Mustafa Yürekli: Mescid-i Nebevi’nin İslam sanatı ve mimarisindeki yeri

Mustafa Yürekli: Mescid-i Nebevi’nin İslam sanatı ve mimarisindeki yeri

Mescid-i Nebevi, yani Peygamberin Mescidi, Medine’de, içerisinde Hz. Peygamber’in kabrinin de bulunduğu mescittir. Biz Müslümanlara göre Mekke'de bulunan Mescid-i Haram’dan sonra  ikinci en kutsal mescittir.

           2010 yılında, umre ibadeti nasip oldu, Mescid-i Nebevi’de namaz kılma, Kuran-ı Kerim okuma ve dua etme mutluluğuna eriştim. Bu arada yıllardır kitaplarda okuduğum tarihi olayların ve Hz.Peygamber’in hayatının şereflendirdiği mübarek yerleri inceleme fırsatı buldum.

            Bilindiği üzere 24 Eylül 622'de İslam peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) Medine'ye vardığında Ensar ve Muhacirlerden oluşan Müslümanlar onu şehrin girişinde karşıladı. Çok sayıda davet eden vardı; kimseyi kırmak istemediğinden, devesi Kasvâ’yı serbest bırakmalarını ve onun çöktüğü yere en yakın evde konaklayacağını söyledi. Kasvâ, Malik b. Neccaroğulları'nın evlerinin önünde, hurma kurutulan bir düzlükte çökünce, buraya en yakın olan evin sahibi Ebû Eyyûb el-Ensârî’ye  konuk oldu. Hz.Peygamber (s.a.v.) Kasvâ'nın çöktüğü ve Sehl ile Süheyl adında iki yetim çocuğa ait olan bu boş araziyi, sahiplerine Ebu Bekir tarafından ödenen 10 dinar karşılığında, herkesin namaz ibadetini yerine getirebileceği ve toplantı yapabileceği bir mescit (cami) inşa etmek amacıyla satın aldı. 

            Mescid-i Nebevi, temel atılırken engebeli ve çalılık bir alan[1]  olduğundan zemin düzenlenmesi yapıldıktan sonra yaklaşık 3 arşın derinliğindeki temeline ilk taşı Hz. Peygamber (s.a.v.) koymuştur. Rebîülevvel ayında (Eylül 622) temeli atılan Mescid-i Nebevî, inşaatında ashabıyla birlikte çalışan Resûl-i Ekrem (s.a.v.) başta olmak üzere özellikle Talk b. Ali, Ammâr b. Yâsir gibi sahâbîlerin öncülüğünde şevval ayında (Nisan 623) tamamlandı.

            Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) kendi evini inşa etmeden önce camiyi inşa etmiş, böylece yeni bir toplumun oluşmasına ev sahipliği yapacak ve onları bir araya getirerek eğitecek mekânı tesis etmiştir. Bizzat başında durarak mimarlığını yaptığı Mescid-i Nebevi, İslam sanatının ve İslam mimarlığının ilk örneğidir.

            İslam’daki ilk mescitler, Mekke’de, Hz. Ebu Bekir ve Ammar b. Yasir’in kendi evlerinde inşa ettikleri mescitlerdir. Bunların dışında, II. Akabebiatında Müslüman olanların Medine’de yaptıkları mahalle mescitleri vehicret esnasında bizzat Hz. Peygamber tarafından inşa ettirilen Kuba Mescidi de vardır. Ancak, bu mescitlerin plan ve mimarileri hakkında tarihi kaynaklarda fazla bir bilgiye rastlanılmamaktadır. Dolayısıyla İslam mimarisinde planı ve mimarisiyle bilinen ilk mescit, planı bizzat Hz.Peygamber(s.a.v) tarafından çizilen ve inşası esnasında kendisinin de bir işçi gibi çalıştığı 622 yılında yapılan Mescid-i Nebevî’dir.

            Arsaya süs ve ihtişamdan uzak, duvarı kerpiç, zemini toprak, tavanı ise hurma yapraklarıyla örtülü ilk bina, ilk mescit[2], taş temel üzerine tek sıra pişirilmemiş kerpiçten, bir adam boyu kadar yükseklikteki çevre duvarı ile kuşatılarak üstü açık biçimde 60 × 70 zirâlık (35 m eninde ve 30 m genişliğinde) bir alana (1022 m2) yapıldı[3]. Mescid-i Nebevî’nin inşaat mühendisliğini ve kıble tayinini bizzat Hz. Peygamber (s.a.v) yapmış, yedi ay süren inşaat işinde arkadaşlarıyla birlikte taş ve kerpiç taşıyarak sade bir vatandaş gibi çalışmıştır. Mescidin inşası, Resûlullah’ın güzel sözleri ve şiirlerle teşvik edilen Ensar ve Muhacirlerin kaynaşması için iyi bir fırsat olmuştu[4]. Çatısı, hurma yapraklarıyla oluşturulmuştu. Hz.Peygamber’in (s.a.v.) de taş ve kerpiçlerin taşınmasında Müslümanlara eşlik ettiği rivayet edilir.  

