Pakistan Cumhurbaşkanı Alvi, Taliban'a Mandela örneğini izlemesi çağrısında bulundu

Pakistan Cumhurbaşkanı Alvi, Taliban'a Mandela örneğini izlemesi çağrısında bulundu

Cumhurbaşkanı Alvi, AA'ya verdiği özel röportajda Türkiye ve Pakistan'ın, küresel siyasette yerleşik çıkarlara karşı ilkeleri öne çıkarması gerektiğini vurguladı.

İstanbul

Pakistan Cumhurbaşkanı Arif Alvi, yakın kültürel ve tarihi bağları olan Pakistan ve Türkiye'nin, birçok alanda iş birliği için büyük potansiyele sahip olduğunu belirtti.

Pakistan MİLGEM Korvet Projesi'nin 1. Gemi Denize İndirme ve Açık Deniz Karakol Gemisi Projesi 1. Gemi Sac Kesim Töreni için İstanbul'u ziyaret eden Alvi, ikili ilişkiler, Afganistan'daki durum ve Hindistan ile ilişkiler konularında Anadolu Ajansının (AA) sorularını yanıtladı.

Pakistan ve Türkiye, yakın kültürel, tarihi ve askeri ilişkilere sahip. Bunları geliştirmek ve iki ülke arasındaki ekonomik ve stratejik bağları derinleştirmek için masada olan yeni fikirler nelerdir?

Bence fırsatlar harika. Dünya çok hızlı değişiyor, yeni kutuplaşmalar var ve değişimler muazzam. Bu nedenle Pakistan ve Türkiye, birçok alanda büyük bir potansiyele sahip.

Uluslararası toplum, önem verilmesi gereken ilkelerden ziyade, uzun bir süredir Keşmir, Kıbrıs, Dağlık Karabağ gibi sınırlı anlaşmazlık ve çıkarlara önem veren bir topluluk haline gelmiştir.

Böyle bir durumda, Türkiye ve Pakistan gibi yükselen ekonomilerin, ahlakın, çıkarlardan çok daha önemli olduğu bir yol arama fırsatı her zaman vardır.

Pakistan ile Türkiye arasındaki iş birliği fırsatları muazzam. Pakistan ve Türkiye'nin liderleri ilk kez dünyayı, İslamofobi konusunda, bunun insanları birbirinden uzaklaştırdığı konusunda bilgilendiriyor.

İki ülke 2023 için 5 milyar dolarlık bir ekonomik ticaret hacmi hedefi belirlese de bu rakamın çok gerisinde görünüyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan ile dün uzun bir görüşme yaptım ve ikimizin de bu ivmenin gerçekleşmesiyle ilgili endişeleri var. Hem Pakistan'ın Ticaret Bakanlığında hem de Türkiye'nin bakanlığında belirli konulara bakan gruplar var.

Örneğin, Pakistan'daki Türk yatırımı iyi düzeyde. Mineraller ve granitte iş birliği gibi birçok konu mevcut ve Türkiye'nin bu konulardaki uzmanlığı iyi. Türk ve Pakistan iş çevreleri bunlara yönelmeli.

İki ülke arasındaki ticaret potansiyeline ulaşılmalı. 5 milyar dolarlık ticaret hacmi hedeflenmiştir. Dünya küçülüyor ve korumacı hale geliyor. Pakistan ve Türkiye gibi kardeşler, iş birliği yaparsa ekonomileri zenginleşir. Mesela savunma sektöründe kendimize güveniyoruz. Birbirimizle ne kadar çok şey paylaşırsak, halkımızın ekonomik kalkınması ve refahı o kadar fazla olur. Bu yüzden çok önemli bir alan, Türkiye ile Pakistan arasındaki irade ile muazzam bir ilerleme mümkün görünüyor.

"Pakistan ve Türkiye, teknoloji yarışını hızlandırabilir"

Savunma sanayi yönünden Türkiye-Pakistan iş birliği nasıl ilerleyebilir ve bu konuda ne tür çarpıcı girişimler bekleyebiliriz?

Kanaatimce T129 ATAK helikopterlerine yoğunlaşmış durumdayız. Bunun yanında denizaltılardaki gelişmeleri ve iş birliğimizde önemli bir yer teşkil eden beşinci nesil hava araçlarındaki gelişmeleri de inceliyoruz.

Ekonomi için çok önemli olan insansız hava araçlarındaki iş birliği de gündemimizde. Böylelikle Türkiye ve Pakistan, yapay zeka ve siber güvenlik sahalarında iş birliğine devam etmektedir. Biz saldırgan devletler değiliz. Pakistan ve Türkiye, savunma doğrultusunda konumlanmış barışçıl devletlerdir.

Dolayısıyla Türkiye ve Pakistan'ın, yeni teknolojilerin geliştirildiği bu alanlarda büyük potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle yaşanmakta olan dördüncü endüstriyel devrimin çalışmalarına hız verebiliriz. İş birliğinde karar kılmış iki ülke Pakistan ve Türkiye, bu yarışı hızlandırabilir ve bu sayede daha büyük ekonomik ilerlemelere öncülük edebiliriz.

"Pakistan Asya'nın merkezinde karlı bir ticari merkez konumuna gelmiştir"

Pakistan başbakanı ve ordu komutanı, jeo-politikten jeo-ekonomiğe doğru bir dönüşüm gerektiğini sık sık vurguluyor. Bu ne anlama geliyor?

Bu önemli bir politik dönüşümdür. Çin devleti son 15-20 yıllık süre zarfında, diğer ülkelerle birlikte bütüncül bir oluşum için "Tek Kuşak, Tek Yol" politikasını geliştirmiştir.

Buna benzer olarak Pakistan, Asya'nın merkezinde karlı bir ticari merkez konumuna gelmiştir. Merkez Asya ülkelerinin güzergahı, çoğunlukla ticari güzergah, denizlere doğru gelindikçe kısalır. Çin'in batı kısımlarından denizlere doğru bu yönde gidildiği takdirde bu rota 5 veya 6 bin mil (8,046-9,656 km) olmasına rağmen, Çin'in batı kısımlarının ihraç rotası, batıdan başlayıp denizden Pakistan'a gidiş halinde sadece 2 bin 414 kilometre civarı olup, daha kısadır.

Bu sebeple, Merkez Asya ülkeleri için, Çin için, Afganistan için, Tacikistan için, Türkmenistan ve Özbekistan için, Pakistan'ın bugün hedeflediği jeo-ekonomik aktarma merkezi ile ortaklığı bulunan herkes için, ticaretin gelişmesi açısından büyük önem arz etmektedir.

Ve dolayısıyla, Afganistan'da ne olursa olsun, 40 yıldır süren acıların ardından insanlar artık barışın gelmesi gerektiğinin farkında. Afganistan da bu ticari rotanın bir parçası olmalıdır.

"Afganistan'a barışın geleceğinden umutluyum"

Afganistan'da önümüzdeki günlerde barış bekleyebilir miyiz?

Ben umutluyum, Pakistan umutlu.

Pakistan'ın daima barışçıl bir duruşu olmuştur. Pakistan son 40 yıldır daima olumlu bir tutum izlemiştir. İlkin, 1979'daki Sovyet işgalinin hiç yaşanmaması gerektiğini her zaman söyledik. İkinci olarak, Sovyetler 1989'da ülkeyi terk ettiğinde, geride bırakılan kaosla başa çıkma konusunda yalnız kaldık.

Afganistan ile iyi ilişkiler kurmayı başarmışken bu kez Amerikalılar geldi. Pakistan, savaşın çözüm olmadığını söylemeyi sürdürdü. Tüm bu senaryo içinde savaşın çözüm olmayacağını tüm dünyada bir tek Pakistan savunmaya devam etti.

Ülkeler ancak trilyonlar harcadıktan ve yüz binlerce can kaybının ardından bunun farkına varabildi. Pakistan da yüz binden fazla insan ve milyarlarca dolar kaybetti. Bu yüzden dünyanın barış konusunda söylediklerimizi dinlemesi gerektiğini söylemeye hakkımız var.

"Taliban'a 'Eğer Afganistan'da hakim olursanız, affetmeyi bilin.' dedim"

Türkiye ve Pakistan, Afganistan'a barış getirmek için ne türden ortak sorumluluklar üstlenebilirler?

Bölgedeki bütün ülkeler gibi iki ülke de şu an bekliyor. Olayların sakinleşmesini, bir şeylerin açıklığa kavuşmasını, Afganistan halkını kim temsil edecek, kimle diyalog kuracağız, bunların belli olmasını bekliyoruz.

