İktidar ile muhalefetin öngörüsü: Vizyon mu batıcı ferasetsizlik mi?

İktidar ile muhalefetin öngörüsü: Vizyon mu batıcı ferasetsizlik mi?
Dış politikada Batıcı paradigmalar problemlerin çözülmesi bir yana; kısa, orta ya da uzun vadede, daha büyük problemlerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

İktidar ile muhalefetin öngörüsü: Vizyon mu batıcı ferasetsizlik mi?

Dış politikada Batıcı paradigmalar problemlerin çözülmesi bir yana; kısa, orta ya da uzun vadede, daha büyük problemlerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla Türkiye ve İslam alemi için iktidarda ya da muhalefette vizyon sahibi liderlik ya da batıcı ferasetsizlikten kurtulma hayati önem arz etmektedir.

İşgalci siyonist terör örgütü İsrail'in Gazze Şeridi'nde 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana aralıksız sürdürdüğü soykırımda tek bir askeri adım atmayan Birleşmiş Miletler (BM), Suriye’de Dürzilerin için teyyakuza geçti. Dürzi grupların Süveyda'da yaptığı katliam sonrası Bedevi Arap aşiretler bölgeye doğru hareket edince, BM askeri gücü Kuneytra'ya 25 araçlık zırhlı konvoy gönderdi. Batıcı ferasetsizliği temsil eden Dürziler, Amerika, İngiltere ve İsrail’in desteğiyle gözlerini karartıp bu katliamları yapabildiler. Suriye'de her fırsatta ayrılıkçı kimlikleriyle öne çıkan, İsrail'den yardım dilenip kirli bir ittifak içinde olan Dürziler, İsrail'in bölgeye hava saldırıları yapması sonrası Süveyda'da gerilimi tırmandırmıştı. Evleri basan Dürzi gruplar, aralarında çocuk, kadın ve yaşlıların da bulunduğu onlarca insanın canına kıyarak bölgede katliam yaptı. Suriye yönetiminin girişimleri ile sağlanan ateşkese rağmen Bedevi aşiretleri hedef alan Dürziler, çok sayıda aileyi de evlerini terk etmeye zorladı. Artan gerilimin ardından Deyrizzor ve bölgedeki diğer Arap aşiretler Süveyda'ya hareket etti. Silahlı Bedevi Arap gruplar, Süveyda'nın batısında yer alan bazı köyleri geri aldı.

Filistin özelinde bakıldığında, en son Abraham anlaşmalarıyla yüzünü gösteren İsrail sempatizanlığı olarak da kavramlaştırılabilecek Batıcı ferasetsizliğin hem iç hem de dış siyasette yerinin olmadığı anlaşılmaktadır.

Gazze ya da Suriye iç savaşına yaklaşımları özelinde bakıldığında, Türkiye’deki iktidarın vizyonu ve Batıcı muhalefetin öngörüsünün dar açılı ve basiretsiz olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu yazıda iktidar muhalefet mücadelesi bağlamında ‘vizyon’ ve ‘batıcı basiretsizlik’ olguları tanımlanacaktır.

Batıcı Ferasetsizlik

Filistin - İsrail çatışması, 20. yüzyıldan günümüze uzanan en önemli anlaşmazlıklardan biridir. İsrail devleti, bağımsızlığını ilan ettiği 14 Mayıs 1948’den itibaren Arap ülkeleriyle ve Filistinliler ile savaş durumunda. Geride kalan yetmiş beş yılda güttüğü stratejisi ise “sahadaki gerçekleri kendi lehine değiştirerek yayılma” olarak özetlenebilir. İsrail’in 1967 savaşında topraklarını dört katına kadar çıkararak işgalci durumuna girdiği, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla sabittir.

7 Ekim’deki HAMAS’ın Aksa Tufanı saldırısından sonra İsrail’in başlattığı orantısız şiddet, Netanyahu hükümetinin bir adım öteye geçme niyetini gözler önüne serdi. Bugüne kadar adeta “esir bir Filistin devleti” oluşturmaya çalışan İsrail, artık Filistin topraklarını tamamen ilhak ve 1967 sınırlarında bir Filistin devleti kurulması ihtimalini fiziki olarak imkansız kılacak son darbeyi vurmaya hazırlanıyor. Batı destekli Mahmud Abbas başkanlığındaki el-Fetih, Filistin’de milli birlik kurulmasına yanaşmamıştır. Filistin halkı hem siyaseten hem de fiziken ikiye bölünmüştür. Batıcı basiretsizliği ve ferasetsizliği temsil eden Mahmut Abbas’ın gözündeki gaflet perdelerini, İsrail’in Gazze katliamı bile yırtamamıştır: Abbas, ABD ve İsrail’in Hamas’ı söküp atarak Gazze’yi teslim etmesini beklemektedir.

Dünyada pek çok kanaat önderi, Gazze’de yaşananların bir soykırım olduğuna inanıyor. Filistin halkı milyarlarca insanın gözü önünde katlediliyor ve onların hakları gasp ediliyor. 75 yıllık Filistin işgali bir ilhak operasyonuna dönüştürülüyor. Buna karşı direnen en önemli bölge ülkesi ise Arap ülkelerinin batıcı basiretsizliği ve sessizliği karşısında, vizyon sahibi Türkiye gibi görünüyor.

