Mustafa Yürekli: Erol Güngör’ün sosyolojik tahayyülü

Mustafa Yürekli: Erol Güngör’ün sosyolojik tahayyülü

"Başka kültürlerin özlemi ile hareket edenler, başka kültürlerin etkisi altında kalan zihniyetlerin, kendi kültürlerine ihanet ettiklerini ve bu nedenle taklit ettikleri kültürler içerisinde de komik gözüktüklerini belirtmektedir.."

Erol Güngör, 25 Kasım 1938 Kırşehir doğumludur. Babası Hacıhâfızoğulları’ndan Abdullah Sabri Bey annesi Zeliha Gülşen Hanım’dır. Hacı Hafızoğlu Hidayet Efendi, Güngör’ün büyük dedesi olup 1932’de vefat etti. Büyük dedesi Hafız Osman Efendi Ahî Evran Camii imamıydı; medrese tahsili yapmış ilim sahibi bir hoca.

İlk, orta ve lise öğrenimini Kırşehir’de tamamladı. Ortaokul sıralarında eski yazıyı öğrendi. Lise talebesi iken özel Arapça dersleri aldı. O yıllarda İslâm kaynaklarını okumaya başladı. Bu durum, onun daha sonraki ilim hayatının önemli bir tarafını teşkil edecek olan millî ve İslâmî kültür değerlerine ilgisinin temelini oluşturdu. Dedesinin ve Kırşehir’in mânevî atmosferi içinde tarih ve kültür konularına ilgi duydu.

Erol Güngör’ün yetişmesinde önemli bir katkı da dayılarından gelmiştir. Batı kültürü ile ilgili eserleri asker olan dayıları Osman ve Hakkı Demirsoy’un zengin kütüphanelerinden okumuştur. Özellikle emekli Albay olan büyük dayısı Osman Demirsoy’un geniş kütüphanesinden çok rahat bir şekilde istifade etmiştir. Bu dönemde Ziya Gökalp ve Hilmi Ziya Ülken gibi fikir adamlarının kitaplarını okudu.

Akademik Hayatı

1956’da Kırşehir Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Bir yandan Hukuk eğitimini sürdürürken bir yandan da çeşitli alanlardaki sohbet toplantılarına katılmıştır. Edebiyattan felsefeye ve müziğe kadar birçok alanda o alanın uzmanlarıyla tartışabilecek seviyede bilgi birikimine ulaşmıştır. Fethi Gemuhluoğlu tarafından Mümtaz Turhan’a tanıtıldı.

Erol Güngör’ün Mümtaz Turhan ile tanışması onun akademik hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın teklif ve tavsiyesi üzerine 1957’de Hukuk Fakültesinden ayrılarak Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne başlamış; Hilmi Ziya Ülken’in öğrencisi olmuştur. Erol Güngör, Hilmi Ziya Ülken’in ders notlarını eski yazı ile muazzam tuttuğundan Hilmi Ziya Ülken’in ‘Türkiye’de Çağdaş Düşünce Akımları’ adlı eseri, bu notların bir araya getirilmesiyle oluşmuş bir eserdir.

Erol Güngör’ün biyografisinde akademik gelişimi açısından iki önemli husus dikkati çekmektedir: Tasavvuf ve medrese geleneğine sahip bir aile ortamı, diğeri ise Mümtaz Turhan gibi alanında önemli bir şahsiyetin yanında bulunmak.. Dolayısıyla bir ilim adamı olması noktasında gerekli alt yapıya fazlasıyla sahipti. Bütün bu bileşenlerin yanında Erol Güngör’ün ilmi disiplini ve muhakemesi de eklenmesiyle Gökalp zincirinin en önemli halkasını oluşturmuştur.

Erol Güngör öğrenciliği sırasında kendi fakültesinde memurluğa başladı (1957). Bu yıllarda Fransızca yanında İngilizce de öğrendi. Misafir profesör Hains’in laboratuvar asistanlığını yaptı ve derslerini Türkçe’ye çevirdi. Güngör, Felsefe Bölümü’nden ve 30 Haziran 1961 tarihinde mezun olunca hocası Mümtaz Turhan’ın yanına, Deneysel Psikoloji Kürsüsü’ne asistan olarak girmiştir. Bu disiplinin önemli temsilcilerinden Krech ve Crutchfield’in eserini ‘Sosyal Psikoloji’ adıyla Türkçe’ye tercüme etti. Üniversitedeki tahsil hayatı boyunca hocasından çok etkilendi. Öğrencilik ve asistanlık yıllarında fikri faaliyetlere devam ederek, çeşitli gazete ve dergilerde yazılar da yazmıştır.

