidan, "Bunun belli adımları var. Bu yönde yürüyen çalışmalar var. Bunlar hayata geçtikçe kamuoyumuz da bunu görecek zaten." dedi.
Fidan, bunun yakın bir tarihte olabileceğini dile getirerek, "Çünkü işlemlerin yerine getirilmesiyle, Kongre'de yasal sürecin tamamlanması her zaman aynı olmayabiliyor. Ama idari manada, irade olarak bir sıkıntı yok yönetimlerde. Ama Amerikan Kongresi'nde süreç nasıl gidecek, ona bakarız." ifadelerini kullandı.

ABD-Türkiye ilişkilerinin seyri
Fidan, Trump'ın "sürpriz" olarak nitelendirdiği meselenin, Türkiye'nin Milli Muharip Uçak KAAN için ABD'den talep edilen jet motorlarının satışı konusu olup olmadığı sorusu üzerine şunları söyledi:
“Biz genel manada Türkiye'ye yönelik yaptırımların ortadan kaldırılması için ciddi çalışıyoruz. CAATSA konusunun yasaya bakan tarafı var. Ama diğer konulardaki yaptırımları kaldırmak için çok sistemli bir çalışmamız oldu. Bu konunun da etkilerini görüyoruz. Bir taraftan Halkbank davası, bir taraftan Türkiye'nin talep ettiği diğer konulardaki engellerin kaldırılması ve daha rasyonel bir ilişkiye dönülmesi.”
NATO üyesi olmayan, Amerika'yla bu kadar ortak çıkar alanı olmayan birçok ülkeye ticari gerekçelerle inanılmaz silah ve mühimmat satılırken Türkiye'ye satılmamasının Trump yönetimi nezdinde izah edilebilir bir perspektifi olmadığını belirten Fidan, yıllar içerisinde oluşmuş birtakım Türkiye aleyhindeki siyasi düşüncelerin etkilerini bu türden olaylarda gördüklerini ve bu meseleyi çözmek için çalıştıklarını vurguladı.
Fidan, Trump'ın ne açıklayacağı konusunda ABD adına konuşmak istemediğini söyleyerek, "Türkiye ile Amerika arasında kötü olmayı gerektirecek hiçbir konu yok, ikili ilişkiler açısından." dedi.
Bölgesel konularda anlaşmazlık noktaları bulunduğunu ancak bunları da görüşebildiklerini aktaran Fidan, "Her iki tarafı da bu kadar besleyecek büyük bir ilişki alanı varken bunu ilerletmemek, bunu kimlik politikalarının, ters ideolojinin kurbanı yapmak da rasyonel aktörlerin kafasının aldığı bir konu değil." diye konuştu.
Fidan, "Türkiye'nin F-35 programına dönüşü gerçekçi bir ihtimal mi?" sorusuna, "Orada bir ayrıma gitmek lazım. F-35 satış yasağının kaldırılmasıyla, almış olduklarımızın alınması ve daha sonraki alacaklarımızın, istersek tabi, alınmasıyla programa üretici ortaklardan biri olarak geri dönmek iki ayrı konu." yanıtını verdi.
Satış yasağının kaldırılması meselesinin daha kolay bir konu olduğunu belirten Fidan, "Bu idari bir karar. CAATSA'dan sonra bu olur diye düşünüyorum." diye konuştu.
Fidan, F-35 programına geri dönme meselesinin, konsorsiyumun tekrar oturup alacağı yeni bir kararla ilgili olduğuna işaret ederek, konsorsiyumun ortaklarının geçmiş yıllarda Türkiye'yi program dışı bırakan bir karar aldığını anımsattı.
"Türkiye'nin çok büyük bir gücü var. Bürokrasimizin çok güçlü bir tecrübesi var"
Batı ülkeleriyle ilişkilerde sınırlamaların nasıl kaldırıldığıyla ilgili soruyu cevaplayan Fidan, bu noktaya sistemli çalışarak gelindiğini dile getirdi.
Fidan, "Cumhurbaşkanımızın çok ciddi bir siyasi karizması ve etkisi var. Türkiye'nin çok büyük bir gücü var. Bürokrasimizin çok güçlü bir tecrübesi var." diyerek Dışişleri Bakanlığı görevine geldiğinde hangi ülkelerin ne gerekçelerle Türkiye'ye yönelik yaptırım uyguladığını incelediğini aktardı.
Hakan Fidan, marketle ilgili kısıtlamaların anlaşılabilir olduğunu söyleyerek Avrupa Güvenlik Eylemi (SAFE) meselesinin marketle ilgili olduğu değerlendirmesinde bulundu.
"Bizim parasını verip almak istediğimiz bir şeyi bize vermemek, bu daha farklı bir husus. Bu, bir tavırdır. Bu tavrın da sebepleri var." diyen Fidan, bunların üzerinde metodik olarak çalışıldığını ifade etti.
Fidan, kısıtlamaların bazılarının, Finlandiya ve İsveç'in NATO'ya giriş süreçlerinde, diğerlerinin başka yollardan sessizce çözüldüğünü kaydetti.
Genelde iki tarafın da menfaatine olabilecek bir perspektif ortaya koydukları bilgisini paylaşan Fidan, "Şu anda çok şükür Kanada da dahil birçok ülkeyle bu sorun ortadan kalkmış durumda, NATO üyesi ülkelerle. Hatta bunu daha ileriye nasıl taşıyabiliriz, şu anda onun arayışı var." ifadelerini kullandı.

Değişen küresel şartlarda Türkiye'nin çıkarları
ABD'nin Türkiye'yi bölgede nasıl tanımladığıyla ve iki ülke ilişkilerinin dengeli olup olmadığıyla ilgili soruyu cevaplayan Fidan, "Bu ilişkinin değişken tarafı olan bir boyutu var, bir de sabit bir tarafı var." diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Fidan, iki ülkenin aynı güvenlik ittifakı içerisinde omuz omuza durmasının ilişkinin kalıcı tarafı olduğunu belirterek ilişkinin değişken tarafının ise ülkelerin bölge ve dünyadaki çıkarlarının değişmesi olduğunu kaydetti.
"Transatlantik bağlantıda Avrupa'nın çıkarı değişiyor, Amerika'nın çıkarı değişiyor. Avrupa'nın içerisinde Avrupa'nın içerisindeki aktörler kendi arasında bölünüyor. Türkiye ile Amerika ilişkisinde de buna benzer durumlar var." diye konuşan Fidan, yönetimden yönetime ve konjonktürden konjonktüre bunun değiştiğini belirtti.
