İsrail'de Netanyahu-Gantz koalisyonunun arka planı

İsrail'de Netanyahu-Gantz koalisyonunun arka planı

Dünyayı kasıp kavuran yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisi İsrailde, tarafları birbiriyle uzlaşmaya zorladı. İşaret edilmelidir ki salgınla ilgili alınan tedbirler en çok Netanyahu’nun işine yaradı.

İstanbul

Aralık 2018’den itibaren İsrail’in gündemini meşgul eden Knesset (İsrail millet meclisi) seçimleri ve hükümetin kurulması problemi, yaklaşık 15 ay süren belirsizliğin ardından çözüme kavuşmuş görünüyor. 20 Nisan’da yapılan açıklamaya göre, Binyamin Netanyahu ile Benny Gantz koalisyon kurma hususunda anlaşmaya vardılar. Taraflar uzun görüşmeler sonucunda ortak bir noktaya gelse de kamuoyuna açıklama ertelenmiş ve yeni hükümetin yemin ederek göreve başlaması, sembolik anlamından dolayı İsrail’in kuruluş yıldönümü olan 14 Mayıs’a bırakılmıştı. Anlaşmaya göre 36 ay sürecek olan bu koalisyon hükümetinde, başbakanlık koltuğuna ilk 18 ay boyunca Netanyahu, daha sonraki 18 ay ise Gantz oturacak.

2 Mart seçimleri

Peş peşe iki seçimin ve başarısız koalisyon görüşmelerinin ardından üçüncü seçimin yapılması, İsrail siyaset tarihinin en nefes kesici sayfalarındandır. 1948’den günümüze kadar, İsrail tarihinde ilk defa seçimlerin 11 ay içinde üç kez yenilenmesi, bu durumun ehemmiyeti hakkında bizlere bir fikir veriyor. Seçim öncesi süreçte Netanyahu, hakkındaki yolsuzluk iddialarıyla baş edebilmişti. Hakkında soruşturma açılmasını engellemeye yönelik manevraları doğru zamanda yapan Netanyahu, dokunulmazlığını ortadan kaldıracak ihtimalleri bertaraf etmiş, öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın aleni desteğini aldığını göstererek kamuoyunda durumu kendi lehine çevirmiş ve bahsi geçen iddialar nedeniyle bozulmuş imajını düzeltmeyi becerebilmişti. Trump’ın 27 Ocak 2020’de açıkladığı, “Asrın Anlaşması” diye nitelenen ve Filistin topraklarını İsrail’e bırakan bu doküman, Netanyahu’nun itibarını artırmış ve seçim öncesi propagandada geniş bir şekilde kullanılmıştı.

23. Knesset’i oluşturmak için 2 Mart’ta yarışan partiler arasından 8’i barajı geçebilmişti. Bunlar Likud (36), Mavi Beyaz İttifakı (33), Müslüman Arapların temsil edildiği Birleşik Liste (15), Şas (9), Birleşik Tevrat Yahudiliği (7), İşçi-Geşer-Meretz (7), Yisrael Beyteynu [Evimiz İsrail] (7), Yamina [Sağa Doğru] (6) partileriydi.

Koalisyon kurulabilir mi?

İsrail’de hükümet yasasına göre, koalisyonun kurulması için, 120 milletvekilinden oluşan Knesset’te minimum 61 milletvekilinin iştiraki şarttır. Ne var ki seçim barajı çok düşük olduğu için, günümüze kadar hiçbir parti tek başına 61 milletvekilini Knesset’e gönderememiştir. Dolayısıyla İsrail’in yönetim tarihinde hiçbir zaman tek parti iktidarı tecrübesi yaşanmamış, farklı partiler bir araya gelerek koalisyon oluşturmuş ve hükümetler bu minval üzere kurulmuştur. Bu durum, iktidarları çeşitli toplum kümelerinin taleplerini ve türlü hassas dengeleri dikkate alma zorunluluğuyla karşı karşıya bıraktığı gibi, kırılganlık bu ülkenin yönetiminin en temel özelliği olmuştur.