1965 yılında İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Bölümünden “Kelami Sahada Estetik Yapı Organizasyonu” adlı teziyle psikoloji doktoru olan Güngör, 1966-68 yılları arasında ABD Colorado Üniversitesine bağlı Institue of Behavioral Science’de çeşitli konularda araştırmalar yapmıştır. Bu üniversitenin Davranış Bilimleri Enstitüsü’nde milletlerarası bir ekibin araştırmalarına katıldı. 1968’de yurda dönerek Tecrübî Psikoloji Kürsüsü’nde sosyal psikoloji derslerini yürütmeye başladı.

Yurda dönüşünden sonra “ Şahıslar Arası İhtilafların Çözümünde Lisanın Rolü” konulu çalışmasıyla İ.Ü. Edebiyat Fakültesi’nden 1969’da doçent olan Güngör, 1971’de askerlik görevini yaptıktan sonra yine İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Sosyal Psikoloji Kürsüsü’nde çalışmalarına devam etmiştir. Hocası Mümtaz Turhan’ın vefatından sonra kürsü başkanlığını üstlenmiştir. Güngör, 1971’de vermeye başladığı sosyal psikoloji derslerine Selçuk Üniversitesi’ne Rektör oluncaya kadar devam etmiştir.

Üniversitede verdiği dersler ve ilmî yayınları ile Türkiye’de sosyal psikoloji dalını önemli bir alan haline gelmesine önemli katkıda bulunan Erol Güngör, Devlet Planlama Teşkilâtı’nda, Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı’nın çeşitli komisyonlarında görev aldı. 1978’de, genel değerler sistemiyle ahlâkî değerler arasındaki ilişkileri sosyopsikolojik açıdan incelediği Değerler Psikolojisi Üzerinde Araştırmalar başlıklı takdim teziyle sosyal psikoloji profesörü oldu. 1982 yılında Selçuk Üniversitesi’ne rektör tayin edildi. Bu görevi sırasında 24 Nisan 1983’te İstanbul’da vefat etti.

İlmi çalışmalarının yoğunluğu, birçok ilim adamında olduğu gibi Güngör’ün de evlenmesini geciktirmiştir. Kurucularından olduğu Türk Edebiyatı Cemiyeti’nin Topkapı Sarayı’ndaki bir toplantısında görüp beğendiği Sivaslı Taşcıoğulları ailesinin kızı Şeyma Taşcıoğlu ile yakın çevresinin aracılığı ile 19 Temmuz 1973 tarihinde Beyoğlu Evlendirme dairesi’nde yapılan nikah töreniyle evlenmiştir. Bu evlilikten 1977 yılında adına hocası Mümtaz Turhan’ın soyadını verdiği Turhan olmuştur.

1973 yılında sağlığı bozulan ve rahatsızlığı ilerleyen Güngör, 1976 yılında Londra’da kalp ameliyatı olmuştur. 1978 yılında “ Değerler Psikoloji Üzerine Araştırmalar” konulu çalışmasıyla Profesör olan 1982 yılında YÖK tarafından Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü’ne tayin edilmesi başarılı bir akademik hayatın sonucu olmuştur. Sekiz ay gibi çok kısa sayılabilecek bir yönetimin nasıl başarılı geçtiğini Erol Güngörün yürüttüğü Selçuk Üniversitesini büyütme çabalarına Konya halkının gönüllü desteğinden anlamak mümkündür.

1983 yılının 24 Nisan’ında henüz 45 yaşında iken en verimli çağında vefat etmiş ve İstanbul’da Zincirlikuyu mezarlığına defnedilmiştir.

Bilimsel Kişiliği Ve Düşünce Yapısı

Gökalp - Turhan geleneğini Türk milliyetçilik tarihinde devam ettirmekle birlikte daha demokratik, İslam ve Osmanlı kültürü ile daha barışık olması hasebiyle muhafazakâr ve liberal bir bakış açısı getiren bir bilim adamıdır. Güngör, Gökalp’ın siyasi açıdan Osmanlı’ya karşı dile getirdiği düşüncelerini eleştirmiştir. Ayrıca; Gökalp’ın; Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak anlayışına Osmanlı gerçeğini de katarak uyarlamayı hedeflemişti.