Fidan; Ukrayna, Gazze, Suriye, İran, Körfez, enerji hatları, ve bağlantısallık gibi birçok konuda Türkiye'nin ne kadar yapıcı ve istikrarlaştırıcı rol oynadığını herkesin gördüğüne işaret ederek "Bu rol aslında Amerika gibi gerçekten küresel manada kendisine gereğinden fazla yük alan bir ülkenin belli noktalarda Türkiye gibi ortaklara güvenmesi için birçok neden ortaya çıkıyor." ifadelerini kullandı.
Her ülkenin kendi milli stratejisi çerçevesinde başka ülkeleri ve aktörleri bir yere konumlandırdığını söyleyen Fidan, Türkiye'nin kendi milli egemenlik anlayışıyla ve iradesiyle ne istediğine odaklandığını anlattı.
Fidan, "Ben Amerika'nın küresel rekabette yeni bir aşamaya geldiğini görüyorum. Çin'le ilgili konularda çok ciddi yeniden bir politika değişikliğine gitmesi lazım. Trump yönetiminin ortaya koyduğu milli güvenlik siyaset belgesine baktığınız zaman aslında çok radikal, devrimci bir yeniden tanımlama var, bütün bir uluslararası ilişkileri tanımlama var." diyerek, ABD'nin bütün müttefikleriyle alakalı yeniden okuma içerisinde olduğunu söyledi.
ABD'nin diğer ülkelerle ilişkilerinde ortaya çıkan etkileşimin Türkiye için oluşturduğu duruma bakılması gerektiğini anlatan Fidan, "Kanada, Türkiye ve aynı ligde olan ülkelerle çok ciddi bir stratejik ilişki açılımı içerisinde. Bunu da rasyonel zeminde rasyonel araçlar kullanarak götürmeye çalışıyor. Savunma sanayisi, ticaret vesaire gibi. Şimdi serbest ticaret anlaşmasının ilerletilmesi söz konusu. Liderlerin bunu açıklaması bekleniyor." dedi.
Hakan Fidan, Kanada ile nükleer enerji konusunda çok ciddi bir işbirliği alanı potansiyeli bulunduğuna, savunma sanayisindeki engellerin kaldırıldığına ve Kanada'daki Türk topluluğunun giderek daha etkili hale geldiğine işaret ederek, ABD-Kanada ilişkilerinin yeniden tanımlanmasının Türkiye'yi bu şekilde etkilediğini kaydetti.
Güney Kore ile ilişkilerin de amaca özel olmaktan daha yapısal ve devamlılığı olan hale gelmesiyle ilgili çalışmalar yürüttükleri bilgisini paylaşan Fidan, Türkiye'nin bu profesyonel yaklaşımına Güney Kore'nin de ciddi cevap verdiğini belirtti.
NATO Zirvesi kapsamında yapılacak görüşmeler
ABD ile Türkiye liderlerinin heyetler arası ve baş başa görüşmenin yanı sıra ortak basın toplantısı düzenleme ihtimaline ilişkin soruyu cevaplayan Fidan, çok fazla alternatifin masada olduğunu söyledi.
Bakan Fidan, dün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde konuyla ilgili yetkililerle bir araya geldiklerini ve hazırlıklarla ilgili rapor sunulan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendi talimatlarını verdiğini aktararak, "Yapacağı ikili görüşmeler var. Sadece Amerika'yla değil; İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve diğer ülkeler geliyor. Birçoğunun Cumhurbaşkanımızla görüşme talebi var. Türkiye'de masada olan konularımız var. Herkes bunu fırsat bulmuşken ilerletmek istiyor." ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump'ın CAATSA'nın kalkmasını istediğini yineleyen Fidan, bunun ilerletilmesi sürecinde olduklarını vurguladı.
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik savaşı
Türkiye'nin ABD-İsrail ve İran savaşındaki arabuluculuk rolüne ilişkin soruyu cevaplayan Fidan, bu süreci savaşın yaygınlaşma riski göstermesi nedeniyle "yoğun, kritik ve riske açık" olarak nitelendirdi.
Hakan Fidan, söz konusu dönemde savaşı durdurmak için zamanla yarıştıklarını belirterek bu durumlarda her iki taraf nezdinde de güvenilir aktörlerin sesinin duyulmasının vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin taraflar arasındaki gerilim boyunca diplomatik çabalarını aralıksız sürdürdüğünü ifade eden Fidan, "Cumhurbaşkanımızın (Recep Tayyip Erdoğan) yıllardır ortaya koyduğu o tutarlı, vizyoner çizgide oluşturduğu emin kişi, güvenilir, dürüst ortak profili burada çok ciddi rol oynadı." değerlendirmesinde bulundu.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Pakistan, Katar ve Türkiye'nin bu kapsamda ortaya koyduğu arabuluculuk faaliyetlerinin çok profesyonel ve koordineli olduğuna dikkati çekerek "Rusya-Ukrayna Savaşı'nda olay bir türlü bir yere gidemiyor ama Amerika-İran Savaşı'nda bu kadar kısa sürede, bu kadar yoğunluğu çok yüksek olan bir savaşın en azından ateşkesinin sağlanması mümkün oldu. Şu anda kalıcı çözüme ulaşmak için temel müzakereler devam ediyor. İnşallah orada da bir şeye ulaşırlar." dedi.
İsrail'in bölgede yürüttüğü politikalar
İran-ABD arasındaki görüşmelerde İsrail'in etkisine ilişkin soruya Fidan, "İsrail, uluslararası toplumun istisnasız tanımlamasıyla bir düzen bozucu, 'irritant' dediğimiz, her yere istikrarsızlık, zulüm, kan, katliam getiren, gözü dönmüş çetenin yönettiği bir ülke maalesef." yanıtını verdi.
Fidan, uluslararası toplumda İsrail'in izlediği politikaların niteliği konusunda büyük ölçüde görüş birliği bulunduğunu buna karşın yıllar içinde oluşturulan "İsrail algısının" birçok ülkenin gerçek tabloyu görmesini uzun süre zorlaştırdığını belirtti.