Aynı batıcı basiretsizliği ve ferasetsizliği Esed de temsil ediyordu. Yüzbinlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonlarcasının mülteci durumuna düştüğü, yaklaşık on dört yıl süren bir iç savaş sonrasında Esed rejimi yıkıldı. Muhalif grupların birlik içerisinde belirli bir koordinasyonla hareket etmesi Suriye devrimini taçlandıran en önemli politika oldu. Halep, Hama, Humus ve nihayetinde başkent Şam’ın alınmasıyla 61 yıllık Baas, 54 yıllık Esed rejimi yerle yeksan olmuştur. Suriye, birlik ve düzen stratejisiyle belli bir vizyon yakalayan Ahmet Şara ile batıcı basiretsizlik ve ferasetsizlikten kurtulmaya çalışmaktadır.

Muhalefetin Batıcı Ferasetsizliği

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sürecin başından beri Gazze ve Suriye’de vicdani bir tutum sergilemektedir. Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerimizin çoğunluğu tarihin doğru tarafında yer alamamış, batıcı basiretsizlik ve ferasetsizlikten kurtulamamıştır. Şam rejiminin çökmesine saatler kala dahi tüm gücünü yitirmiş Beşşar Esed ile diyalog kurulmasını isteyen ve rejimin asla işlevselliği olmayan genel af kararına atıf yapan ana muhalefetin bu yaklaşımı kendi taraftarlarınca da tepkiyle karşılanmıştır. Zira beklenti içinde oldukları Esed, ailesiyle birlikte Şam’dan kaçarak Moskova’ya sığınmıştır. Esed’in kaçtıktan sonra geride bıraktığı enkaz ve zulmün boyutları ise dehşet vericidir. Suriye Milli Ordusu’nun kapılarını açtığı cezaevlerinde yüzbinlerce insan özgürlüğüne kavuşmuştur.

Bu arada uzun yıllardır uzlaşılması istenen Esed’in ilk şart olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Suriye’den tamamen çekilmesini talep etmesinin, şartlar göz önüne alındığında asla kabul edilemezdi. Zira TSK’nın çekildiği alanlara (Fırat Kalkanı, Zeytindalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı Harekât bölgeleri) terör örgütü PKK/SDG’nin yerleşmesi kaçınılmazdı.. Nitekim öyle olmuştur..

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye iç savaşının ilk günlerinden bugüne insani bir politika yürütmüştür. Son yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçim sürecinde dahi vicdani duruşundan geri adım atmamıştır. “Mültecileri ne kadar ağırlamayı düşünüyorsunuz?” sorusuna “ ‘Ben gelince bunları tekrar ülkelerine gönderirim. Türkiye’de yaşatmam.’ Ben şahsen böyle bir anlayışa taraftar değilim. Bu bir defa zulüm olur.” cevabı Türk Dış Politikasının insan odaklı duruşunun özeti olarak görülmektedir. Başta ana muhalefet olmak üzere muhalefet partilerinin mülteciler üzerinden özellikle seçim dönemlerinde bu tür algı politikaları yürütmelerinin arka planında batıcı basiretsizlik ve ferasetsizlik vardır.

Esed rejiminin yıkılmasıyla, milyonlarca mülteci gönüllü olarak ülkelerine dönüş yolculuğu içindeler. Küllerinden doğan yeni Suriye’de Türkçe konuşan ve Türkiye’ye sempati duyan milyonlarca Suriyelinin varlığı, değerini çok sonradan hissedeceğimiz oldukça önemli ve stratejik bir noktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllar önce sarf ettiği vizyonunu ortaya koyan şu sözler bugün daha bir anlam kazanmaktadır. “CHP yarın Şam’a gidecek yüz bulamayacak göreceksiniz ama inşallah biz en kısa zamanda Şam’a gidecek, oradaki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız. O gün de yakın. İnşallah Selahaddin Eyyubi’nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi Camii’nde namazımızı da kılacağız. Bilali Habeşi’nin, İbn-i Arabi’nin türbesinde, Süleymaniye Külliyesi’nde, Hicaz Demiryolu İstasyonu’nda kardeşliğimiz için özgürce dua edeceğiz.”

Tarih bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vizyonunu, haklı duruşunu ve sağduyulu tutumunu tespit etmiştir. Öte yandan Rusya ve İran’dan gelen yorumlar, Türkiye’nin stratejik hamlelerindeki başarısını teyit etmektedir. Financial Times gazetesi , Suriye’de oluşacak yeni durumdan en fazla Erdoğan’ın kazançlı çıkabileceğini yazdı. Libya, Suriye, Karabağ ve diğer sahalarda Erdoğan’ın desteklediği tarafların kazandığı, bunun da Türkiye’yi bölgede daha iddialı ve güçlü bir konuma getireceği önde gelen analistler tarafından da dile getirilmektedir. Suriye-Türkiye sınırı (911 km) boyunca iş ve ticaret ilişkilerinin yeniden başlaması ve ülkenin yeniden inşası noktasında ortaya çıkacak milyarlarca dolarlık bütçe hem Türk hem de Suriye ekonomisine önemli katkı sunacaktır.

Mustafa Yürekli / Haber7

Kaynak:Adanapost

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.