            Kıblesi bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından Kudüs’e yönelik olarak yapılan Mescid, ilk yapıldığında batıda Babürrahme, doğuda Babücibril ve güneyde Babülcenubî olmak üzere üç kapısı bulunmaktaydı; mescidin doğu duvarının güney kısmına Resûl-i Ekrem’in hanımları Hz. Âişe ve Sevde için iki adet oda-hücre yapıldı. Daha sonra sayıları dokuza çıkan bu odaların bir kapısı mescide açılıyordu. Kıble hicretten on altı veya on yedi ay sonra Kudüs’ten Mekke’deki Kâbe’ye çevrilince güney kapısı kapatılarak kuzey duvarında yeni bir kapı açıldı. Günümüzde ise Mescid-i Nebevi'nin 41 ana giriş ve çıkış noktası bulunmaktadır. 

            Basit ve sade, ancak son derece fonksiyonel olan Mescid-i Nebevî Hicri Takvim’e göre 7. yıldan itibaren  Medine'deki Müslümanların sayısı günden güne artmaya başladı ve mescit namaz kılanlara dar geldi. Bunun üzerine sevgili peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) mescidi genişletmeye karar verdi. Mescid-i Nebevî'nin başlangıçta kapılarından hiçbiri kadınlara tahsis edilmemişti ancak camiye giden kadınların sayısında artış olunca kapılardan biri kadınlara ayrıldı ve bu kapıdan erkeklerin girmesi yasaklandı.

Hayber'in alınmasının ardından mescit takribi olarak 20 m en ve 15 m boy eklemesi ile iki misli genişletildi. Böylece Mescid-i Nebevî, kıble tarafı hariç üç tarafından genişletilerek 100 × 100 zirâ (50 x 50 m'lik) ebadında kare planlı (yaklaşık 2433 m2) bir kare şekline getirildi[5]. Yükseklik 3.5 m'ye yükseldi ve toplam 35 sütun kapsadı. Bu eklenen alanını Hz. Osman, Resûlullah’ın teşvikiyle Mescid-i Nebevî’ye dahil etmek amacıyla satın aldı[6]. Halife Ebu Bekir döneminde mescit aynı kaldı.

            Duvarları taş temel üzerine “semît” adı verilen tek sıra kerpiç, üzerine “saîde” denilen kerpiçlerin yön değiştirdiği veya bir tam, bir yarım kerpiçten meydana gelen çift sıra, son olarak da erkekli dişili çift sıra olmak üzere üç farklı şekilde örüldü. Son aşamada duvar kalınlığı 1,5 zirâa (74 cm.), yüksekliği de 7 zirâa (3,45 m.) ulaştı.

            Başlangıçta üstü örtülmeyen Mescid-i Nebevî’nin kıble tarafında Hz. Peygamber’in namaz kıldırdığı yere yağmur ve güneşten korunmak için hurma kütüğünden altı direk üzerinde bir sundurma yapıldı. Kıble Kâbe’ye çevrilince bu sundurma kısmen korunarak Suffe ehlinin barındığı bir yer oldu.

            Mescidin güney duvarına paralel dokuzar adet hurma kütüğünün üç sıra halinde dizilip ahşap sütunlar üzerine oturtulduğu bir çatı yapıldı. Araları 9 zirâ (4,44 m.) olan sütunlar, hurma ağacından kirişlerle birbirine bağlanıp yanlamasına hurma dalı ve yaprakları, izhir ve semer otlarıyla örtülerek toprakla kapatıldı. Çok sade biçimde yapılan tavan gölgelenmeyi sağlıyor, ancak yağmurdan korunmayı temin etmiyordu[7]. Mescidin yeşil kubbesine, Kubbe-i Hadra adı verilmiştir; o Hücre-i Saadet'in tam üzerindedir.

            Kısaca ifade etmek gerekirse Mescid-i Nebevî ya da Mescid-i Nebi ilk inşasında basit yapılıydı. Hurma kütüklerinden sütunları, hurma dallarından çatısı, taşlardan duvarları vardı. Hemen bitişiğindeki ev kısmı da (bugün kabirdir) kerpiçtendi. Minberi, mihrabı yoktu. Sevgili peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) mescitte cemaate hitap ederken dayanması için hurma ağacından olan büyük bir kütüğü kullanmaktaydı. Daha sonra cemaatin yüzünü göreme ve sesini işiteme sıkıntısı çekmesi üzerine hicri 7. (628) veya 8. (629) yıllarda ılgın ağacından 50 x 125 cm ebadında ve bir metre yükseklikte, arkasında 3 sütunu bulunan 3 basamaklı ilk minber yapıldı. İlk halifeler sevgili peygamberimiz Hz.Muhammed'e (s.a.v.) hürmetten dolayı üçüncü basamağı kullanmamışlar ve bu basamağı bir tahta parçasıyla kapatmışlardır. 

            Mescitte oturup bildiğim olayları hayal ettim ve hadislerden hangilerinin bu mekanda söylendiğini bulmaya çalıştım. Mu güzel ve zevkli uğraşı hala tamamalayamadım.

            Mescidin Suffa denilen bir bölümü fakirlere, öğrencilere ve yolculara ayrılmıştı. Mescidin o bölümü üzerinde de düşünürken çok duygulu anlar yaşadım.

            Mescid-i Nebevî, İslam Tarihi’nde İslam Devleti’nin kurulduğu ve yönetildiği  merkezdir. Asr-ı Saadet’te bütün kararlar burada alınmış, elçiler burada karşılanmış, ordu sefere buradan çıkmış yine sefer sonrasında burada toplanılmıştır. Burası, İslam Tarihi’nin Hz. Peygamber (s.a.v) ile ilgili on yıl gibi büyük zaman aralığının yaşandığı ve çok önemli kararların alındığı bir yerdir. Dolayısıyla İslam Tarihi açısından Mescid-i Nebevî önemli bir yere sahiptir. Çünkü, İslam kültür ve medeniyetinin ilk tohumları burada atılmış ve yine buradan yayılmaya başlamıştır. 

            Biliyordum ki 654 yılındaki deprem ve yangında bu mescit yanmıştır. Emeviler, Abbasiler, Memlükler ve Osmanlılar dönemlerinde yeniden yeniden yapıldığını okumuştum kitaplarda.. Ne var ki hiçbir değişiklik olmamış gibi geliyordu bana, çünkü Hz.Peygamberi'in içinde namaz kılmayı teşvik ettiği Hücre-i Saadet ve Minberi arasında kalan kısım, "Ravza-i Mutahhara" veya "Riyazul Cenne" olarak bilinen yer oradaydı. Buranın cennetten bir bölüm gibi olduğu hadislerde bildirilmekteydi.

            Dolayısıyla fiziksel değişimlerden etkilenmeyen niteliksel boyutunu keşfediyordum Mescid-i Nebevi’nin.. Örneğin halifelerden Hz.Ebu Bekir (r.a.) ve Hz.Ömer bin Hattab'ın (r.a.) kabirleri de buradaydı.

yazının devamı..

 

KAYNAK

Abdürrezzâk es-San‘ânî, el-Muṣannef (nşr. Habîbürrahman el-A‘zamî), Beyrut 1403/1983, I, 414, 532-533; III, 153, 182-183, 215; IV, 248-249; V, 396-397; IX, 267.

Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, es-Sünenü’l-kübrâ, Haydarâbâd 1346-52, II, 444; III, 195; VI, 127, 167-168.

Dârekutnî, es-Sünen (nşr. Abdullah Hâşim Yemânî el-Medenî), Beyrut, ts. (Âlemü’l-kütüb), IV, 195.

Müsned, I, 70, 184, 249; II, 29, 53, 68, 101; III, 91, 155, 323; V, 116, 299, 300-301, 330, 335.

Semhûdî, Vefâʾü’l-vefâ bi-aḫbâri dâri’l-Muṣṭafâ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Beyrut 1374/1955, I, 88, 94, 322, 333-336, 338, 340, 341; II, 399-403, 497-510, 526, 531, 540, 686-687; III, 678.

Taberî, Câmiʿu’l-beyân, VI, 437; XI, 26-28; XVIII, 121. a.mlf., Târîḫ (Ebü’l-Fazl), II, 396-397; III, 22, 160, 457, 590; IV, 267; V, 238-240; VI, 427-428, 435-437, 456, 476; X, 7.

Taberânî, el-Muʿcemü’l-kebîr (nşr. Hamdî Abdülmecîd es-Selefî), Musul-Kahire 1404/1983, I, 196; II, 143, 144; V, 133; VI, 207.

Tirmizî, “Ṣalât”, 125-126, “Menâḳıb”, 19.

 


[1] Taberî, Târîḫ, II, 396-397.

[2] A. Himmet Berki, O. Keskioğlu, Hatemü’l- Enbiya Hz. Muhammed ve Hayatı, DİB Yayınları, Ankara 1993, ss. 196197.

[3] Semhûdî, I, 334.

[4] Abdürrezzâk es-San‘ânî, V, 396-397; İbn Sa‘d, I, 185-186.

[5] Semhûdî, I, 336, 338, 341.

[6] Müsned, I, 70; Tirmizî, “Menâḳıb”, 19; Dârekutnî, IV, 195; Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, VI, 167; Taberânî, I, 196

[7] Abdürrezzâk es-San‘ânî, IV, 248-249; Müslim, “Ṣıyâm”, 215-216; Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 15.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.