ABD siyasi karar alma mekanizmalarının son derece karmaşık bir yapıya sahip olduğunu belirten Fidan, "(ABD) İçerideki siyasi mekanizmaların nasıl oluştuğunu herkes biliyor. Çok kompleks yapısal mekanizmalar var. (Yahudiler) Onlar marifetiyle oluşturulan bir manipülatif sistem var. O sistem içerisinden çıkıp gelen bir adam, o sistemde kalmasını devam ettirmesi için, sistemin gerekleri olan siyonizmin belli hedeflerine hizmet etme konusunda faaliyetini göstermesi gerekiyor. Bunlar kendi aralarında çözmesi gereken sistemik problem." diye konuştu.
Fidan, ABD ve İsrail arasındaki ilişkiye işaret ederek "Bakın Amerika'daki siyasetçiler, kendi çıkarlarına hizmet ettikleri sürece İsrail'i desteklerler ama çıkar bu süreçte o kadar uzun süre gitmiş ki, İsrail'in desteklenmesiyle çıkarın örtüşmesi bir kalıcılık kabulü haline dönüşmüş." değerlendirmesinde bulundu.
ABD ile İsrail arasındaki ilişkinin danışıklı dövüş olup olmadığına ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, şöyle devam etti:
“Hiç kimse kendi aleyhine olacak bir şeyin devamlılığını istemez. Dolayısıyla ben burada yani danışıklı dövüş vesaire falan demiyorum. Yani olaya o açıdan bakmıyorum. Lehine işliyorsa bir noktaya kadar gidiyor. Aleyhine işlemeye başladığı noktadan sonra mecburen denklem dışına çıkması lazım. Bakın Hürmüz Boğazı olayında da yani İran Hürmüz Boğazı'nı kestikten sonra bizim burada aslında ateşkese ulaşmamızdaki en önemli pratik neden, hem İran üzerinde hem Amerika üzerinde uluslararası aktörlerin, biz de dahil olmak üzere Hürmüz Boğazı'ndan dolayı oluşturduğu muazzam bir baskı olmasıydı. Çünkü o, enerjiyi, ekonomileri, gıda güvenliğini birçok şeyi etkiler hale gelmişti. Şimdi bu kadar etki katsayısı yüksek bir olayı hisseden bir yönetim ara seçimlere giderken Amerika da diyor ki benim bunu durdurmam lazım. Çünkü hem müttefiklerim benden bunu istiyor hem bendeki enerji fiyatları arttığı için halkımın aleyhine. Dolayısıyla İsrail'e burada söz geçirme dışında bir şey yok. Bu, artık İsrail'in denklemi değil, Amerika'nın kendi çıkarlarıyla alakalı bir konu.”
Fidan, İsrail'in bölgedeki politikasının değişmeyeceği kanaatinde olduğunu vurgulayarak "(İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu ve çetesi orada olduğu sürece ben bu politik duruşun değişeceğine inanmıyorum. Bunların inandığı bu. Bunlar yıllardır kendilerini şuna koşullandırmışlar: Biz bölgede bölge ülkelerini rahatsız etmediğimiz, bölmediğimiz, zayıflatmadığımız ve insan öldürmediğimiz sürece başarılı olma şansımız yok. Adam buna inandırmış kendini ve bu noktada gidiyor." ifadelerini kullandı.
“İsrail sadece benim değil, dünyanın sorunu”
Bakan Fidan, dünya genelinde üniversite kampüslerinden gazetelere kadar her noktada İsrail düşmanlığının arttığını aktararak "Adamlar göz göre göre katliam yapıyorlar. Göz göre göre her yerde istikrarsızlaştırıcı rol oynuyorlar. Bu kadar istikrarsızlaştırıcı rolü oynamayı, eskiden bir iki basit medya hamlesiyle gizleyebiliyorlardı. Şimdi bunu gizleyemiyorlar da." diye konuştu.
Tel Aviv yönetiminin yıpranan imajını değiştirmek amacıyla yeni bir düşman arayışı içinde olduğunu kaydeden Fidan, "İsrail veya herhangi bir aktör, milli, bölgesel çıkarlarımızla çakıştığı sürece kimseden korkacak, çekinecek, geri adım açacak halimiz yok. Bize bir sıkıntı yok. Kavga bizim işimiz, hiç problem değil. Problem ne? Problem, İsrail sadece benim değil, dünyanın sorunu." ifadelerini kullandı.
Hakan Fidan, İsrail'in yalnızca Türkiye'nin değil, tüm uluslararası toplumun ortak sorunu haline geldiğini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu adamlar insanlığın artık taşıyamadığı bir yük haline geldiler. Bu politikalarıyla, bu kafalarıyla insanlık bunu taşıyamıyor. İnsanlık vicdanı bunu taşıyamıyor, siyasal sistemler, ekonomik sistemler taşıyamıyor. Hangi sistemden yaklaşırsanız yaklaşın bu adamları taşıyacak bir parametre yok. Dolayısıyla biz, uluslararası topluma bana sordukları zaman hep diyoruz ki, 'niye sadece benim problemim yapıyorsunuz?' Ben buna karşı çıkan yüksek sesle konuşabilen tek ülke olabilirim ama bu sorun, hepinizin problemi. İstiyorsanız ki; hepinizin problemini sizin aranızda tek başına ben çözeyim, o zaman herkes gelecek, elini taşın altına koyacak, diplomatik tavrını alacak ve o adamlara gerekli yaptırımları koyacak.”
Bu kapsamda Türkiye'nin İsrail ile yaklaşık 10 milyar dolarlık ticaret hacmini durdurma kararı aldığını hatırlatan Fidan, bu adımın İsrail ekonomisini doğrudan çökertmekten ziyade güçlü bir siyasi mesaj verme amacı taşıdığını vurguladı.
Bakan Fidan, Avrupa ülkelerinin tarihte ilk defa İsrail'e silah satışına sınırlama getirdiğine dikkati çekerek şu ifadeleri kullandı:
"Bu, ilk defa oluyor. Yahudi soykırımı nedeniyle İsrail, Avrupa'nın vicdanında bir yük gibiydi ve bunu da İsrail sonuna kadar sömürdü. Onun için İsrail'e karşı sonsuz tolerans vardı. Şimdi o toleransın kalktığını görüyoruz. İsrail'de radikal politikacılara, özellikle Batı Şeria'da uyguladıkları politika için artık seyahat yasakları getiriliyor, tutuklama kararları getiriliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Netanyahu ve arkadaşlarıyla ilgili tutuklama kararı verdi yani insanlık, uluslararası toplum elinden geleni aslında bir noktada koyuyor."