2 Mart seçimlerinde Knesset’e giren partilerden, temelde dindar ve muhafazakâr Yahudilerin desteklediği “Sağ Blok” olarak bilinen Likud, Şas, Birleşik Tevrat Yahudiliği ve Yamina partilerinin toplam milletvekili sayısı 58’di ve Netanyahu liderliğinde koalisyon kurmak için bu sayı yeterli değildi. Geriye 62 milletvekili kaldığı için Gantz’ın koalisyon kurma şansı doğmuştu. Fakat bunların 15’inin Araplar olduğuna dikkat edilmeli. Seçim sonucu ortaya çıkan tablo, Arapları da kapsayan bir koalisyonla kucaklayıcı bir yönetim tutumu benimseme ya da ayrımcı politika izleyerek onları dışlamayı sürdürme seçenekleriyle İsrail’i karşıya getirmişti. İkinci seçenek siyasetin tıkanması anlamına geliyordu ve bu darboğazdan çıkış ya seçimlerin yenilenmesiyle ya da Yahudi partilerinde radikal kopuşların yaşanmasıyla mümkündü.

Gelinen nokta, Arapların kucaklanması seçeneğinin masada olmadığını ortaya koydu. 2 Mart seçimleri kampanyası boyunca Sağ Blok partiler tek devletli iddialarını seslendirip Batı Şeria ve Ürdün vadisinin ilhakını savunmuştu. Bu yüzden Arapların onlarla herhangi bir şekilde yakınlaşması mümkün değildi. Merkez ve sol partilerin tutumlarının ise istikrarsız olduğu, Müslümanlarla ilgili tutumlarının seçimden sonra değiştiği gözlemlenmekte. Örneğin seçimden önce Araplarla ilgili ılımlı tutum sergileyen Geşer partisi lideri Orly Levi Abekasis 10 Mart’ta yaptığı açıklamada, söylediklerinin tam tersini savunmuş, koalisyon kurma görevlendirmesi henüz yapılmadan, Arapların destek verdiği bir azınlık hükümeti koalisyonunda asla yer almayacağı beyanında bulunmuştur. Buna mukabil, seçim kampanyasında Müslüman vatandaşlar aleyhinde attığı nutuklarla Yahudilerin hamaset duygusuna hitap eden ve Araplarla kendi arasında ideolojik uçurum bulunduğunu iddia eden Gantz, seçimlerin ardından onlara yönelik yumuşama emareleri sergilemiş, Mavi Beyaz İttifakı’ndan Telem Partisi lideri Moşe Yaalon 12 Mart’ta Ordu Radyosu’na verdiği röportajda, Araplara kapıları kapatmadıklarını söylemiştir. Birleşik Liste tarafından yapılan açıklamada ise bir koalisyona destek vermek için bazı şartlarının olduğu görülüyor. Bu şartlar ise Temmuz 2018’de kabul edilen ve İsrail’i bir Yahudi devleti olarak niteleyen İsrail Ulus Devlet Yasası’nın iptali, 2017’de kabul edilen ve Müslümanların yaşadığı yerlerde imar faaliyetlerini engelleyen Kaminitz Yasası’nın iptali ve uluslararası hukuka uyarak Filistin toprakları üzerindeki işgale son verme şeklindeydi. Fakat bu şartların Gantz bloku tarafından kabulünün imkânsız olduğunu anlamak zor değil.

2 Mart seçimlerinde Netanyahu’nun koalisyon kurması için Sağ Blok yeterli sayıya ulaşamamıştı. Hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle başı dertte olan Netanyahu için bu durum sonun başlangıcı anlamına geliyordu. Bu noktada Netanyahu için en uygunu, Gantz’ın koalisyon kurmasını engelleyerek siyaseti tıkama hamlesiydi. Böylece o Gantz’ı kendisiyle anlaşmaya mecbur bırakacak, bu olmadığı takdirde ise seçimlerin yenilenmesine kadar, geçici hükümeti yöneterek zaman kazanacaktı.

