Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Merhamete yakalanmak..


 

Mustafa Yürekli, namazdan kaçarken hocaya yakalanma anısından hareketle İmam Hatip liselerindeki öğretmen öğrenci ilişkisini irdeliyor. Halkın ebedi hayatının emanet edildiği hocaları yetiştirme zorluğunu anlatıyor.

Sonbaharın kış kıyısında sıradan bir Pazar günü akşamı. Nemli bir aydınlık havada asılı kalmış sanki; yağmur, az önce kesildiğinden, ıslak caddenin asfaltında günbatımının sarı ışığı külçe halinde parlamakta.. Batmakta olan güneş, cılız ışıklarıyla bulutların arasında bir kayboluyor, bir görünüyor. Uzak bir yerden yağmurda yürüyerek geliyordum, tepeden tırnağa ıslanmıştım, artık iyice ağırlaşmış olan sırtımdaki ceket sıkılsa bir kova su boşalırdı. Nedense bomboş olan caddede, koşarcasına yürüyordum..

Sabah çıkmıştım evden; açtım, gün bomboş geçtiğinden ve okuldan verilen ödevlere o hafta sonu hiç el sürmediğimden kederliydim.. Nereye gittiğimi haber vermemiştim, evden çıkarken, ailem akşama kadar kesinlikle beni merak etmişti.. Evde beni bekleyen sorgulamadan geçmeye de gücüm yoktu. Oysa akşamdan yapmam gereken o kadar çok iş vardı ki..

Gülek Camii'nin hizasına vardığımda, akşam ezanı bitti. Bir an önce eve varma düşüncesiyle endişeli ve telaşlı bir şekilde hızlı hızlı atıyordum adımlarımı.

Arkamdan bir ses geldi, ?Mustafa!' diye, durup geriye baktım.. Adımla beni çağıran, caminin kapısına dikilip üzgün, biraz da kızgın bir şekilde bana bakan, uzun boylu, zayıf, esmer adamı hemen tanıdım: Okuldan Muhittin Aksoy hocaydı.

Hemen koşarak hocanın yanına vardım, elini öptüm. ?Mustafa, ezan okundu, duymadın mı evladım?' diye sordu. Duymaz olur muyum, camiye girip akşam namazını cemaatle kılma düşüncesi de geçti aklımdan, ama ben kendimi eve atma telaşındaydım.

?Mustafa, biliyorsun ki ezan Allah'ın evine, kendi huzuruna davetidir, bu kutsal davete nasıl icabet etmezsin? Sen Müslüman değil misin?'' diye ikinci sorusunu patlattı hemen.

O kadar mahcup oldum ki hocanın yüzüne bakmıyordum artık.. Gözlerim yerde, ayakkabılarımda.

?Sen Ziya Hoca'nın oğlusun, mahallede herkes babanı da tanır, seni de.. Ezan okunurken caminin önünden sallana sallana geçmek, namaza gitmemek sana yakışır mı?' diye üçüncü bir soruyla da beni sarsmaya devam etti..

Bir büyük isyanda, dinimizce adam öldürme, ana babaya asi olma, hırsızlık yapma ve zina etme gibi büyük günah olarak bildirilen yanlışların birinde, namaz kılmamakta yakalanmıştım; üzgündüm. Namaz kılmamanın büyük günah olduğuna inanıyordum üstelik; namaz dinin direği, mahşer gününde hesabı sorulacak ilk ibadetti. O hafta sonu, evde sabah namazlarımı kılmıştım ama diğer vakit namazlarını arkadaşlarıma uyup kılmıyordum. Acıdan titremeye başladım.

?Üstelik sen İmam Hatip öğrencisisin.. Sen camiden kaçarsan, yarın bir camide imam olunca, insanlara namaz kılmalarını nasıl söyleyeceksin?' diye bitirici soruyu da sordu.

Caminin şadırvanına doğru koşmaya başladım.

Hoca arkamdan bağırıyordu: ?Namazdan sonra birlikte tatlı yiyeceğiz, bir yere kaybolma.' Sesindeki merhamet, şefkat ve sevgi alevleri ruhumu hoş bir şekilde okşamıştı.

Abdest aldım, cemaate yetişeyim diye koşarak camiye girdim. İmam daha Fatiha suresinin ortalarındaydı; arka safın sonunda durup tekbir getirerek imama uydum.

Namazı kıldık, tesbihatı yaptık ve imam güzel sesiyle bir de aşr-ı şerif okudu. İki rekat son sünneti kılmak için caminin arka tarafında karanlık bir köşeye çekilmiştim.

Ellerimi havaya kaldırınca, ikinci kez dua etmek geldi içimden: ?Allah'ım! Sen her şeyi yaratansın. Sen herşeye düzen verip yola koyansın. Rahmetine sığınıyorum. İşlerimi, davranışlarımı ve sözlerimi düzelt! Beni bir göz kırpması kadar bir anda bile bana bırakma. Namaz kılamıyorum!' dedim, başladım hıçkırmaya..

?İlmimi artır, anlayışımı genişlet. Gerçekleri göster ve bana gerçeklere uymayı lütfet.. Boş olanı görmeyle ve ondan kaçınmayla da rızıklandır! Beni affet.' dedim. Bir patlamaydı yaşadığım, farkında olduğum yanlışlarımı tek tek itiraf ederek af diliyordum..

Babam, sabah namazına kaldırabilmek için nasıl uğraşırdı, yalvarırdı adeta; sabrı kalmayınca da kızardı. O ne büyük merhametti, göz göre göre cehenneme yuvarlanmamıza, irademizin çözülmesine razı olmazdı. Muhittin Aksoy Hoca'da da o merhameti görmüştüm.

(Devam edecek..)

Mustafa Yürekli - Haber 7

mustafayurekli@gmail.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.