Avrupa Birliği (AB) içinde de İsrail'e yönelik daha sert tutum alınması konusunda yoğun tartışmalar yaşandığına işaret eden Hakan Fidan, "Ben bundan sonra işlerinin bu kadar kolay olacağını zannetmiyorum. Artık bu kadar kolay gidecek durumda değiller. Kendi gelecekleri yerin sonuna geldiler. İsrail kendi ayağına sıktı. Biz hepsi bunu söylüyoruz. Ve Netanyahu, kendi toplumuna yapacağı en büyük kötülüğü de yaptı." dedi.
Türkiye'nin bölgesel sahiplenme vizyonu
Bakan Fidan, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu bölgesel sahiplenme vizyonunun giderek daha fazla karşılık bulduğunu belirterek bölge sorunlarının bölge ülkeleri tarafından çözülmesi gerektiğinin altını çizdi.
Gazze sürecinde kurulan 8 ülkeli temas grubunun Arap ve Arap olmayan Müslüman ülkelerin ilk kez ortak bir bölgesel inisiyatif geliştirmesine imkan sağladığını belirten Fidan, 8 Aralık 2024'te Suriye'de yaşanan gelişmelerin ardından bölge ülkelerinin sergilediği ortak tutumun da bu anlayışın başarılı bir örneği olduğuna işaret etti.
Dışişleri Bakanı Fidan; Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan'ın oluşturduğu dörtlü mekanizma kapsamında çalışmalar yürüttüklerini belirterek bu ülkelerin ilişkilerini geliştirmeyi, bölgesel istikrarı güçlendirmeyi ve ortak sorunlara birlikte çözüm üretmeyi hedeflediklerini söyledi.
Söz konusu 4 ülkenin farklı coğrafyalarda önemli jeopolitik ağırlığa sahip olduğunu vurgulayan Fidan, tüm tarafların ekonomik kalkınma, istikrar ve bölgesel barışa ihtiyaç duyduğu konusunda ortak bir anlayışa sahip olduğunun altını çizdi.
Fidan, ülke liderlerinin bu yönde prensipte mutabakata vardığını ve dışişleri bakanlarına çalışmaları ilerletme görevi verdiğini kaydederek dörtlü mekanizmanın bugüne kadar bu amaç doğrultusunda 4 kez toplandığını aktardı.
ABD ile İran arasında kalıcı bir anlaşma sağlanması halinde bölgenin yeni güvenlik ve düzen mimarisinin nasıl şekilleneceğinin de ele alındığını dile getiren Fidan, bu tartışmayı ilk başlatan ülkenin Türkiye olduğuna dikkati çekti.
Hakan Fidan, bölge ülkelerinin önceliğinin, ekonomik kalkınma ve refah olduğunu vurgulayarak, buna karşın terörizm, İsrail'in yayılmacı politikaları ve diğer bölgesel krizlerin istikrarsızlık üreten başlıca sorunlar olmaya devam ettiğini söyledi.
Dörtlü mekanizmanın yalnızca bu 4 ülkeyi değil, etki alanlarında bulunan diğer bölge ülkelerini de dolaylı olarak temsil ettiğini belirten Fidan, şu ifadeleri kullandı:
“Bu 4 ülkenin bir araya gelip bir konuyla ilgili konuşması bile başlı başına siyasal sembolizm açısından önemli bir aşama teşkil ediyor. Ben, bu aşamanın giderek daha stratejik bir netice verici mekanizmaya evrileceğine inanıyorum açıkçası. Cumhurbaşkanımızın da vizyonu o yönde ama biz hep şunu yapıyoruz; birçok şey meyve vermeden, nihayete ermeden, sonuçlanmadan da çok büyük bir deklarasyonda bulunmak istemiyoruz ama bu yönde çalışmak bizim boynumuzun borcu, bizim en büyük vizyonumuz.”
Fidan, Türkiye'nin bölgesel sahiplenme anlayışını yalnızca Orta Doğu ile sınırlı tutmadığına dikkati çekerek "Kafkaslar'da da 3+3'ü hayata geçirerek veya 3 ülkeyle çalışarak aynı şeyi yapıyoruz. Balkanlar'da aynı şeyi yapıyoruz, Afrika'da aynı şeyi yapmaya çalışıyoruz. Bu, bizim bulunduğumuz stratejik havzalardaki bütün sorunlara yaklaşımımız." değerlendirmesinde bulundu.
"NATO tarihinin en büyük zirvesi olacak"
Fidan, Ankara'da düzenlenecek NATO zirvesine ilişkin bunun "düzenlenecek olmasının" önemine atıfta bulunarak "Zirve her halükarda yapılacaktı da tabii burada NATO'nun kurucusu, yönlendiricisi ve taşıyıcısı durumda olan Amerika'nın ve Sayın Trump'ın zirveye gelecek olması, bunu açıklaması başlı başına en büyük şey." ifadesini kullandı.
ABD Başkanı Donald Trump'ın, zirvenin Türkiye'de yapılması ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde olması nedeniyle zirveye gelme kararına değinen Fidan, ABD'nin dünyadaki rolünü Trump döneminde yeniden tanımlaması ve bununla transatlantik ilişkinin değişmesi ve Avrupa'nın kendisini 2. Dünya Savaşı'ndan beri, "bu derece büyük bir tehdit altında" hissetmediği değerlendirmesini yaptı.
Hakan Fidan, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırıları, ABD'nin kendini yeniden tanımlaması, ticaret savaşları ve diğer aktörleri örnek olarak gösterirken "Çin, artık durdurulamaz bir süper güç." diye konuştu.
Teknoloji, yapay zeka, marketler ve sermaye gibi konuların yeniden dağılımı ve güç değişimine işaret eden Fidan, "İnsanlık tarihinin belki en başarılı güvenlik ittifaklarından birinin bu tarihi dönemeçte, eşikte, bu kadar belirsizliğin olduğu bir dönemde bir araya geliyor olması bence tarihte görülen NATO tarihinin en büyük zirvesi olacak." dedi.
Fidan, bugüne kadar bu kadar büyük problemli alanın aynı anda kesiştiği başka bir dönemeç olmadığı tespitini yaparak bunun, bir daha olmamasını diledi.
Bakan Fidan şunları kaydetti:
“Türkiye'nin bu olayların merkezinde olması, bunu yönetmesi ve bunu taşıma sorununu sırtına alması, tabii ki kendiliğinden böyle kolay olan bir şey değil. Hep söylüyorum, Cumhurbaşkanımızın uzun erimli liderliğini, uluslararası bütün sorunları sonuna kadar yaşamış olması, hissetmiş olması, bunlardan geçmiş olması, içeride ve dışarıda girdiği bütün mücadeleler ve bunun neticesinde aslında, dünyanın nereye gittiğine ve nereye gitmesi gerektiğine ilişkin bir sahici vizyonun olması. Bu nadir bulunan bir konu. Çünkü birçok lider, bu pozisyonda olamayabiliyor. Bakın, bir idrak ve vizyon gelişmesi liderler için bir süreç. Yani bu bir günde, iki günde, 3 yılda 4 yılda olmuyor. Orada çok uzun zaman kalıp o kavgayı vermeniz gerekiyor, büyük bir gücün başında. Böyle de lider fazla yok. Halkından tekrar tekrar bunu alarak.”
Türkiye'deki gibi kadroların da fazla olmadığını vurgulayan Fidan, "Dolayısıyla Türkiye'nin bu kadar kritik bir zamanda dünya barışı için ve kendi bölgesel güvenliğimiz için böylesine kritik bir rol üstlenmesini ben çok kıymetli buluyorum." diye konuştu.
NATO ittifakındaki durum
Dışişleri Bakanı Fidan, NATO'da, ABD'nin kendi başına bir grup olduğunu, ikinci grup olarak Avrupa Birliği üyesi ülkeleri ve üçüncü grupta ülkeleri de bunun dışındakilerin oluşturduğunu söyledi.
"Bu ülkelerin farklı coğrafyalarda farklı tehditleri görerek farklı ekonomik kalkınma süreçlerini şu anda yöneterek ve birbirleri arasındaki ilişkileri yeniden tanımlama süreçleri içerisinde oldukları bir dönemde Ankara'da bir araya gelip farklı perspektifleri uyumlaştırma çalışmalarını araması önemli." diyen Fidan, Ankara'nın NATO 3.0'ın tanımlandığı ve kabul edildiği yer olacağını bildirdi.
Fidan, ittifakın yeni dönemini anlatarak İkinci Dünya Savaşı'ndan, 2026'ya kadar oluşturulmuş külfet paylaşım sisteminin artık aynı olmadığını belirtti.
"Bu değişiyor, Amerika'nın baskın, yük taşıyıcı olduğu Avrupa Güvenliği Sistemi'ni artık değiştiriyoruz. Bu tek başına Amerika'nın zorladığı, dayattığı bir karar olmanın da ötesinde, oradaki ülkelerin hep beraber bu kararı, ya bu mantıklı, bizim de böyle yapmamız lazım, bağımlılığı azaltmamız lazım, kendi yükümüzü kendimizin taşıması lazım dediği bir konu." diye konuşan Fidan, yüzde 5 savunma harcamaları meselesinin önemli olduğunu aktardı.
Hakan Fidan, bütün ülkelerin istisnasız bunu kabul ediyor olması ve bundan sonra da buna göre hareket edecek olmasının fevkalade önemli olduğuna işaret ederek, külfet paylaşımı konusuna yönelik değerlendirmeler yaptı.
Ankara'daki zirvenin "tarihi" olarak nitelendirilmesinin sebeplerinden birinin, ilk defa Savunma Sanayi Forumu'nun, NATO'nun resmi programının bir parçası olması ve ilk kez bu kadar büyük ölçekte bir forum düzenlenmesi olduğunu dile getiren Fidan, bunun savunma sanayisi konusunun genel savunma stratejilerinde esas ayaklarından biri olduğunu gösterdiğini aktardı.
Yeni dönemde güvenlik
Dışişleri Bakanı Fidan, bunun strateji ve mantık değişikliği açısından da fevkalade önemli olduğunun altını çizerek bunun, zirvenin temel çıktılarından olduğunu bildirdi.
Yeni dönemde Türkiye için nasıl bir değişiklik olacağının da evrilen bir süreç olduğunu söyleyen Fidan, "Çünkü dediğim gibi şu anda politik tartışmalar var, pratikteki değişmeler daha geriden geliyor ama savunma sanayisi alanında muazzam bir işbirliği alanı açılacak, onu görüyoruz ama bununla beraber büyük bir rekabet alanı da açılacak. Bu işbirliğini ve rekabeti bir paralel şekilde götürmemiz gerekiyor. Diğer taraftan sınamaların, tehditlerin çeşidi de değişecek. Buna uygun da hareket etmek gerekiyor." diye konuştu.
Fidan, perspektifin önemli olduğunun altını çizerek AB içerisinde dahi işbirliği yapılırken birisi domine etmeye mi çalışıyor sorusunun her zaman yer aldığını, savunma stratejilerinde bir numaralı sorunun mutlak güven olduğu değerlendirmesini yaptı.
Güvenliği başkasının eline bırakmamak meselesi gündeme geldiğinde bütün savunma yükünü kendinizin geliştirmesi gerektiğini aktaran Fidan, "İşbirliği içerisinde savunma yükünü beraber dağıtalım, beraber paylaşalım dediğiniz zaman da o zaman burada kime ne kadar yetenek gidecek ona bakmanız gerekiyor. Şimdi tarih boyunca savaşmış olan Avrupa ülkeleri bundan sonra Amerika'nın yokluğunda bir savunma işbirliği düzeni geliştirirken şimdi burada detayına girmeyeyim, kendi aralarında da yani kamuoyunda dillendirmedikleri çok fazla hassas konu oluyor." ifadelerini kullandı.
Fidan, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından bölgesel güvenliği sağlama konusunda aktif rol oynama iradesinde sorun olmadığını bildirdi.
Avrupalıların bunun siyasetini kurgulamada ve bu siyaseti bir stratejiye dönüştürmede, stratejiye uygulanabilir taktik politikalara dönüştürmede farklı düşünceleri olduğunu ve AB'li yetkililerle de bunu görüştüklerini aktaran Fidan, Avrupa Güvenlik Eylemi'nin (SAFE) yanı sıra Made in Europe gibi konularda Avrupa'nın artan bir şekilde korumacılıkla hareket ettiğini gördüklerini belirtti.
Hakan Fidan, AB'nin bu konudaki yöntemini anlatarak bunun iyi tarafının paranın içeride kalması kötü tarafının ise rekabetin azalması olduğunu kaydetti.
Avrupa'nın korumacılık yapmadığı alanda Çin gibi aktörlerle rekabet edecek durumda olmadığını söyleyen Fidan, korumacılığın ise uzun vadede tersine dönebileceğine işaret etti.
Fidan, AB yetkililerine, Ankara ile ekonomik ortaklık halinde 500 milyon nüfusa sahip bir market oluşabileceğini söylediğini aktardı.
Buna ilişkin detaylar veren Fidan, "Kısa vadede Avrupa Birliği'nin içe kapanıcı, korumacı politikalarla belli sektörleri koruyabileceğini düşünüyorum ama uzun vadede bu çok fazla etkili olmayabilir. Çünkü Çin'in ucuz üretim, sübvansiyel üretim gücüyle, Batı ekonomilerinin nasıl rekabet edeceklerinin bir reçetesi yok. Şu anda herkes bunu yönetmeye çalışıyor, bunu siyasal seçim yoluyla iktidara gelmiş partiler halklarına yansıtmamaya çalışıyorlar ama gene bu konuda en iyi karar alma yeteneği olan kurumların başında Avrupa Birliği geliyor." ifadelerini kullandı.
Bakan Fidan, AB'nin topluluk ülkeleri adına karar alan tarafının gündelik siyasetle çok fazla ilgisi olmadığı ve bürokratların olduğu, ulusal yapılarla ilgilenmeyen, ulus üstü, daha teknokrat, daha soğuk ve realist bakabilen bir yapı olduğunu anımsattı.
Transatlantik yapıdaki son durum
Fidan, transatlantik ilişkilerde ABD yönetimiyle, Avrupa'daki aktörlerin "kavga etmemesinin" önemli olduğuna değinerek ihtilaf potansiyelinin sürekli ortada olduğunu aktardı.
Süreci ve tartışmaları özetleyen Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bütün liderler nezdindeki güven telkin eden güvenilir ve akil adam olma durumuna dikkati çekti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Son zamanlarda Avrupa'da, Batı'da söylenen bir şey var, odadaki tek yetişkin Türkiye meselesi." diyerek Türkiye'nin bu role gelmiş olmasının sürekli barışı, istikrarı, işbirliğini, yatıştırıcılığı teşvik eden bir aktör olmasının önemine vurgu yaptı.
Müttefikler arasındaki sahici ve gerçekçi tartışmaların her zaman sağlıklı olduğuna işaret eden Fidan, "Kimsenin kendi içindekini saklamaması lazım. Tartışsınlar yani kapılar kapandıktan sonra ama çıktığı zaman da birlik mesajı verilmeye devam etsin. Biz bunu teşvik edeceğiz. Bütün stratejimiz bunun üzerine." ifadelerini kullandı.
Özgür Özel'in açıklamaları
CHP Grup Başkanı Özgür Özel'in ifadelerine Fidan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Esasında Sayın Özel'in sadece bu yazısında değil, bütün uluslararası çağrılarına baktığınız zaman şunu görüyorsunuz: 'Ben burada siyaseten zor durumdayım, gelip bana niye yardım etmiyorsunuz?' Aslında söylemeye çalıştığı şey bu. Kendi içinde birtakım siyasi açmazlar var, çatışmalar var, sıkıntılar var. Şunu tanımlamak aslında belli ayrımları yapmamak oluyor. Şimdi NATO üyesi ülkeler, liderler veya diğer ülkeler, Cumhurbaşkanımızla ilişkiye geçtiği zaman Türkiye ile ilişki kurdukları Türkiye Cumhuriyeti Devleti, onun cumhurbaşkanı, onun bakanları… Her devlet, her devletle kendi milli çıkarı üzerinden ilişki kurar ve yürütür. Bu son derece uluslararası ilişkilerin bir numaralı kuralı. Şimdi bunu şöyle ifade ediyor: 'Siz aslında Türkiye Cumhuriyeti devletiyle değil AK Parti ile ilişki kuruyorsunuz.' zaten getirmeye çalışıyor. Şimdi bu aslında mantık olarak da kendi içerisinde çok tutarlı değil. Bu, bizim açıkçası çok fazla üzerinde durduğumuz, ciddiye aldığımız bir konuda değil. Burada kendi içinde siyasal bir feryat var.”
Özel'in her yere her türlü şikayeti yaptığını söyleyen Fidan, "Aslında kendi içinde de ideolojik ironiye de düşüyor. Zaman zaman, anti-NATO olmakla inanılmaz derecede övünen siyasal söylemin sahibi, daha sonra şimdi geliyor ki NATO'yu o koruyamaz, ben koruyabilirim demeye getirir, bir noktaya gidiyor. Artık bu eklektik düşünce, bu tezatları ben dile getirmek bile istemiyorum." dedi.
Bakan Fidan, bunun stratejik seviyede bakıldığı zaman devlet aktörlerinin "ciddiye aldığı bir konu olmadığını " kaydederek "Uluslararası ilişkiler böyle işlemiyor, jeostrateji konular böyle işlemiyor. Başka türlü işliyor." diyerek bakış açısının değiştirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
"Diplomatlar, diplomasi işini iyi yapmazsa yük askerlerin omuzuna düşüyor"
Fidan, "Rusya'yla aynı masada gayet rahat oturup konuşup NATO'ya ev sahipliği yapmak nasıl bir durum? Bir zorunlu denge siyaseti mi? Yoksa Türkiye'nin gayet uygun bir şekilde herkesle konuşabilme politikasının sonucu mu?" sorusuna cevaben şunları söyledi:
“İkinci söylediğiniz tabii ki, Türkiye'nin herkesle konuşabiliyor olması, daha da önemlisi konuşmayı asli araç olarak görmesi. Bakın biz hep söylüyoruz, yani diplomatlar, diplomasi işini iyi yapmazsa yük askerlerin omuzuna düşüyor. Ekonominin sırtına düşüyor. Niye buraya gelelim konuşmak gibi tüketilmesi gereken bir yol varsa?”
Diğer yolları kullanmaya da hazır olmak gerektiğini dile getiren Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın en büyük liderlik özelliğinin "hiçbir zaman için yöntem kutsaması içerisine girmemesi ve sonuca bakması" olduğunu vurguladı.
Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sonuca giderken endişe ve çekince duymadan diplomasi yoluna başvurduğunu ve Türkiye'nin milli çıkarına dikkat ettiğini belirterek, "Başka ülkelerin düşmanını, bizim de aynı şekilde düşman edinmemize gerek yok. Biz kendimiz yetişkiniz, kendi dost ve düşman ayrımımızı yapıyoruz. Bazı ittifaklarımız vardır. NATO'nun içerisinde biz bir müttefikiz." ifadelerini kullandı.
Avrupa'nın Rusya konusunda aldığı kararlar arasında katıldıkları, nötr kaldıkları, karşısında durdukları ve sessiz kaldıkları kısımlar bulunduğu bilgisini paylaşan Fidan, bunların hepsini yaparken ulusal çıkarları düşündüklerinin altını çizdi.
Fidan, "Rusya'yla oturup konuşuyoruz, ticari ilişkilerimiz var. İran'la bizim çok fazla ilişkilerimiz var, Avrupa'yla inanılmaz ilişkilerimiz var, NATO'yla ilişkilerimiz var, Asya Pasifik'le var, her yerle var." diyerek, tarafların kendi içinde çarpışıyor olmasının Türkiye'yi gerilim altında bıraktığını ancak liderliğin bunu yönetebildiğini, bu nedenle de Cumhurbaşkanı Erdoğan'a tekrar ihtiyaç duyduklarını söyledi.
"Tekrar bir liderin gelip 20 sene durup, 20 sene sonra aynı itibarı kazanması, hele bu kadar kritik dönemlerden geçtiğimiz bir dönemde, bunlar kolay konular değil." diye konuşan Fidan, birbiriyle çelişen aktörlerle ilişki yönetmenin "sanat" olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Rusya ziyareti
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın her zaman Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le istişare içinde olduğunu dile getiren Fidan, Türkiye'nin etkin dış politikasının olduğu Karadeniz havzası, Kafkaslar, Orta Asya, Orta Doğu ve Afrika'nın Türkiye için önem arz ettiğini vurguladı.
Fidan, bir tarafın niyetinden haberdar olunmadığı takdirde bütün planların en kötü senaryoya göre yapılması gerektiğini belirterek, en kötü senaryoya göre plan yapmanın maliyeti yükselttiğini ve düşmanlık duygusunu beslediğini ifade etti.
Fidan, Putin'le görüşmesine ilişkin, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Cumhurbaşkanımızın adına ben bu kabulü görüyorum. Yani Cumhurbaşkanımın mesajını taşıdığım için kabul ediliyorum. Cumhurbaşkanımın konuşacağı meseleleri, bana talimat verdiği konuları ben Sayın Putin'e aktarıyorum. Oradaki o cevapları, yorumları alıp sonra kendi yorumlarımızı yapıp kendi Cumhurbaşkanımıza getiriyoruz. Aslında bu benim üzerimden Cumhurbaşkanımızla Sayın Putin'in diyaloğu. Bunu böyle görmek lazım.”
Görüşmede, Rusya-Ukrayna Savaşı'ndaki son durumda Rusya'nın ve Putin'in nerede durduğu konusunun gündeme geldiğini aktaran Fidan, "Çünkü en son geçtiğimiz mayıs ayında, ben gittiğimde bunu uzun uzun yine konuşmuştuk. Orada bir ortaya koyduğu vizyon vardı. Daha sonra müzakerecileriyle biz çok konuştuk. Şimdi Sayın Putin'in ağzından tekrar duymak gerekiyor. Nerede duruyoruz?" diye konuştu.
Fidan, Kafkaslar'da devam eden barış süreci, Filistin, Gazze, Lübnan ve Suriye meselesinde Rusya'nın pozisyonun önemli olduğunu vurgulayarak, "Buralarda bizim çıkarlarımız var açıkçası ve bizim kendi politika pozisyonumuza göre Sayın Putin'in belli konularda alacağı tercihler de yönlendirmesi de önemli. Buna benzer ikili konular var, onların hepsini gündeme getirdik." değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Fidan, Rusya-Ukrayna barış sürecine ilişkin "Sayın Putin açıkça söyledi, Alaska'da Sayın Trump'la mutabık kaldıkları yer neyse 'orada duruyorum.' dedi." ifadesine yer verdi.
AB'yle ilişkilerde Gümrük Birliği ve vize serbestisi konuları
Türkiye'yi ziyaret eden Avrupa Birliği'nin (AB) 3 yetkilisiyle birçok konuyu görüştüklerini aktaran Fidan, "Cumhurbaşkanımızın ağzından, en yüksek otoriteden, iradeden Türkiye'nin Avrupa Birliği perspektifi ve beklentilerimizin ne olduğu meselesini dinlemeleri önemliydi." dedi.
Fidan, "Gümrük Birliği'nin modernleştirilmesi, güncellenmesi gerekiyor. Bu konuda her iki taraf da hemfikir ama burada bir tıkayıcı husus var. Rum kesiminin aldığı tavır var. Onu aşmada tabii bir problem alanları var. Diğer taraftan vize meselesi. Bu konuda bizim birkaç tane adım atmamız gerekiyor ama vize serbestisi sağlanana kadar AB'deki vize konularının yönetilmesi gerekiyor. Kendilerince diyorlar, 'Biz bu işi çok kolaylaştırdık, iyi yaptık.' Ama bizdeki rakam ve uygulamalar hiç öyle değil." görüşünü paylaştı.
Türkiye'de milli gelir yükseldiği ve uluslararası etkileşim arttığı için insanların daha fazla eğitim, ticaret, iş, gezi ve sanat için Avrupa ülkelerine gitmek istediğine işaret eden Fidan, Avrupa ülkelerinin giderek vize politikasında merkezileştiğini dile getirdi.
Fidan, Türkiye'den Avrupa'ya vize başvurusu talebinin her yıl arttığına dikkati çekerek, "Kabul ve reddediş oranları bütün dünyayla hemen hemen aynı. Bizde de." diye konuştu.
AB'ye gidişte vize serbestisinin sağlanmasını istediklerinin altını çizen Fidan, "Onda da birkaç tane atmamız gereken adım var. Onun için çalışıyoruz." dedi.
Müktesebatla ilgili 5-6 konunun kaldığı bilgisini paylaşan Fidan, "Onu (Cumhurbaşkanı Yardımcısı) Cevdet Bey'in koordine ettiği bir platform da var. Cumhurbaşkanımızdan onun onayını da aldık. Hayata geçirmeye çalışacağız. Meclisten bazı yasaların geçmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı.
Bakan Fidan, Türkiye ile AB kurumları arasındaki ilişkilerde belli oranda canlanma olduğunu belirterek, "Daha büyük somut stratejik çıktılara ulaşmak için AB'nin kendi içinde alması gereken bazı kararlar var. Türkiye'de bir niyet ve irade sorunu yok. AB'nin kendi içindeki bu oy birliğine dayalı konularla bir takım meseleleri çözmesi lazım." dedi.
“Türkiye (FETÖ) bu konuya en yüksek ihtimamla dikkat etmeli”
15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü'nün 10. yıl dönümüne gelinmişken Türkiye'nin hala Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) tehlikesine karşı dikkatli olup olmaması gerektiğine ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, şunları kaydetti:
“Türkiye bu konuya en yüksek ihtimamla dikkat etmeli. Çünkü örgütün kurucu lideri öldükten sonra yerine geçen yönetim kadrosu Türkiye'yle ilgili hedeflerinden ve eylemlerinden vazgeçmiş değiller. Türk devletine, devleti yönetenlere yönelik operasyonları devam ediyor. Yabancılarla ortaya koydukları işbirlikleri olduğu gibi devam ediyor. Burada bir 'tövbe, pişmanlık, eylemden ve Türkiye aleyhtarlığından vazgeçip artık normal hayata dönüyoruz' gibi bir ifade görmüyoruz.”
Fidan, FETÖ'nün örgütlenme arayışının devam ettiğine dikkati çekerek, "Kamu içerisindeki güçleri yok tabii ki ama durduğu yerden 'ne yapabilirim?' arayışları hala hazırda devam ediyor. Burada PKK'nın bile 'Türkiye'de silahlı eylemden artık ben vazgeçiyorum' dediği bir noktada FETÖ'nün hala 'Türkiye'yle ben mücadele etmeye devam edeceğim' pozisyonda kalması, tabii ki devletin bu tehdidi bir milli güvenlik önceliği olarak görmesi gerektiği zorunluluğunu ortaya koyuyor. Yani bütün güvenlik kurumları da buna göre hareket etmek zorunda." diye konuştu.
NATO müttefiklerinin terör örgütlerine yönelik tutumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Fidan, bazı ülkeler ile terör örgütleri arasındaki ilişkilerin tesadüfen ortaya çıkmadığına vurgu yaparak, bu durumun zaman içinde oluştuğunu ve aynı şekilde zaman içinde sona ereceğini söyledi.
Bu ilişkilerin belirli süreçlerin ürünü olduğunu ifade eden Fidan, "Terör örgütüyle bu ülkeler arasındaki ilişki doğup yükselirken de kendiliğinden olmadı, yok olurken de kendiliğinden olmayacak. Bu süreçler var, bu süreçleri inşallah yöneteceğiz." şeklinde konuştu.
Fidan, FETÖ'nün geçmişte devlet kurumlarına sızarak faaliyet yürüttüğünü, ancak bugün aynı kapasiteye sahip olmadığını belirterek, "Önceden işte yargıda adamları vardı, poliste adamları vardı, orduda adamları vardı, bir takım şeyleri yapıyorlardı. Şimdi ne yapıyorlar? Şimdi daha çok psikolojik harekatta kullanıyorlar." dedi.
İstihbarat birimlerinin örgütün faaliyetlerini yakından takip ettiğini kaydeden Fidan "Örgüt, Türkiye aleyhine yönelik faaliyetlerinden, tabana yönelik faaliyetlerinden vazgeçmiş değil. Yani burada biz bir pişmanlık, bir geri dönüş, bir af arayışı, 'Biz hata yaptık, dini de yanlış anladık, topluma da ihanet ettik, başımızdakilerin niyetini okuyamadık' böyle bir şey yok. Yani bu devlete, bu topluma yönelik o dönem durdukları yer neyse şimdi aynı, an itibarıyla." diye konuştu.
Türkiye'nin yoğun diplomasi trafiği
Fidan, son dönemde yürüttüğü yoğun diplomasi trafiğinin Türkiye'nin küresel ölçekte izlediği "360 derece dış politika" anlayışının bir yansıması olduğunu kaydederek, Ankara'nın güvenlikten ticarete, teknolojiden bölgesel istikrara kadar geniş bir alanda aktif diplomasi yürüttüğünü söyledi.
Türkiye'nin güvenliğini güçlendirmek ve dış ticaretini artırmak amacıyla çok yönlü diplomatik temaslar yürüttüklerini aktaran Fidan, özellikle son yıllarda dış ticaretin geliştirilmesinin Türkiye'nin refahı ve istihdamı açısından stratejik önem kazandığını vurguladı.
Fidan, uluslararası gelişmelerin sürekli değiştiğine dikkati çekerek, bu nedenle Türkiye'nin önemli ülkelerle ilişkilerini düzenli olarak güncellemek ve yeni şartlara göre yeniden tanımlamak zorunda olduğunu belirtti.
Güney Kore ile yapay zeka ve nükleer enerji, Kanada, Rusya, Mısır, Endonezya ve Asya-Pasifik ülkeleriyle ise farklı alanlarda işbirliğini geliştirmek üzere temaslarını sürdürdüklerini dile getiren Fidan, Bangladeş'teki yeni yönetimle de yakın ilişki kurduklarını ifade etti.
Bangladeş'in uzun yılların ardından yeniden uluslararası siyasette etkin bir aktör haline geldiğini söyleyen Fidan, Türkiye'nin desteğiyle Bangladeş'in Birleşmiş Milletler Genel Kurulu başkanlığı seçimlerini kazandığına değindi.
Fidan, "Onlar kazanmasaydı Kıbrıs Rum Kesimi dönem başkanı olacaktı. Düşünebiliyor musunuz? Burada ortaya konulan diplomatik çaba, güvenlik açısından, ticari gelişim açısından, ortaklarımızın menfaatinin ilerletilmesi, barışın sağlanması, düzenin sağlanması, bunlar açısından önemli. Türkiye'nin çok şükür yani gerçekten bütün platformlarda olumlu, yapıcı ama güçlü ve itibarlı bir aktör olması açıkçası ve gittiğimiz her yerde böyle kabul görmemiz bizi de memnun ediyor." değerlendirmesinde bulundu.
Kaynak:AA
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.