Erol Güngör’ün üzerinde en çok durduğu meseleler; kültür değişmesi ve modernleşme, Türk Kültür ve Medeniyeti, tarih ve milliyetçilik, aydın-halk ikiliği, İslamiyet ve muhafazakârlık olarak sıralanabilir. Erol Güngör’ün ortaya koyduğu eserlerde Doğu Batı Medeniyetleri arasındaki mukayeseleri, toplumların değişim ve gelişimindeki temel dinamikleri üzerine kültür ve medeniyetin belirleyici etkisini ortaya koymaya çalışmıştır. Kültür ve medeniyete ilişkin yaklaşımlarını ele aldığı Türk Kültürü ve Milliyetçilik; Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik; Dünden Bugünden Tarih, Kültür ve Milliyetçilik; Tarihte Türkler; Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri; İslam’ın Bugünkü Meseleleri; İslam Tasavvufunun Meseleleri; Ahlak Psikolojisi ve Sosyal Ahlak; Sosyal Meseleler ve Aydınlar gibi temel eserleri bulunmaktadır.

Bunların yanında Sanayileşmenin Kültür Temelleri; Batı Düşüncesindeki Değişimler; Dünyayı Değiştiren Kitaplar; İktisadi Gelişimin Merhaleleri ve Sosyal Psikoloji gibi çeviri kitaplarını da Türk kültür hayatına kazandırmıştır. Bu eserlerinde genel olarak kültür ve medeniyet bağlamında, toplumsal değişimi ve gelişimi irdelemiştir.

Erol Güngör 1959 yılından itibaren Türkiye’deki belli başlı fikir ve edebiyat dergilerinde, gazetelerde çok sayıda makale ve ansiklopedi maddeleri yazmıştır. 70’li yıllarda MHP çevresinin yayın organı olan Orta Doğu gazetesinin başyazarlığını yaptı. Onun eserlerinin ana temasını kültür konusu oluşturmaktadır. Öyle ki üzerinde durduğu milliyetçilik, dil, din ve tarih gibi konuları bile kültürle ilişkilendirerek ele almıştır.

Erol Güngör için kültür ve medeniyet kavramları, anahtar kavramlardır. Değerleri, estetiği, milliyetçiliği, iktisadi gelişimi, sosyal ilişkileri, aydın düşüncesinin temelini, sosyal ahlak anlayışını hep bu kavramlarla ilişkilendirerek ele almaktadır.

Sosyal bir varlık olarak insanın duygu, düşünce ve davranışlarıyla ortaya koyduğu her şey kültür içerisinde yer almaktadır. Çünkü kültür, tarihsel birikime dayanır. Bu birikimin içinde tecrübeler, alışkanlıklar, içselleştirilmiş davranış kalıpları ve buna bağlı olarak aynı toplum içerisinde belli standart ölçüler vardır. Kültürün bu özelliğini dikkate almayanlara yönelik olarak Erol Güngör, bir eleştirisini şöyle ifade etmektedir: Başka kültürlerin özlemi ile hareket edenler, başka kültürlerin etkisi altında kalan zihniyetlerin, kendi kültürlerine ihanet ettiklerini ve bu nedenle taklit ettikleri kültürler içerisinde de komik gözüktüklerini belirtmektedir.

Gökalp, kültürü, milli yapılara ait; medeniyet ise beynelmilel bir mesele olarak ele almıştır. Ancak Erol Güngör bu meseleye daha soğukkanlı ve ilmi olarak yaklaşmaktadır; ona göre; kültür ve medeniyet ayrımı bizler –Türkler- için sadece sosyolojik bir kavram meselesi değildir; millet hayatına nasıl bir yön vereceğimiz konusundaki isteklerimize objektif veya ilmî destek bulma gayretidir.

Erol Güngör’e göre, kültür, bir tarihi gelişimin ürünüdür. Ona göre, kültürün eskisi ve yenisi olmaz. Toplumsal yaşam oluşmaya başladığı andan itibaren kültür başlamış ve gelişerek bir yere gelmiştir. Kültür, teknik değildir, teknoloji değildir. Teknolojinin yenilenmesi sonucu demode olan bir eşyanın çöpe atılması gibi, yerleşmiş kültür unsurlarını bir kenara ayıramazsınız ve atamazsınız. Medeniyet ise, insanlık tarihi boyunca daima tek istikametli ve ileriye doğru bir gelişme göstermiştir. Bu yüzden medeni veya teknolojik eserlerde yenilik her zaman mükemmellik manasına gelir. Erol Güngör’e göre; medeniyet için teknoloji için bunu söyleyerek yeniyi eskiye tercih edeceğimizi ifade eder ama kültür sahasında eski ve yeni tabirlerinin objektif manası yoktur, bu tabirler sadece iki şey arasındaki zaman farkını işaret eder, diyerek kültürün yerini belirler.

yazının devamı..

Kaynak:Haber Kaynağı

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler