Hayrettin Durmuş

Hayrettin Durmuş

Destanlar Burcu’ndaki Şair

niyazi-yildirim-gencosmanoglu.jpg

Destanlar Burcu’ndaki Şair

Bir şair ve yazar için yazdıklarının okunması, anlaşılması çabasında bulunulması en büyük bahtiyarlıktır. Dünya gözüyle görmüşlüğümüz olan, kendi sesinden şiirlerini dinlediğimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nu şiir kitabı[1] üzerinden analım, anlatalım istedim.

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu 1992 yılının 21 Ağustos’unda vefat etmişti. “Malazgirt Marşı” şiirinde söylediği gibi “Aylardan Ağustos, günlerden Cuma” idi. Yaşadığını yazan, yazdığını yaşayan şairlerden olduğundan mıydı bu tevafuk?

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun şairler arasındaki yeri bambaşkadır. O bir destan şairidir. “Bozkurtların Ruhu” ile yola çıkar “Gençosman”, “Kürşad” ile birlikte “Malazgirt Destanı” nı anlatır. “Kopuzdan Ezgiler “söyler bize. “Salur Kazan”, “Boğaç Han” derken “Destanlarda Uyanmak” nasip olur. “Destanlar Burcu”na varan şair “Alp Erenler Destanı”nı söyledikten sonra uçar bu âlemden. Ardında binlerce yıldır söylenen taptaze destanlar bırakır. Gideceği yeri iyi belirlemiştir şair. Onun için yolu “Destanlar Burcu” na çıkar. Hep aynı yere vurmuştur kazmayı. Doğu Türkistan’a, Kerkük’e, Afganistan’a yansa da içi, “Anası Dursun demiş/ Durmaz gider Önkuzu…”(s.89) “Men Süleyman Özmen’em” diye haykırsa da; “Asr-ı saadette sandım kendimi/ Namaza durunca Müslüman zenci” diyerek mutlu çağlara olan özlemini dile getirir ve onun için “ağıt” yoktur lügatinde. Nara vardır, kös vardır, zafer sevinci vardır ve yüreğinde destanlar çağlamaktadır.

Rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun destan şairi olduğundan mıdır bilmem vakur olduğu kadar yiğit bir duruşu vardı. Destan şairi olmak yakışıyordu ona. 1988 yılında Ankara’da bir toplantıda birlikte olmuştuk. Avrupa Parlamentosu’na karşı tutumu oldukça sert ama bizimle konuşurken bir o kadar mütevazı idi. Gönülden bir sohbet yapmıştık.

İşte o toplantıda, Avrupa Topluluğuna seslendiği şiirinden bir bölüm:

“ Kıbrıs’tan çık…” demiş AT’a karşılık

Bir filo istiyor yata karşılık

Derim ki, bu iltifata karşılık

Sen küheylan mı sandın himarını?

Al atını istemem timarını.

İnsanlık, hak-hukuk… hepsi dilinde

Satır sağ elinde, haç sol elinde

Bulunduğun esfel-i sâfilinde

Ağırla ortağın Moskof Çarını

Al At’ını istemem timarını…” (s.66)

Yeryüzü Koçyiğidin Er Meydanı

“Vatan oğul… bayrak oğul… devlet oğul… din oğul! /Sevmek nedir? Bunu bilen âşıklara Bismillâh…” diyerek aşkla çeker besmeleyi ve Ahmet Yesevi’nin diliyle verirdi bize öğüdü:

“Gazi Alp-Erenler işe koyulun Gayri söze vakit az verilmeli

Bidevi atlara rüzgârca soluk / Ve yıldırımlarca hız verilmeli

Şanlı kitap önderiniz kılındı/ İman, sancak gönderiniz kılındı

İklim-i Rûm, minderiniz kılındı / Ol mindere kavi diz verilmeli

Kartal yuvasıdır Söğüt’te burçlar/ Devletin zırhıdır sınırda uçlar

Gazi Osmanlara zağlı kılıçlar/ Yunus Emrelere dil verilmeli.” (s.116)

Yeryüzünün Koçyiğitlere er meydanı olduğunu galiba ondan daha güzel anlatan olmadı:

“Şu yeryüzü er meydanı / Gönül sevmez her meydanı

Yüreksize yorgan döşek/ Koç yiğide ser meydanı

Malazgirt’te Çaldıran’da / Sakarya’da gör meydanı

Dumlupınar önlerinde/ Mehmetçikten sor meydanı

Dar boğazda Çanakkale/ tarihin en zor meydanı/

Olur bir gün şu yeryüzü insanlığın hür meydanı…”

Arif Nihat Asya “Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın” diyordu, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu da “Yüreksize yorgan döşek / Koç yiğide ver meydanı” diyor. Destan yazmak kolay mı? Destan yazmak için de yeryüzünü er meydanı bilmek gerek… Oğuz Kağan “Gök çadırımız güneş bayrağımız olsun” sözüyle başlamıyor mu destana?

Biz Kimiz?

“Bize, atalarını anlat, nasıl bir millet olduğunuzu söyle? Neler yaptınız binlerce yıldır?” deseler bu sorunun cevabını vermek için onlarca cilt kitap yazmak gerekebilir ama şair bir şiirle veriyor cevabı bize. Destanlar Burcu’nda at koştururken Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun o muhteşem “Kimdi Onlar?” şiirini okuyanlar tarihin soylu sayfalarında at koşturacaklardır. Benden söylemesi. Tadımlık olarak şiirden kısa bir bölümü paylaşmak isterim sizlerle:

“Kimdi onlar?

Neredeler şimdi onlar?

Bir aşılmaz dağdılar

Ulaşırdı nal sesleri

Altay’lardan Tuna’ya

Uzanırdı kılıçları

İstanbul’san Sina’ya

İmandılar, Hak Çalabı birleyen

Rahmettiler, yedi gökte gürleyen,

Üç zamanda, üç kıtada parlayan

Ergenekon ocağında kıvılcım

Malazgirt’te lavdılar

Yol bularak sarp dağların kışından

Yürüdüler Gök Börü’nün peşinden

Yüzlerce yıl mazlumların başından

Ne belâlar savdılar…

Gökler kadar otağdılar

Dünya kadar evdiler

Devcesine kükrediler

Devcesine sevdiler.” (s.186)

Destan şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nu rahmetle anıyoruz. Bütün insanlığın ızdırabıyla yüreği yanan, özü sözü bir gönül erlerine selam olsun…

Hayrettin DURMUŞ


[1] GENÇOSMANOĞLU, Niyazi Yıldırım. Destanlar Burcu. İstanbul, 2009.

Türk Edebiyatı vakfı yy. ( 296 sayfa)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hayrettin Durmuş Arşivi