Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

İranlı şairlerin Sezai Karakoç ziyareti

İranlı şairlerin Sezai Karakoç ziyareti

Sezai Karakoç, "Geçen gün İranlı şairler geldiler. Mevlâna’ya uğramışlar. Oradan da birileri söylemiş, bize geldiler" diye başlayıp anlatıyor (19 Mayıs 2007 tarihli konuşması).

İranlı şairlerin ziyaretleri, Sezai Karakoç’un Sünni Şii ihtilafına bakışını, sanat felsefesini ve poetikasını, basın eleştirisini ortaya koyması bakımından önemli...

Bu nedenle bu yazıda, Sezai Karakoç’un İranlı şairlere yaptığı konuşmayı ele alıp sanat felsefesini ve poetikasını, daha da önemlisi ilginç basın eleştirisini gözden geçireceğim.

Sezai Karakoç’un Poetikası

Sezai Karakoç, İranlı şairler ile sohbetine sanat için sanat anlayışına karşı çıkan poetikasını anlatarak, başlıyor:

"Tabii biz buradan bakınca İranlıların hepsini şuurlu zannediyoruz. Adamlar şiirle ilgileniyorlar, edebiyatla ilgileniyorlar ama diğer şeylerle ilgilenmiyorlar. Onlara şiirden bahsetmeyeceğim dedim. Oysa edebiyat için, şiir için gelmişler".

Şair ve sanatçı, mensubu olduğu milletten kopup yabancılaşarak sanat yapmamalı diyor. Tam aksine bir aydın olarak sanatçı, milletin içine düştüğü problemi teşhis ve çözümünde sorumludur diyor:

"Dedim ki, şayet biz Kanunî devrinde olsaydık veya Harun Reşit devrinde olsaydık, hepimiz şiirden bahsederdik. Ama bu devirde, tabi her birinizin şiirine, hikayesine saygı duyuyoruz, sevgi duyuyoruz, yazdıklarınıza memnun oluyoruz. Ancak hepimizin bir ideali olması lazım".

Genelde sanatın, özelde şiirin İslam birliği idealine hizmet etmesi gerektiğini ifade ediyor.

İslam Birliği İdeali

Sezai Karakoç, ümmetin ulus devletlere bölünmekten dolayı parçalanmış ve her bir parçanın yalnız kalışını vurguluyor. Afganistan ve Irak’ın başına gelen emperyalist işgal ve kaynakları gasp olayı, daha 2007’de İran ve Suriye’nin de başına gelecek diyor.

"Siz İran olarak tek başınıza kendinizi kurtaramayacaksınız. Siz geceyi gündüze katıp İslam alemine gidin, onları uyandırın. Birleşin, öyle kendinizi kurtarın. Sizi tek başınıza bırakacaklar ve imha edecekler".

Sezai Karakoç, sözü uzatmadan Sünni Şii ihtilafına getiriyor. Görüşlerini çarpıcı bir üslupla ifade ediyor:

"... Şii'si ve Sünni'si beraberce İslam Medeniyetinin ayrılamaz bir parçasıdır. İslam toplumunu oluşturan bu iki Müslüman kesim içerisinde sorun, problem ve ihtilaflar olabilir. Bunlar tarihte olmuş ve yaşanmış şeylerdir. Bugün bizlerin yapması gereken bu konuları âlimlere ve bu konuda ihtisas sahibi kimselere havale edip özgürce kendi içerisinde konuşup halledecekleri mekanizmaları oluşturmamızdır..." (7 Nisan 2012 tarihli konuşmadan)

Medya Eleştirisi

İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelecek demiyor ama medyanın görevini hatırlatarak işaret ediyor:

"Heyecanla dinlediler. Benim imkanım olmadığı için onlara bu kadar söyledim. İmkanlarımızı birleştirip bir televizyon kanalımız olsa, Farsça söyleseydik, milyonlara hitap etseydik çok daha etkili olurdu. Araplara söylememiz gerekir. Bunları bizim devlet adamlarımıza da söyledim. Çeşitli kanallar yapın ve İslam alemine kendilerinin diliyle hitap edin. Milletimizin birbiriyle olan bağlantıları kopmuş... Fakat yapmadılar, yapmıyorlar."

İslam birliği idealinin İslam alemine anlatılması gerek. Ne var ki Türkiye’deki ana akım medya bu görevini yerine getirmiyor.

İşte Sezai Karakoç’un medya eleştirisi:

"Bugün mesela ticari olarak Hürriyet'in, Milliyet'in, Cumhuriyet'in, Arapça, Farsça olarakta çıkması faydasınadır. Ama bunu yapmıyorlar. Neden? Çünkü Türkiye'ye yönelik görevleri var. Bunların, Avrupalıların dili olduklarını buradan anlayın. Bağımsız basın olsalar bunu yapmaları gerekir. Halbuki bunlar Avrupa'nın Türkiye deki Türk halkını zihnen, ruhen, ahlaken çökertmek için vazifelendirilmiş oldukları için o görevi yapmaya devam ediyorlar. Onun için uyanalım o görevi biz yapalım. Arapça, Farsça, Türki ülkelerin kendi dilleriyle gazeteler çıkartalım, kanallar kuralım, kitaplar yazalım ve uyandıralım. Onlar uyanınca kurtulurlar ve bizi de kurtarmış olurlar. Biz onları kurtarmış oluruz onlar da bizi kurtarmış olurlar. Bunun dışında bir yol yoktur. Ve bu davayı gütmeyen hiç bir yol da çıkar yol değildir. Benim görüşüm budur ve bunun için elimden geleni yapmaya çalışıyorum..."

Mustafa Yürekli / Haber7

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Yürekli Arşivi