Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Kalem ve Kağıt - Hakikat, dil ve şiir

Kalem ve Kağıt - Hakikat, dil ve şiir

Hareketsizlik bir yanılsama, hareketin serabı. Fakat hareket de bir başka yanılsama. Her bir değişikliğin de kendisini binlerce kez tekrarlayan, bu şekilde de sürekli yenilenmekte olan gerçekliğin bağrındaki değişip duran soruları yüzbinlerce defa tekrarlayan; o ayın pencere camına yansıyan görüntüsü, hep aynı..

Yazmayı haklı kılan tek neden, her gün kendi kendimize sorduğumuz, meseleleri hakikate götürerek cevabını bulana kadar bizi hiç rahat bırakmayacak sorulardır: Büyük kitaplar – kaynak eserler demek istiyorum, başka insanların sorup da cevaplayamadığı sorulara hakikate başvurarak cevap vermektedir.

Bu “Kalem ve Kağıt” dosyasının ortaya çıkmasına neden olan soruların kaç kişiyi uykusuz bıraktığını bilemem. Bu sorulara benim vereceğim cevabın da genel bir kabul görmeyeceğinden kesinlikle eminim.

Ne var ki yakamı bırakamayan soruların herkesin huzurunu kaçırdığını biliyorum ve benim verdiğim cevabın tıpkı beni hakikate doğru yola çıkardığı gibi okuyucuların da uykusunu bozup hareketlendireceğinden eminim.

Şiir yazmaya başladığım ilk günden beri şiirin gerekli olup olmadığını sordum kendi kendime: Şiirlerden bir yaşantıya dalmaktansa hayatı güzelleştirmek daha doğru olmaz mı? Şiir, şiirin asıl öznesi, kağıda geçirilen şiir metninden daha çok yakalanan şiirsel anlar olmaz mı?

Cevaplar değişir. Çünkü sorular değişiyor. Mesele, soruların uykumuza son verip bizi uyanık tutup tutmadığıdır. Sorular ve cevaplar uykumuzu delebilir ama biz öteki yanımıza dönüp uyuyor isek şiir uyku hapı olmaz mı?

Hakikatten kopuk ve uzak bir hayatta: Hareketsizlik bir yanılsama, hareketin serabı. Fakat hareket de bir başka yanılsama. Her bir değişikliğin de kendisini binlerce kez tekrarlayan, bu şekilde de sürekli yenilenmekte olan gerçekliğin bağrındaki değişip duran soruları yüzbinlerce defa tekrarlayan; o ayın pencere camına yansıyan görüntüsü, hep aynı..

Hakikat, Dil Ve Şiir

Allah, “Ol!” buyurdu, varlık yaratılıp ortaya çıktı.

Alem, başlangıçta dildeydi. Dil ve alem, insan bilincinin önünde hakikate ulaşan iki mecra, iki iletişim kanalı.

Kutsal kitapta, dolayısıyla dilde, nasıl nesneler ve onları temsil eden işaretleri birbirlerinin aynısı ise dile getirilen her şey hakikatti.. İnsanın özü sözü birdi; doğruluk ve güvenilirlik esastı.. Yalancılık, alçaklıktı. Dili olaylarının temelinde, güven vardır.

Heykel, modelin eşidir. Sanattaki güzellik olarak heykelin tabiattaki güzel olan modeli taklidinin anlamı nedir? Bu eşleşmeyle iki yüceltişe varılır. Modeldeki güzellik, nasıl Yaratıcı’yı yüceltiş ise sanattaki güzellik de sanatçının bilinç, özgürlük ve gönüllü olarak Yaratıcı’yı yüceltmesidir.

Konuşmak, işaret edilen nesneyi dilde kurgulamak, dile getirmek, dilde yeniden var etmektir. Yaratıcının ilim, irade ve kudretini ortaya çıkaran ve O’nu yücelten alem; dile getirilirken de ilim, irade ve kudret sıfatları devreye girer; alemin dildeki yansımaları sayesinde insan farkındalık sağlar, bilinci açılır ve özgürlük deneyimlenir.

Alem, ilk olarak kutsal kitaplarda dile getirilmiştir. Dil, söz (kelam) ve kutsal kitap, insanın gözleri önündeki ilahi mucizedir. Tevhid, Yaratıcı dolayımıyla nesneler ve onların işaretleri (kelimeler) arasındaki birlik inancıdır.

Nesneler ve işaretleri, seküler açıklamalardaki gibi dolayımsız bir araya gelemezler. Çünkü alemde nasıl yasalar varsa dilde de yasalar vardır; doğa bilimleri ile dil bilimleri aynı kaynağa gönderme yapar. Edebiyat ve dil bilimleri, kutsal kitaplardan, mabedlerden çıkmıştır.

Kutsal kitaplarda korumaya alınan kelimeler, ilahi kelamda hakikate uygun tanımlara kavuşmuştur. Böylece alemi gözlemleyip dilde depoladığı işaretleri tek tek tanımlama becerisi, kutsal kitaplardaki kavramlaştırmaları deneyimleyerek kazanılmıştır; basir, ilim ve semi sıfatlarının tecellisi olarak..

Tefekkür, kavramları gözden geçirmek, tanımlardaki bileşenleri tek tek yoklamak ve nesneler arasındaki ilişkilerde ilahi sıfatları yakalamaya çalışmaktan, problemleri hakikate götürüp geçerli olup olmadığını belirlemekten başka bir şey değildir. Kadim İslam medeniyetinde dil ile ilim arasındaki köprü çökmemiş, aralarında herhangi bir gerilim, bir savaş başlamamıştı.

Dil ile bilgi arasındaki köprünün berhava olması moderniteyle oldu; dil bilim arasındaki gerilim, savaş kolay kolay sona ereceğe benzemiyor. Dil, bilim karşısında dirençlidir; tanımlama girişimleri karşısında dilin direnci tarih boyunca görülegelmiştir. Dil, tabiattan daha dirençlidir.

Peygamberler tarihi olan genel tarihi, insanlık tarihini kutsal kitaplar, kısaca dil üzerinden kavranmalı! İnsanlık tarihi, rahatlıkla dil düşünce ilişkisine indirgenebilir. Konuşmak, düşünmek, dili doğru kullanmak, meseleleri hakikate götürüp elde edilen anlamın geçerli olup olmadığını belirlemek anlamına gelir.

Tarih boyunca bütün bunalım dönemleri, dilin bozulmasıyla ortaya çıkar. Söz biter, anlamlandırma sorunuyla baş edilemez olunur.. Her toplum benzer bunalım dönemlerinden geçmiştir. İlginç olan, medeniyet bunalımlarında ortak nokta, belirli kelimelerin anlamlarına ilişkin bunalım olmalarıdır.

Toplum ve devletin temelinde, iki, üç kişinin iletişimi vardır. Toplum, devlet ve medeniyet kelimelerden oluşmaktadır. Güzellik ve şiir, nurdur; aynı güneşin ışıklarıdır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.