Gantz’ın destek görüşmeleri

Yahudi nüfusun merkez sol, liberal ve milliyetçi kesimlerin temsilcileri (Mavi Beyaz, İşçi-Geşer-Meretz, Yisrael Beyteynu) ile Arapların Knesset’te kazandıkları toplam koltuk sayısının 62 olması ve bu sayının da koalisyon kurmak için yeterli olması, gözleri Gantz’a çevirmişti. Bu tabloda, koalisyon kurmak için bu partileri organize edebilmek Gantz’ın becerisine kalmıştı. Fakat bu bağlamda gelişen olaylar, siyasetin ne kadar kaygan bir zemin üzerinde cereyan ettiğini gözler önüne serdi.

Destek arayışında olan Gantz, 8 Mart’ta Yisrael Beyteynu partisi lideri Avigdor Liberman ile görüşüp desteğini almasının ardından, seçim öncesi Araplar aleyhinde söylediklerini unutarak Arap partilere yakınlaşmış, 9 Mart’ta onlarla görüşmüştü. Bu toplantıya Birleşik Liste ittifakı liderleri Eymen Udeh (Hadaş), Ahmet Tibi (Ta’al) ve Mansur Abbas (Ra’am) katılmış, Balad (Milli Demokratik Birlik) lideri İmtanis Şahada ise (toplantıya davet edilmediğini belirterek) katılmamıştı. Gantz toplantıda sadece Yahudiler için değil, Arapların da hizmetinde olan bir yönetim kurmayı arzuladığını ve seçimlerin tekrarlanmasını istemediğini beyan etmiş, bu yaklaşım muhatapları tarafından takdirle karşılanmıştı. Ne var ki Araplarla yapılan bu toplantı ve onların koalisyonda yer alma ihtimali, Gantz’ı destekleyen Yahudi blokunda itiraza sebep oldu. İşçi-Geşer-Meretz ittifakından Geşer lideri Orly Levi Abekasis 10 Mart’ta açıklama yaparak Arapların destek verdiği bir azınlık hükümetini kuracak koalisyonda asla yer almayacağını belirtti ve ittifaktan ayrıldı. Yine Mavi Beyaz İttifakı’nda Gantz’ın sağ kolu mesabesinde olan milletvekilleri Zvi Hauser ve Yoaz Hendel de Arapların bulunduğu koalisyona karşı olduklarını daha önceden beyan etmişlerdi. Hükümet kurma görevinin kime verileceğinin açıklanmasından daha önce, 11 Mart’ta netleşen bu tabloyla Gantz’ın elinin çok zayıf olduğu ve koalisyon kuramayacağı, kursa bile sürdürmekte başarılı olamayacağı ortaya çıkmıştı. Bu firelerin meydana gelmesinde Netanyahu’nun etkili olduğu, bu hamleyle Gantz’ın (Arapların dışarıdan destek verdiği) azınlık hükümeti koalisyonu kurmasını imkânsız hale getirdiği konuşuluyor.

Gantz’ın koalisyon serüveni

15 Mart’ta milletvekillerinin Knesset’te yemin edip göreve başlamasının ardından, Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin parti liderleriyle görüşerek, koalisyon için tavsiyelerini öğrenmişti. Bu sorgulamaya göre Sağ Blok’taki 58 milletvekili Netanyahu’yu, (kimseyi tavsiye etmeyen Orly Levi Abekasis dışında) geriye kalan 61 milletvekili ise Gantz’ı desteklediklerini deklare etmişlerdi. Yani Araplar fire vermeden Gantz’ı desteklemişlerdi. Bunun üzerine 16 Mart’ta Cumhurbaşkanlığı ofisinden yapılan açıklamayla koalisyon kurma görevi Gantz’a verilmişti. Her ne kadar bu görev Gantz’a verilse de Netanyahu türlü manevralarla süreci kendi lehinde yönetmeyi başarmıştı. Gantz’ın cephesinde Araplarla ilgili dile getirilen itirazlar, daha 11 Mart’tan itibaren onun koalisyon kurma ihtimalini zayıflatmıştı. Gantz’ın blokuna dahil olan 62 milletvekilinden 3’ünün fire vermesiyle, organize edebileceği milletvekili sayısı 59’a düşüyordu ve bu da koalisyonun kurulamayacağı anlamına geliyordu.