Bunlar günler içinde açığa çıkacak. Bunun 6 veya 7 ay süreceği düşünülüyordu. Afganistan'a milyarlarca ve trilyonlarca dolar harcayan ülkelerin en iyi uzmanları bize böyle söylüyordu. Pakistan'ın başından beri söylediği olunca herkes şaşkınlığa uğradı. Dünya meseleyi anlayamadı ve Pakistan'ı günah keçisi yaptı, olanlardan Pakistan'ı sorumlu tuttu.

Afgan halkının iş birliği içinde hareket ettiğini görüyoruz, henüz büyük katliam haberlerine rastlamadık. Bu beni mutlu ediyor. Biz İslam ümmeti geleneğinin mirasçısıyız. Hudeybiye Barışı bunun en güzel örneğidir. Taliban'a, "Eğer Afganistan'da hakim olursanız, affetmeyi bilin, Nelson Mandela'nın Güney Afrika'yı birleştirmek için yaptığı gibi af getirin." dedim. (Barış için) Umutluyum.

"Müslümanlar huzurlu bir geçmiş arıyorlar"

Tarihi Türk dizisi "Diriliş" Pakistan'da büyük hayranlıkla izlendi. Dizi büyük bir popülarite kazandıktan sonra iki ülke birlikte, Anadolu Ajansının 1920'li yıllardaki ilk muhabirlerinden olan Abdurrahman Peşaveri'nin hikayesini anlatan "Türk Lala" dizisine başladı. Bu gelişmeyi nasıl görüyorsunuz?

Bu dizi 1880'lere, Pakistan'ın kuruluşunun öncesine giden ve tarihe dayanan Pakistan-Türkiye ilişkilerini sağlamlaştırıyor. Bu İslam ümmetidir ve muazzam bir bağ… Pakistan bu yüzden Hilafet Hareketi'ni başlattı. Yeni neslin bunu hatırlaması lazım. Dünyanın bu bölgesinde Türkiye ile yapılan en büyük iş birliği budur.

Ertuğrul dizisiyle birlikte gerçekleşen diğer şeyler de var, Yunus Emre ve bu proje. İnsanlar, Müslümanlar huzurlu bir geçmiş arıyorlar. Ve huzurlu bir geçmişten gurur duyan insanlar yine huzurlu bir gelecek inşa edebilir.

Müslümanların yükselişi, insanlar inanmış ve umutlu olunca gerçekleşir. Ve bu projelere, anıtlara ve örneğin geçmişte var olmuş İstanbul'daki, Müslüman dünyadaki anıtlar insanlara ilham veriyor.

Ve Müslümanlar bunlarla özdeşleştikçe içlerinde bir Rönesans oluşacaktır. Ve bu nedenle Pakistan ve Türkiye, Müslüman dünyanın iki lideri, yüzü Batı'ya dönük ülkeler olarak, İslamofobinin ne kadar yıkıcı bir şey olduğunu, İslam dünyasının sorunlarının çözmenin gereğini, örneğin Keşmir sorununun nasıl kangrene dönüştüğünü anlatıyor.

Toplumun bir kesimini, Müslümanları, azınlıkları izole ettiğinde Hindistan'da neler oluyor, Avrupa'da neler oldu herkesin malumu. Hindistan'da sadece Müslümanlar değil, bütün azınlıklar kötü muamele görüyor. Onlar tarihlerini yeniden yazmaya çalışıyor. Biz geçmişteki güzel tarihi, huzur dolu dünya düzenini ararken, onlar tarihi yeniden yazarak insanlar ve toplumlar arasında ayrılık çıkarmaya çalışıyorlar.

Yani Pakistan bütün bunların bilincinde. Neden? Çünkü sorunlar adil bir şekilde çözülmezse biz acı çekeriz, eğer Hindistan ticaretinde bir huzursuzluk yaşarsa bizi suçlayacaklar. Keşmir'in ilhakı, uluslararası toplum tarafından olmasına izin verilmeyecek bir durumdur.

İşte burada Pakistan ve Türkiye'nin Keşmir ve Kıbrıs konularındaki gibi barışçıl kararlar alarak Birleşmiş Milletlere ahlaki bir boyut getirme konusunda büyük rolü var. Ben liderlik potansiyelinin burada olduğunu düşünüyorum.

"Hindistan kavgacı bir ulus ve barışın ne anlama geldiğini anlamıyor"

Pakistan ve Hindistan ilişkilerine dair son sorularımız. Kontrol Hattı'ndaki (LoC) şubattaki ateşkesten sonra Pakistan-Hindistan ilişkilerinde gelişme olmadı. Gayriresmi görüşmelerin başladığı bildirildi. Bu görüşmelerin durumu nedir? Bu konu çok önemli, çünkü Keşmir meselesi nükleer parlama noktası.

Hindistan kavgacı bir ulus ve barışın ne anlama geldiğini anlamıyor. Sri Lanka, Nepal, Çin gibi ülkelerle sorunları var ve şimdi kendi insanıyla da sorunlar yaşıyor. Kendi insanını bölerek tarihi yeniden yazıyor.

Uluslararası kamuoyunu, bu olanların soykırıma kadar gidebileceği konusunda uyardık. İnsanları izole edip onlara farklı vatandaş muamelesi yaptığınızda bu, soykırım anlamına gelir. Bu tür yasalar ahlak dışıdır, apartheid rejimidir.

Hindistan ayrımcı bir vatandaşlık yasası çıkardı, aynı zamanda Keşmir’in demografik yapısını değiştirmeye çalışıyor. Bu barış ve refaha mı götürecek? Götürmeyecek.

Keşmir'in Pakistan tarafına gelirseniz, orası barış içinde. Kriket ligi var. Ama Hindistan tarafında gazetecilerin haber yapmalarına ve BM denetlemesine izin vermiyorlar. Zulüm fotoğraflarının dışarı çıkmasını istemiyorlar. Durumun kötü olduğunu düşünüyoruz ve uluslararası kamuoyunun ilgisini Keşmir'e çekmeye çalışıyoruz.

Türkiye'nin bizi iyi desteklediğine, bizi anladığına, Türk halkının da bizi anladığına inanıyorum. Eğer alternatif bir resim çizilirse Türk halkı bu resmi kabul etmeyecektir.

Pakistan bu sorunu tekrar tekrar gündeme getirdi. Ve Hindistan'ın söylemine rağmen, Hindistan kısa süreliğine BM Güvenlik Konseyi Başkanı olur olmaz Keşmir'in Hindistan'ın ayrılmaz parçası olduğunu söyledi ama bu tez BM Genel Sekreterliği tarafından reddedildi.

Bu arada, Türkiye ve Azerbaycan'ı uluslararası medya ve toplumun gözünü kapadığı Karabağ sorununu çözdükleri için kutluyorum. Umuyoruz ki Kuzey Kıbrıs meselesi de bir çözüme ulaşacaktır.

Önce halklar birleşir, sonra hükümetler. Pakistan ve Türkiye halkları bu soruna dair birlik içinde olursa Hindistan'ın her türlü propaganda girişimi başarısız olur. Dünya sahte haberler ürettiklerini biliyor, bütün ülkeleri dinlemeye ve gözetlemeye başladılar.

Bu oldukça saygısız bir durum. Hindistan, BM tarafından onaylanan kurallar içinde uluslararası toplumla birlikte yaşamayı öğrenmeli, haydut gibi değil. Bu çok tuhaf bir ülke ve dünyanın bunu bilmesi gerekiyor.

"Halkın acıları üzerine müzakere edemeyiz"

Hindistan ile herhangi bir gayriresmi diplomasi var mı?

Zannetmiyorum. Birincisi, Keşmir meselesi, Hindistan'ın bölündüğü dönemde verilen sözlerin yerine getirilmemesi nedeniyle kangrene dönüştü. Verilen söz, Müslüman dini çoğunluğun olduğu eyaletlerin Pakistan'a ve Hinduların olduğu eyaletlerin ise Hindistan'a verilmesiydi. Keşmir bu sözün dışında tutulmuştu. Keşmir için bu temelde karar verilmedi. Şimdiki acıların sebebi bu.

Pakistan, Hindistan Anayasası'nın 370. maddesine karşı. Biz buna katılmıyoruz, Keşmir'in adı Hindistan Anayasasında asla geçmemeliydi. Bu nedenle "Keşmir, Pakistan'ın bir parçası olmalıydı" diye bir karar aldı.

Ama yine de Hindistan'ın değiştirdiği madde 35A, Keşmir halkına verilen bir sözdü ve onlar hayal kırıklığına uğradılar. Bu yüzden, Hindistan bunları geri almadıkça Pakistan'ın bu konuda herhangi bir diyaloğa devam etmeyeceğini düşünüyorum.

Halkın acıları üzerine pazarlık edemeyiz. Bu mümkün değil. Pakistan ilkeli bir ülke, asla pazarlık yapmayacak. Kıbrıs konusunda da asla pazarlık yapmayacağız, Keşmir konusunda da asla pazarlık yapmayacağız.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler