Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

Özerk yapı tartışmamız


Gülay Göktürk'ün, benim 10 Ocak tarihli yazımı değerlendiren 11 Ocak tarihli yazısına cevabımın beklendiğini tahmin ediyorum.

Önemli bir tartışma konusudur. O yüzden çok geç olmadan bu yazıyı yazma gereği duydum.
Konu malum, yerel yönetimlere özerklik meselesinin, Kürt sorunu ile iç içe geçmiş olması meselesi. Ben şöyle yazmışım:

"Yerel yönetimlere özerklik konusu, mesela neden İstanbul için, İzmir için böylesine aşkla dillendirilmez de Diyarbakır için olmazsa olmaz bir statü olarak zikredilir? Diyarbakır kendisine çok yeterli bir ilimiz olduğu için mi yoksa Diyarbakır merkezli bir farklı yapının çivilerini çakmak için mi?"

Gülay Hanım, soruyu çok net cevaplıyor:

"Diyarbakır kendisine çok yeterli bir ilimiz olduğu için değil, Diyarbakır yüzyıllar boyu Kürdistan eyaletinin merkezi olduğu için..."

Gülay Hanım sonra da Osmanlı'dan Mustafa Kemal Paşa'nın ilk vaatlerine kadar Diyarbakır'ın nasıl bir arka planı olduğunu anlatıyor.

Osmanlı o bölgeye Kürdistan dedi, özerk statü verdi, Mustafa Kemal Paşa, "Kürdistan'ın varlığını tanıdı", "Birinci Meclis'te yer alan Kürt milletvekillerinin adı Kürdistan milletvekili olarak geçiyordu."

Diyarbakır'ın farkı deyince

Gülay Hanım İstanbul ve Ankara ile Diyarbakır'ın farkını da anlatıyor:

"İstanbul ya da İzmir hiçbir zaman bir eyaletin başkenti olmamıştır ama Diyarbakır olmuştur. Cumhuriyet, İstanbul ya da İzmir'e hiçbir zaman özerklik sözü vermemiştir; Diyarbakır'a vermiştir."

Gülay Hanım sonra, verilen sözlere uyulmadığını, Kürtler'i Türkleştirme gibi bir yola girildiğini ifade ediyor.

Sonra da geldiğimiz noktadaki beklentileri ifade ediyor:

"O yüzden de bugün geldiğimiz noktada, bütün illerin yerel yönetimlerinin güçlendirilmesine ihtiyaç var ama Diyarbakır'ın daha fazla var. Bu reformun Kürt bölgesi için elbette özel bir önemi ve anlamı var."

Buralardan gelindiğinde, akla ister istemez, Gülay Hanım'ın, yerel yönetimlere bu tarihi bağlamda, adına da "Kürdistan" denecek, "eyalet"e kadar uzanan bir "özerklik" talep edip etmediği gibi kritik bir soru geliyor.

Gülay Hanım "Yapılana Kemalist rejimin tarihi ihanetinin yaralarını sarma operasyonu" denebileceğini belirterek şöyle bir formülü öngörüyor:

"Tarihi olarak hep özerk bir yapıya sahip olmuş olan bu bölgede Kürtler'in kendi bölgelerinin yönetimine daha fazla katılmalarına olanak vererek, artık ayrılamaz hale gelen iki halkın üniter bir yapı içinde birlikte yaşamaya devam etmesine zemin yaratmak..."

Soru ve sorunlar

Önce şunu ifade edeyim: Kemalist rejimin Türkleştirme politikasını asla onaylamadım ve ona paralel seyreden "İslam'ı azaltma" politikasının, ortak paydaları aşındırma yönünde gerçekten tahrip edici bir rol oynadığına inandım. Gelinen noktayı, o yüzden, merhum Abdülmelik Fırat'ın ifade ettiği gibi, Kemalist proje ile PKK projesinin üst üste oturmasından ibaret olarak gördüm.

Ancak, Osmanlı'daki Kürdistan tanımlaması ile bugünler arasında çok farklar bulunduğunu, Osmanlı'da bulunan Sırbistan, Arabistan, Arnavutluk, Bulgaristan, Yunanistan gibi alanların bugün ayrı devlet haline geldiğini, Osmanlı'nın yükseliş dönemi ile çözülüş dönemi arasındaki tanımlamaların çok farklı anlamlar taşıdığını görmek gerekir diye düşünüyorum.

Tabii ortada çok soru ve sorun var: "Kürdistan eyaleti" dediğinizde, Türkiye'nin geri kalanını nasıl tanzim edeceksiniz, "Kürt bölgesi"ni nasıl çizeceksiniz, "üniter yapı" duyarlılığınızı nasıl koruyacaksınız, belki de en önemlisi "Artık bağımsızlık istiyoruz" talebini nasıl reddedeceksiniz? Yoksa bu soruların ortaya çıkmaması için bir garanti mi var?

 

Ahmet TAŞGETİREN

atasgetiren@bugun.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.