Kovid-19 salgını nedeniyle yeni bir seçime gitmenin krize yol açacağını vurgulayan Rivlin, Gantz’dan bir an önce yeni hükümeti kurmasını talep etmişti. Gantz parti ayrımı yapmadan tüm İsrail vatandaşlarının hizmetinde olacağını, geniş ölçekli birlik hükümeti kurmayı hedeflediğini, nefrete ve dışlayıcılığa fırsat vermeyeceğini açıklamış ve ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle, liderlerin kişisel hesaplarını bir tarafa bırakmaları gerektiğini vurgulamıştı. Gantz Likud’u koalisyona davet etse de çağrısı reddedilmiş ve Likud kendi şartlarını ileri sürmüştü.

Yasal süre olan 28 gün içerisinde koalisyon kuramayan Gantz’ın 2 hafta ek süre talebi geri çevrilerek 2 gün daha verildi; fakat yine başarılı olamayınca 16 Nisan itibarıyla bu görev Knesset’e geçti. Bu süre boyunca koalisyona girmeyen Netanyahu birkaç gün içinde Gantz ile anlaştı ve bu bilgi 20 Nisan’da kamuoyuna açıklandı. Nihai durum, İsrail siyaset sahnesinde Araplara yer verilmediği takdirde Sağ Blokun alternatifsizliği ve hakkındaki tüm ithamlara rağmen bu blokun desteğini arkasında toplamayı beceren Netanyahu’nun bir süre daha belirleyici olacağını ortaya koymaktadır.

Tüm seçim propagandasını Netanyahu aleyhinde inşa eden, hatta önceki iki seçimden sonra koalisyon kurma girişimlerinde Likud ile anlaşabileceğini, fakat bunun için ön şart olarak Netanyahu’nun dışlanmasını talep eden Gantz’ın Netanyahu ile anlaşması, kendisine koalisyon desteği veren parti liderleri (Yair Lapid/Yeş Atid, Moşe Yaalon/Telem, Eymen Udeh/Birleşik Liste) tarafından şiddetle eleştirildi ve Gantz davaya ihanetle ve verdiği sözlere uymamakla itham edildi. Düne kadar Netanyahu ile asla yola çıkmayacağını ve bu hususta pazarlığa kapalı olduğunu söyleyen Gantz ise yaptığı bu “U dönüşünü” ülkenin içinde bulunduğu salgınla mücadele gerekçesiyle açıkladı. Vatandaşların sağlığını korumayı siyasi çıkarlara tercih ettiğini belirten Gantz, bu kararıyla dördüncü defa seçime gitmeyi engellediğini belirtti.

Netanyahu’yu kurtaran (!) Kovid-19

Netanyahu’nun zayıf noktası ise hakkındaki iddialar ve başbakanlık koltuğunu kaybetme baskısıydı. Netanyahu rüşvet, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma suçlarından yargılanacaktı ve davanın ilk duruşması 17 Mart’ta olacaktı. Ayrıca seçimlerin ardından, Netanyahu’yu koltuğundan edecek bir yasa tasarısı Knesset’te gündeme gelmişti. 16 Mart’ta Liberman’ın partisi Yisrael Beyteynu, “hakkında soruşturma yürütülen veya dava açılan milletvekilini başbakanlık görevinden el çektirmeye yönelik” yasa tasarısını Knesset’e sunmuştu. Olumlu oy kullanacak milletvekili sayısı bakımından yasalaşmasına kesin gözüyle bakılan bu tasarı neticesinde, Netanyahu’nun geçici hükümetteki başbakanlık görevinden istifa etmesi gerekiyordu. Dolayısıyla 16-17 Mart tarihlerinde yaşanacak gelişmeler Netanyahu’nun başının üzerinde Demokles’in kılıcı gibi duruyordu. Ne var ki süreç tam da Netanyahu’nun çıkarları doğrultusunda ilerlemiş bulunuyor.

Dünyayı kasıp kavuran yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisi partiler arasındaki çatışmayı sonlandırdı ve tarafları birbiriyle uzlaşmaya zorladı. İşaret edilmelidir ki salgınla ilgili alınan tedbirler en çok Netanyahu’nun işine yaradı: 16 Mart’ta Knesset Başkanı Yuli-Yoel Edelstein bu tedbirleri gerekçe göstererek Knesset’i kapatma kararı aldı. Bu karar, yeni dönem için komisyonlar oluşturulurken muhaliflerin kilit noktaları ele geçirmelerinin ve bu komisyonları denetleme yetkisine sahip Düzenleme Komisyonu’nda etkin olmalarının önünü tıkadığı gibi, hakkında dava açılan milletvekilinin başbakanlık görevinden istifa etmesine yönelik yasa tasarısının görüşülmesini, yani Netanyahu’yu başbakanlıktan edecek yasanın çıkmasını engelledi. İsrail’de en üst yargı mercii olan Yüksek Mahkeme Edelstein’den derhal Knesset’i açmasını ve yasamayı engellememesini talep etse de o yargının yasamaya müdahale edemeyeceğini gerekçe göstererek kararında diretti. Mavi Beyaz blokundaki muhalifler bu kararı, yasamanın Netanyahu’nun çıkarlarına hizmet ettirildiği şeklinde değerlendirdi ve Edelstein’i salgın tehdidini kullanarak Netanyahu’yu kurtarma hamlesi yapmakla suçladılar.

Salgının Netanyahu’ya diğer faydası ise hakkındaki duruşmanın ertelenmesi oldu. Netanyahu hakkındaki dava 17 Mart’ta başlayacaktı. Ancak bu tarihe iki gün kala Adalet Bakanı Amir Ohana açıklama yaparak, pandemiye karşı alınan önlemler nedeniyle, duruşmanın 24 Mayıs’a ertelendiğini bildirdi.

Gantz çıkmazda: Erteleme bir oyun muydu?

16 Mart’ta hükümet kurma görevini alan Gantz Likud’a hükümet kurma hususunda çağrıda bulunsa da Likud onun şartlarını kabul etmemiş, kendi şartlarını iletmişti. Likud temsilcisi Yariv Levin koalisyon için “Geçici Hükümet” ve “Ulusal Birlik Hükümeti” olmak üzere iki farklı teklif sunmuştu. Salgınla mücadele etmek için kısa süreli ve acil bir çözüm önerisi olarak sunulan ilk teklif, Netanyahu liderliğinde 6 aylık bir hükümetti ve burada her iki tarafa eşit temsil imkânı tanınacaktı. İkinci teklif ise iki liderin dönüşümlü olarak eşit süreyle başbakan olmasını önermekteydi. Dört yıllık normal koalisyonu öneren bu teklifi Gantz daha uygun bulmuş, fakat şartlar hususunda anlaşamayınca bu teklif de gündemden düşmüştü.

Üç seçim geride kalsa da durumun sarmala dönüşmesi ve partilerin koalisyonla ilgili ileri sürdüğü şartların siyaseti çıkmaza sokması, Gantz’ı Netanyahu ile anlaşmaya mecbur bırakmış olmalı. Salgınla mücadele dolayısıyla onun Netanyahu ile koalisyona yeşil ışık yakması, tarafların uzlaşacağına dair ümitleri arttırmıştı. 21 Mart’ta Netanyahu dört yıllık Ulusal Birlik Hükümeti kuracaklarını ve önce kendisi, sonra Gantz olmak üzere, dönüşümlü başbakanlık formülünde anlaştıklarını açıklasa da Gantz henüz bir anlaşma olmadığını ve görüşmelerin devam ettiğini belirtmişti.

Her ne kadar Gantz koalisyon kurma görevinde başarılı olmasa da görüşmeler devam ederken yaşanan örnekler, koalisyon kurma hususunda taraflar arasında belli bir aşamaya gelindiğini ve güvene dayalı anlaşmanın tesis edildiğini söylemeye imkân veriyor. Bunun etkisiyle olsa gerek, 25 Mart’ta Knesset başkanlığından istifa eden Edelstein’in yerine Gantz aday oldu. Mavi Beyaz İttifakı bu vazifeye Meir Kohen’i aday göstermeyi ve onun başkanlığında toplanan Knesset’te çıkarılacak yasayla da Netanyahu’yu başbakanlıktan indirmeyi planlamıştı. Ancak Netanyahu’nun bu girişimin koalisyon görüşmelerini sonlandıracağına dair uyarısı üzerine Gantz kendisi aday oldu. Gantz’ın bu girişimi kendi bloğundakiler üzerinde şok etkisi yarattı: Mavi Beyaz İttifakı’nı oluşturan parti liderleri Yair Lapid (Yeş Atid) ve Moşe Yaalon (Telem) ittifaktan geri çekildi ve böylece ittifak dağıldı. Gantz’ın yanında ise lideri olduğu İsrail’in Direnci Partisi’nden (Hosen le-Yisrael) seçilen 17 milletvekili kaldı. 26 Mart’ta Gantz İsrail’in Direnci Partisi ve Sağ Blok’un desteğiyle 74 oy alarak Knesset başkanlığına seçildi. Bu gelişme, Netanyahu’nun Mavi Beyaz İttifakı’nı bozabildiği ve Gantz’ı kendisine mahkûm bıraktığı şeklinde değerlendirmeli.

Kilit isim Hauzer ve Hendel

Maharetli manevralarıyla Mavi Beyaz İttifakı’na nifak tohumu ekerek koalisyon görüşmelerinde Gantz’ın elini kolunu bağlayan Netanyahu, ileri sürdüğü şartlarla, İsrail’in yargı sistemini kendi etkisi altına almaya odaklanmıştı. Hakkında olumsuz bir kararın çıkma ihtimalini bertaraf etmeyi hedefleyen Netanyahu’nun sıradaki adımı, yargı sürecini kendi lehine çevirmek olacaktı. Bunun için, kendisini yargılayacak hakimleri kontrol altında tutmak amacıyla, ülkede hakimleri atayan Adli Atamalar Komitesi üzerinde ve davası sürerken başbakanlık görevine devam edemeyeceği yönünde karar verebilecek Yüksek Mahkeme üzerinde söz sahibi olması gerekiyordu. Yargı sisteminde köklü değişiklikler doğuracak bu girişim, siyasetin yargı üzerinde egemenliği anlamına geliyordu. Ancak Gantz bu duruma karşı çıkmış ve koalisyon müzakereleri tıkanmıştı. Bu tıkanıklığın aşılıp 20 Nisan’da koalisyonun kurulmasının, Gantz’ın partisindeki etkin isimlerden Zvi Hauzer ve Yoaz Hendel sayesinde gerçekleştiği ifade ediliyor.

Mavi Beyaz İttifakı’ndaki Telem Partisi’nden kopup Dereh Erez fraksiyonunu tesis eden Hazer ve Hendel, 26 Mart ayrılığında Gantz’ın yanında kalmışlardı. Adli Atamalar Komitesi hususunda Netanyahu ile Gantz arasındaki görüş ayrılığı yüzünden görüşmeler tıkanınca devreye giren bu iki genç politikacı, tarafları yeniden bir araya getirebilmiş ve tartışmalı kurumun Hauzer’in kontrolüne verilmesi hususunda anlaşmaya varılmasıyla kriz çözülmüştü. İşaret edilmelidir ki bu iki figür siyaset sahnesinde Netanyahu’nun kadim yol arkadaşları olmuştur. 1994’te siyasete Netanyahu’nun parti sözcüsü olarak giren Hauzer 2009-2013 yılları arasında görevde olan 32. hükümette onun özel kalem müdürü (koalisyon koordinatörü) vazifesini, Hendel ise iletişim başkanı ve sözcü vazifesini yürütmüştü. Seçimlerden sonra, koalisyon kurması için Birleşik Liste’nin dışarıdan destek vermesi durumunda Gantz’a destek vermeyeceklerini beyan eden ve böylece Gantz’ın yeterli sayıya ulaşmasını engelleyip onu Netanyahu ile masaya oturmaya mahkûm eden milletvekilleri de Hauzer ve Hendel’di. Yukarıda da bahsedilen Netanyahu etkisinin kaynağı da burası.

[İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dinler Tarihi Bölümü öğretim üyesi olan Doç. Dr. Eldar Hasanoğlu Yahudilik, İbranice ve İsrail çalışmaları alanında uzmanlaşmıştır ve Marmara, Toronto ve Hayfa üniversitelerinde eğitim görmüştür]

 

Kaynak:Haber Kaynağı

Etiketler :

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler